TÜRK BORÇLAR KANUNU VE MİLLETLERARASI MAL SATIMINA İLİŞKİN SÖZLEŞMELER HAKKINDA BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ANTLAŞMASI (CISG) UYARINCA SÖZLEŞMENİN KURULMASI

Milletlerarası ticari işlerde mal satımına ilişkin işlemler kuşkusuz önemli yeri tutmaktadır. Buna ilişkin olarak Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması kabul edilerek milletlerarası mal satımı hukukunda yeknesaklaştırma amaçlanmıştır. Türkiye’de de yürürlüğe giren Antlaşma hükümlerinin daha iyi anlaşılması ve uygulamasının yaygınlaştırılması açısından, Türk Borçlar Kanunu hükümleri ile karşılaştırılması, farklılıklarının incelenmesinin yararlı olacağı düşüncesindeyiz.

Çalışmamızda, Türk Borçlar Kanunu ve Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması’nda yer alan sözleşmenin kurulmasına ilişkin hükümler incelenmiş ve karşılaştırılmıştır. Bu kapsamda çalışmanın ilk kısmında genel olarak Antlaşma hakkında ve yürürlüğe girmesi hakkında bilgiler verilmiş, ikinci kısmında ise sözleşmenin kuruluşunu oluşturan öneri ve kabule ilişkin hükümler incelenmiştir. Son kısımda ise hakimiyet alanına varma koşulu ve sözleşmenin kurulma anı üzerinde durulmuştur.

I. Genel Olarak CISG ve Yürürlüğe Girmesi

Milletlerarası ticari ilişkilerde, taşınır mal satımına ilişkin sözleşmeler kuşkusuz olarak en çok kullanılan sözleşme tipidir. Özellikle II. Dünya Savaşından sonra hem ülke hem de ülkeler arasındaki ticari ilişkiler, endüstrideki gelişmelere bağlı olarak hızla artış göstermiştir. Milletlerarası taşınır satışının artması ile beraber, bunlara ilişkin yapılan sözleşmelerde, gereği gibi hazırlanmadığından, birtakım sorunlar oluşmaya başlamıştır. Nitekim sözleşmenin yapıldığı taraf ülkelerinde hukuk sistemleri farklıdır. İş bu sebeplerle milletlerarası alanda taşınır mal satımına ilişkin uygulanacak kuralları birleştirme amaçlı uzun zaman önce çalışmalara başlanmıştır[1].

Bu kapsamda BM Milletlerarası Ticaret Hukuku Komisyonu (UNCITRAL) tarafından hazırlanan “Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması”(CISG) önem arz etmektedir. 1980 yılında Viyana’da 62 devletin katılımı ile toplanan konferansa metne son hali verilmiş ve katılan ülkelerin 42’sinin olumlu oyu ile Antlaşma kabul edilmiştir. Antlaşmanın yürürlüğe girmesi için gerekli olan 10 devletin onayının da tamamlanması ile 1 Ocak 1988 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Anlaşma taşınır mal satımına ilişkin maddi hukuk kurallarından oluşmaktadır. 95 ülkenin taraf olduğu Antlaşma, maddi milletlerarası özel hukuk kuralları niteliğinde düzenlenmiştir. Antlaşmanın hem maddi hukuk kurallarından oluşuyor olması hem de uygulama alanın geniş olması sebepleriyle önemi artmaktadır.

CISG, Antlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonra, katılan ülkeler bakımından yürürlüğe giriş usulü de hükme bağlanmıştır. Buna göre, Bir Devletin, onuncu onay, kabul, uygun bulma veya katılma belgesinin tevdi edilmesinden sonra bu Antlaşmayı onaylaması, kabul etmesi, uygun bulması veya Antlaşmaya katılması halinde, bu Antlaşma, hariç bırakılan Kısım dışında, bu maddenin 6. fıkrası saklı kalmak kaydıyla, o Devlet bakımından, onay, kabul, uygun bulma veya katılma belgesinin tevdi edildiği tarihten itibaren on iki ayın tamamlanmasını izleyen ayın ilk gününde yürürlüğe girer.” (m.99/2). Bu hükme istinaden 1 Ocak 1988 tarihinde gerekli onay usulünü tamamlayarak milletlerarası alanda yürürlüğe girmiş olan Antlaşma, Türkiye'nin de 01.08.2011 tarihi itibari ile onay usulünü tamamlaması ile birlikte ülkemiz açısından da yürürlüğe girmiş, uygulanma kabiliyeti kazanmıştır.

Anayasa’da, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir.”(m. 90/2) şeklinde düzenleme yer almaktadır. Bunun yanında MÖHUK m. 1/2'de de, “Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümleri” saklı tutulmuştur. Bu sebeple Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu herhangi bir milletlerarası antlaşmanın uygulama alanına giren konularda MÖHUK’ta yer alan kanunlar ihtilafı kuralları uygulama alanı bulmayacaktır. Türkiye’nin de taraf olduğu CISG’in uygulama alanına giren satım sözleşmesinde MÖHUK’ta yer alan hükümler uygulanmayacak, Antlaşmada yer alan hükümler uygulama alanı bulacaktır[2].

Türk yargı uygulamasında, Antlaşmanın uygulama alanına giren taşınır satımına ilişkin uyuşmazlıklarda, Antlaşma hükümlerinin uygulanmadığı, Türk maddi hukuk kurallarının uygulandığı görülmektedir. Çalışmamız kapsamında yaptığımız yargı kararları taramasında, dolaylı olarak bir-iki tane yargı kararında CISG’e atıf yapıldığı, ancak uyuşmazlığın CISG’in uygulama alanına girmediği tespit edilebilmiş, diğer bir deyişle, CISG’in henüz Yargıtay kararlarına yansıyan doğrudan uygulanması ile karşılaşılmamıştır[3]. Oysa Antlaşmanın yürürlüğe girmesi ile birlikte, Antlaşma Türk hukukunun parçası hâline gelmiştir ve mahkemeler, Antlaşma hükümlerini kendiliğinden uygulamakla yükümlüdürler. Antlaşma hükümlerinin uygulanmaması sebebi ile Yargıtay kararlarında, hukukun yanlış uygulanmasına dayalı bozma kararları ile henüz karşılaşılmamıştır[4].

CISG, uygulama alanı ve genel hükümler (m. 1-13), sözleşmenin kurulması (m. 14-24), taşınır malların satımı (m. 25-88) ve son hükümler (m. 89-101) olmak üzere dört kısımdan oluşmaktadır. Çalışmamızda Türk Borçlar Kanunu (TBK) ile karşılaştırmalı olarak CISG’in sözleşmenin kurulmasına ilişkin hükümleri ele alınacaktır.

II. Sözleşmenin Kuruluşu

Antlaşma uyarınca sözleşme, tarafların irade beyanlarının birbiri ile uyuşması sonucunda sözleşme kurulacaktır. Hukukumuzda da iki veya daha fazla tarafın belli bir hukuki sonuca ulaşmak için iradelerinin karşılıklı uyuşması veya tarafların bir hakkı veya hukuki ilişkiyi kurmaya, değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya yönelik karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanı ile sözleşmelerin kurulacağı kabul edilmektedir[5]. CISG’de satış sözleşmesinin tanımı yapılmamış ancak TBK m. 207/1’e göre: “Satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir.” tanımı yapılmıştır.

CISG 14-24’üncü maddeleri arasında sözleşmenin kurulmasına ilişkin hükümler düzenlenmiş olmasına karşın, iş bu hükümlerde sözleşmenin kuruluşuna ilişkin bütün hususlar düzenlenmemiştir. Tarafların fiil ehliyeti, irade sakatlıkları gibi hususlar kapsam dışı bırakılmıştır. Kapsam dışı bırakılan konularda, hakimin hukukunun kanunlar ihtilafına ilişkin hükümlerden yola çıkarak tespit edilecek ülke hukuku uygulama alanı bulması gerekmektedir[6].

Karşılıklı beyanların uyuşması unsuru hem TBK hem de CISG açısından sözleşmenin kurulmasında temel teşkil ettiğinden bu açıdan benzerdir. Yine her iki düzenlemede de beyanlar açık veya örtülü olabilir.

CISG m. 18/I-c.1’e göre susma veya eylemsizlik tek başına kabul olarak değerlendirilemez. TBK m. 6’d susmanın irade beyanı olarak kabul edilmediği düzenlenmiştir. Her iki düzenlemede de susmanın irade beyanı sayılıp sayılmayacağı “güven teorisi” uyarınca değerlendirilir[7].

CISG m. 14/1’de “Malların saptandığı ve açık veya örtülü olarak miktar ve semenin belirlendiği veya belirlenmesi için gerekli düzenlemenin yapıldığı teklifler yeterince kesin sayılır.” Şeklinde düzenleme yapılması suretiyle esaslı unsurlar üzerinde uyuşma aranmıştır.

Yine ilgili Antlaşmanın 33’üncü maddesinde teslim yerinin belirlenmemesi ve 57’inci maddesinde ödeme yerinin belirlenmemesi halinde uygulanacak hükğmler göz önünde bulundurulduğunda, sözleşmede tarafların yan hususlar konusunda bir anlaşmaya varmamış olmalarının sözleşmenin kurulmasına mani olmadığı anlaşılmaktadır.

TBK m. 2/1’de tarafların sözleşmenin esaslı unsurları konusunda uyuşmasının gerekli olduğunu açıkça düzenlemiştir. Bu durumda ikincil unsurlar üzerinde anlaşma sağlanamamış olsa bile sözleşme kurulmuş kabul edilecektir.

Semenin belirlenmesi hususunda CISG 14/1 ve 55’inci maddeleri farklı düzenlemeler Yapmıştır. Buna göre, m. 14/1’de semenin belirlenmesini veya belirlenmesi için gerekli düzenlemenin yapılmasını ararken, m. 55’te Sözleşme, açıkça veya örtülü olarak semen belirlenmeksizin veya semenin belirlenmesini sağlayacak bir düzenleme içermeksizin geçerli olarak kurulmuşsa, aksine herhangi bir emare bulunmadıkça, tarafların sözleşmenin kurulduğu anda ilgili ticari branşta benzer koşullarda satılan aynı türden mallar için uygulanan cari fiyata örtülü olarak gönderme yapmış oldukları varsayılır.”

TBK m. 233’te ise: “Alıcı, satış bedelini belirtmeksizin, malı alacağını kesin olarak bildirmişse satış, ifa yeri ve zamanındaki ortalama piyasa fiyatı üzerinden yapılmış sayılır.” şeklinde düzenleme mevcuttur. Her iki düzenleme de benzerlik göstermekle beraber, CISG m. 55 sözleşmenin kurulduğu anda ilgili ticari branşta benzer koşullarda satılan aynı türden mallar için uygulanan cari fiyatı esas alırken, TBK m. 233 ifa yeri ve zamanındaki ortalama piyasa fiyatını esas almıştır

A. Öneri

Öneri veya icap öğretide “sözleşmenin yapılması teklifini kapsayan ve bu amaçla zaman itibarı ile daha önce yapılan, karşı tarafa varması gerekli, tek taraflı, kesin ve bağlayıcı nitelik taşıyan, muhatabın kabulü ile sözleşmenin kurulması sonucunu doğuran irade açıklaması” olarak tanımlanmıştır[8]. CISG m. 14’te ise; “Bir veya birden çok belirli kişiye sözleşmenin kurulması için yöneltilen bir teklif, yeterince kesin olması ve teklifte bulunanın, kabul halinde bağlanma iradesini yansıtması durumunda icap sayılır.” şeklinde tanımlama yapılmıştır. Maddenin devamında: “Malların saptandığı ve açık veya örtülü olarak miktar ve semenin belirlendiği veya belirlenmesi için gerekli düzenlemenin yapıldığı teklifler yeterince kesin sayılır. Belirli olmayan kişilere yöneltilmiş teklif sadece icaba davet sayılır; meğerki, teklifte bulunan aksini açıkça belirtmiş olsun.” (m. 14).

CISG iş bu madde hükmünde teklifin öneri olarak sayılabilmesi için tanımın içerisinde unsurları da belirtmiştir. Bu unsurlar; bir veya birden çok belirli kişiye yöneltilmiş beyan, belirlilik ve bağlanma iradesi olarak madde hükmünde düzenlenmiştir. Bu üç unsuru aynı anda içeren teklifler öneri sayılacaktır.

1. Önerinin Unsurları

a. İrade Beyanı

Tek taraflı irade beyanı niteliğinde olan önerinin karşı tarafın hakimiyet alanına girmesi gerektiği konusunda öğretide genel bir kabul bulunmaktadır[9]. Muhatabın hakimiyet alanına ulaşan önerinin açık veya zımni olması arasında fark yoktur (CISG m. 15/1). Muhatabın hakimiyet alanına giren önerinin, sözleşmenin objektif esaslı noktalarını içermesi gereklidir.

Teklifin öneri olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği Antlaşmanın 8’inci maddesine göre yorumlanacaktır[10]. Buna göre: “Bu Antlaşmanın amacı çerçevesinde taraflardan birinin beyanları ve diğer davranışları onun iradesine uygun olarak yorumlanır, yeter ki karşı taraf bu iradeyi bilsin veya bilmemesi mümkün olmasın.” Madde hükmünden irade beyanının sübjektif içeriğinin belirlenmesinde irade öznesi esas alındığı görülmektedir[11].

CISG m. 8/II’ye göre: “Eğer fıkra 1 uygulanamıyorsa, taraflardan birinin beyanları ve diğer davranışları, karşı taraf ile aynı konumda makul bir kişinin aynı koşullarda bunlara vereceği anlama göre yorumlanır.” İlgilinin gerekli özeni göstermesine rağmen sübjektif iradeyi anlayamaması durumunda iradenin m. 8/II gereği objektif içeriği belirlenecektir. Diğer bir ifade ile taraflar ile aynı düzeyde biri tarafından aynı koşullarda nasıl anlaşılacağının tespit edilmesidir[12].

Aynı maddenin üçüncü fıkrasına göre: “Taraflardan birinin iradesini veya makul bir kişinin anlayışını tespit edebilmek için özellikle taraflar arasındaki sözleşme görüşmeleri, aralarında oluşmuş alışkanlıklar, teamüller ve tarafların sonraki davranışları da dahil olmak üzere olayın ilgili tüm koşulları dikkate alınır” (CISG m. 8/III).

CISG m14/I’e göre: “Bir veya birden çok belirli kişiye sözleşmenin kurulması için yöneltilen bir teklif, …” şeklinde belirtilmesi suretiyle, sözleşmenin kurulması için, teklifin mutlaka bir veya birden fazla kişiye yöneltilmiş olması şartını aramıştır. CISG 14/II uyarınca ise teklifin belirli olmayan kişilere yöneltilmiş olması durumunda, örneğin gazete ilanında, el ilanlarında ve kataloglarda yer alan teklifler gibi, aksi teklifte belirtilmediği sürece öneriye davet sayılacaktır[13]. İş bu düzenlemenin aksine TBK m. 8/2’de, fiyatını göstererek mal sergilenmesini veya tarife, fiyat listesi ya da benzerlerinin gönderilmesini, aksi açıkça ve kolaylıkla anlaşılmadıkça öneri olarak kabul etmiştir.

CISG’de ise belirli olmayan kişilere yapılan teklif, kural olarak icaba davet sayılır. Teklifin icap olarak kabul edilmesi, teklifte bulunanın aksini açıkça belirtmiş olmasına bağlıdır (CISG m. 14/II).

b. İcabın Belirli Olması

CISG m. 14/I c. 1, teklifin icap olarak nitelendirilebilmesi için gereken bir diğer unsurun belirlilik olduğunu ifade etmiştir. “Belirlilik” ifadesi ile kastedilen, teklifin “içeriğinin” yeterince belirli olmasıdır.

İlgili madde hükmüne göre: “…malların saptandığı ve açık veya zımni olarak miktar ve semenin belirlendiği veya belirlenmesi için gerekli düzenlemenin yapıldığı teklifler yeterince kesin sayılır” (CISG m. 14/I c. 1) şeklinde düzenlenmiştir. Bu durumda, satım konusu mal, miktar ve semenden birinin eksik olması halinde teklif icap olarak değerlendirilmeyecektir[14].

Semen konusunda, CISG m. 14/I, c.2’nin CISG m. 55 ile birlikte değerlendirilmesi gerekir. İki hüküm görünürde birbirleriyle çelişmektedir. Daha önce de ifade ettiğimiz üzere,

Antlaşma’nın 55’inci maddesi CISG m. 14/I,c.2’den farklı olarak, “… semen belirlenmeksizin veya semenin belirlenmesini sağlayacak bir düzenleme içermeksizin geçerli olarak kurulmuşsa, aksine herhangi bir emare bulunmadıkça, tarafların sözleşmenin kurulduğu anda ilgili ticari branşta benzer koşullarda satılan aynı türden mallar için uygulanan cari fiyata örtülü olarak gönderme yapmış…” olduklarını varsayarak bu durumlarda bile sözleşmenin kurulabileceğini düzenlemiştir.

Öğretide Antlaşmada yer alan iş bu hükümler arasındaki çelişkinin giderilmesi yönünde bazı görüşler ortaya atılmıştır[15]. Bir görüşe göre sözleşmede semen kesin olarak belirlenmemiş olsa bile, sözleşmeyi ayakta tutmayı amaçlayan 55’inci madde gereği, sözleşme kurulabilecektir[16]. Bizim de katıldığımız görüşe göre ise, semenin belirli veya belirlenebilir olmasından önce sözleşmenin kurulmuş olması mümkün değildir[17].

Hem TBK m. 233 açısından hem de CISG m. 55 açısından bağlanma iradesinin açık olduğu durumlarda sözleşmenin ayakta tutulması ilkesi benimsenmiştir. TBK m. 233’te alıcı malı satın alacağını kesin olarak belirtmiş olması durumunda, satışın “ifa yeri ve zamanındaki” ortalama piyasa fiyatı üzerinden gerçekleştiği kabul edilirken, CISG m. 55’te “sözleşmenin kurulduğu anda” ilgili ticari branşta benzer koşullarda satılan aynı türden mallar için uygulanan cari fiyatı satış fiyatı olarak değerlendirmiştir.

c. Öneri ile Bağlılık İradesi

CISG m. 14/II’ye göre, yukarıda da belirttiğimiz üzere, teklifin öneri olarak kabul edilebilmesi için teklifte bulunanın bağlanma iradesine sahip olması ve sözleşme kurulmasını istediği tekliften anlaşılması gereklidir. TBK açısından da sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşmenin esaslı noktalarının yanında teklifle bağlılık iradesinin bulunması gerekir. Aksi halde CISG uyarınca öneriye davet sayılacaktır.[18].

CISG m. 8/III hükmü bağlanma iradesinin tekliften açıkça anlaşılmadığı durumlarda uygulama alanı bulur. Bu hüküm gereği teklif objektif olarak yorumlanır ve teklifin bağlanma iradesinin olup olmadığı ortaya konulacaktır. TBK’da ise beyanların yorumu “güven teorisi” uyarınca beyanın içeriği ve hal ve şartlar dikkate alınarak yapılır. Bu anlamda iki düzenleme de birbiri ile benzerlik........

© Hukuki Haber