Avukatın Eğitim Yükümlülüğü: Sosyal Bilişsel Öğrenme Kuramından Otodidaktik Hukukçu Yetiştirmeye

Avukatın eğitim yükümlülüğü, yalnızca yanında staj yapan hukukçunun mesleki pratiği görmesini sağlama borcu değildir. Bu yükümlülük, avukatlık mesleğinin teknik bilgisini, etik karakterini, bağımsızlık bilincini, savunma kültürünü ve öğrenme metodolojisini yeni kuşağa aktarma sorumluluğudur. Avukatlık Kanunu’nun 22. maddesi, bazı hâllerde avukata stajyeri kabul zorunluluğu yükleyerek staj ilişkisinin salt özel büro ilişkisi olmadığını göstermektedir. Aynı Kanun’un 24. maddesi ise stajın Adalet Komisyonu, baro ve yanında çalışılan avukatın gözetimi altında yapıldığını düzenleyerek avukatı staj sürecinin kanuni gözetim aktörlerinden biri haline getirmektedir. TBB Meslek Kuralları’nın 33. maddesi de avukata, stajyerin iyi yetişmesi için gerekli dikkat ve ilgiyi gösterme ve olanakları hazırlama yükümlülüğü yüklemektedir.

Ancak çağdaş hukuk pratiğinde bu yükümlülük yalnızca bilgi aktarmakla tamamlanmaz. Sosyal bilişsel öğrenme kuramı açısından bakıldığında avukat yanında staj, aynı zamanda bir model alma, gözlem, deneme, geri bildirim ve öz-yeterlik geliştirme sürecidir. Stajyer avukat, yanında çalıştığı avukattan yalnızca açıkça öğretilen bilgileri değil, mesleğin görünmeyen davranış kodlarını da öğrenir. Bu nedenle iyi avukat, stajyerine yalnızca mesleği öğretmez; ona öğrenmeyi öğretir. Avukatın eğitim yükümlülüğünün nihai amacı, kendisine bağımlı bir çırak değil, kendi kaynaklarını seçebilen, kendi yöntemini kurabilen ve meslek hayatı boyunca kendisini yenileyebilen otodidaktik hukukçu yetiştirmektir.

I. Giriş: Avukatlık Mesleği Kendini Nasıl Yeniden Üretir?

Her meslek, yalnızca mevzuatla değil, o mevzuatı taşıyan insan tipiyle ayakta kalır. Hukuk fakülteleri hukuk bilgisini verir; kanunlar mesleğin sınırlarını çizer; barolar kurumsal çerçeveyi oluşturur. Fakat avukatlık mesleğinin gerçek anlamda öğrenildiği yer çoğu zaman adliye koridoru, duruşma salonu, büro masası, müvekkil görüşmesi ve dosya başıdır.

Bu nedenle avukatlıkta eğitim meselesi, yalnızca pedagojik bir mesele değildir. Aynı zamanda mesleğin varlık meselesidir. Çünkü avukatlık, bir bilginin uygulanmasından ibaret değildir; bir duruşun, bir bağımsızlık bilincinin, bir itiraz terbiyesinin ve bir savunma ahlakının mesleğidir.

Avukat, yanında staj yapan genç hukukçuya yalnızca dilekçe yazmayı öğretmez. Ona dosyanın nasıl okunacağını, hâkimin hangi soruyla neyi aradığını, tutanağın neden hayati olduğunu, müvekkilin öfkesinin savunmayı nasıl bozabileceğini, savcının mütalaasının hangi psikolojik çıpayı kurduğunu, duruşmada bazen konuşmanın bazen de susmanın neden stratejik değer taşıdığını gösterir. Fakat artık bunun da ötesine geçmek gerekir. Çağdaş hukukçunun yalnızca ustasından öğrendikleriyle meslek hayatını sürdürebileceği dönem geride kalmıştır. Mevzuat değişmektedir, içtihat değişmektedir, delil türleri değişmektedir, teknoloji değişmektedir, yargılamanın sosyolojisi ve psikolojisi değişmektedir. Bu nedenle avukatın eğitim yükümlülüğü, stajyere belirli kalıpları aktarma yükümlülüğü değil; onda kendi kendini yetiştirme kudretini uyandırma sorumluluğudur.

Bir başka ifadeyle iyi avukat, stajyerine yalnızca mesleği öğretmez. Ona öğrenmeyi öğretir. Bu noktada sosyal bilişsel öğrenme kuramı, avukat yanında stajın gerçek niteliğini açıklamak bakımından güçlü bir kuramsal imkân sunar. Çünkü stajyer avukat, mesleği yalnızca anlatılanlardan değil; gördüklerinden, gözlemlediklerinden, model aldığı davranışlardan, bu davranışların sonuçlarından ve kendisine açılan kontrollü uygulama alanlarından öğrenir. Bu nedenle avukatın eğitim yükümlülüğü, yalnızca hukuki değil; aynı zamanda pedagojik, etik ve kültürel bir sorumluluktur.

II. Normatif Çerçeve: Eğitim Yükümlülüğü Bir Nezaket Değil, Meslek Kuralıdır

Avukatın stajyer karşısındaki eğitim yükümlülüğü yalnızca ahlaki bir beklenti değildir. Meslek kuralları ve staj mevzuatı içinde açık biçimde tanınmış bir yükümlülüktür. TBB Meslek Kuralları’nın 33. maddesine göre, yanına stajyer almayı kabul eden avukat, stajyerlerin iyi yetişmesi için gerekli dikkat ve ilgiyi gösterir ve olanaklarını hazırlar. Aynı maddeye eklenen cümleyle, stajyer avukatın çalışma şeklinin ve süresinin zorunlu staj eğitim programına göre belirleneceği de düzenlenmiştir. Bu hüküm, avukat yanında stajın merkezine “eğitim” unsurunu yerleştirir. Stajyer, avukatın yanında yalnızca yardımcı iş gücü olarak değil, iyi yetişmesi gereken bir meslek adayı olarak bulunur. Avukatın görevi de stajyeri yalnızca büro işlerinde kullanmak değil, onun mesleki gelişimini sağlayacak ortamı hazırlamaktır.

TBB Avukatlık Staj Yönetmeliği de aynı doğrultudadır. Yönetmelikte stajyerin staj eğitim çalışmalarını aksatmamak koşuluyla avukatla birlikte duruşmaları izleyeceği; avukatın yazılı olur vermesi halinde belirli duruşmalara girebileceği; mahkemeler ve idari makamlardaki işleri takip edeceği, dava dosyalarını hazırlayacağı, araştırma ve yazışma yapacağı belirtilmektedir. Aynı düzenleme avukatın, stajyeri bu işler bakımından eğiteceğini; stajyere bu işler dışında iş yüklenemeyeceğini ve stajyerin baro eğitim çalışmalarına katılmasını, devamını ve başarısını denetlemekle yükümlü olduğunu ifade etmektedir.

Bu düzenlemelerin anlamı açıktır: Avukat yanında staj, büro işlerinin genç hukukçuya devredilmesi değildir. Staj, meslek bilgisinin, mesleki tavrın, öğrenme disiplininin ve mesleki ahlakın sistemli biçimde aktarılmasıdır. Bu nedenle “yanına stajyer almak”, yalnızca büroda bir genç hukukçunun bulunmasına izin vermek değildir. Bu, mesleki sorumluluk üstlenmektir. Avukat, yanına stajyer aldığı anda yalnızca kendi bürosu bakımından değil, mesleğin geleceği bakımından da bir yükümlülük altına girer.

III. Yanında Staj Yapılacak Avukat: Rıza, Baro Gözetimi ve Kabul Zorunluluğu

Avukatlık Kanunu’nun 22. maddesi, yanında staj yapılacak avukatın belirlenmesi bakımından önemli bir çerçeve kurar. Kural olarak avukat yanında staja başlayabilecekleri Cumhuriyet savcılığınca baroya bildirilenler, daha önce dilekçelerinde gösterdikleri ve muvafakatini aldıkları avukat yanında staja başlarlar. Ancak madde burada durmaz. Baro başkanının isteği veya ilgililerin başvurusu üzerine baro yönetim kurulu, stajın dilekçede gösterilenden başka bir avukat yanında yapılmasına karar verebilir. Ayrıca gerekli belgeyi alma imkânı bulamayan adayların hangi avukat yanında staj göreceğini baro başkanı tayin eder. Kanun, bu ikinci ve üçüncü fıkra hâllerinde avukatın stajyeri kabul zorunluluğu bulunduğunu da düzenler.

Bu hüküm, staj ilişkisinin niteliğini doğru okumak bakımından son derece önemlidir. Avukat yanında staj, tümüyle kişisel tanışıklığa, büro tercihine veya piyasa ilişkisine bırakılmış bir süreç değildir. Kanun, bazı hâllerde baroya ve baro başkanına stajyerin yanında staj yapacağı avukatı belirleme yetkisi tanımakta; bu durumda avukata da stajyeri kabul etme zorunluluğu yüklemektedir. Bu kabul zorunluluğu, avukatlık stajının basit bir büro içi yardımcı ilişkisi olmadığını açıkça ortaya koyar. Avukat, bazı hâllerde stajyeri kabul etmekten kaçınamaz; çünkü burada korunan değer yalnızca stajyerin kişisel kariyeri değil, avukatlık mesleğinin kurumsal sürekliliğidir.

Bu noktada “muvafakat” kavramı da doğru anlaşılmalıdır. Kural olarak avukatın muvafakati, yalnızca “büroda bulunabilirsin” anlamına gelmez. Muvafakat, mesleki eğitim sorumluluğunu üstlenmek demektir. Avukat, yanına stajyer aldığında ona sadece bir masa, bir bilgisayar veya bir dosya vermiş olmaz; ona mesleğin kapısını açar. Bu kapıdan içeri giren stajyerin ne göreceği, nasıl karşılanacağı, hangi değerlerle temas edeceği, mesleği nasıl anlayacağı büyük ölçüde yanında staj yaptığı avukatın tutumuna bağlıdır.

IV. Stajın Gözetimi: Avukatın Kurumsal Sorumluluğu

Avukatlık Kanunu’nun 24. maddesi, stajın hukuki niteliğini daha da belirginleştirir. Maddeye göre staj, Adalet Komisyonunun, baronun ve yanında çalışılan avukatın gözetimi altında yapılır. Bu düzenleme, avukat yanında stajın yalnızca özel bir çalışma ilişkisi olmadığını; yargı kurumu, meslek örgütü ve yanında çalışılan avukat arasında paylaştırılmış bir gözetim rejimine tabi olduğunu gösterir. Burada özellikle dikkat çekici olan nokta, yanında çalışılan avukatın yalnızca “işveren”, “büro sahibi” veya “meslek büyüğü” konumunda değil, stajın kanuni gözetim aktörlerinden biri olarak kabul edilmesidir. Avukat, stajyerin büroda bulunmasına izin veren pasif bir kişi değildir. Stajyerin mesleki gelişimini izleyen, çalışma düzenini gözeten, hukuki ilgisini ve mesleki ahlakını değerlendiren aktif bir eğitim aktörüdür.

Aynı maddenin devamında, stajyer hakkında yanında staj gördüğü hâkimler ve Cumhuriyet savcıları tarafından staj durumunu, mesleki ilgisini ve ahlaki durumunu belirten belge verileceği; yanında staj görülen avukatın da stajyer hakkında rapor düzenleyeceği belirtilmektedir.

Rapor yükümlülüğü son derece önemlidir. Çünkü kanun, avukatın eğitim sorumluluğunu yalnızca soyut bir iyi niyet yükümlülüğü olarak bırakmamış; onu gözlem, değerlendirme ve raporlama yükümlülüğüyle somutlaştırmıştır. Avukat, stajyer hakkında yalnızca “büroda bulundu” veya “verilen işleri yaptı” şeklinde yüzeysel bir değerlendirme yapmakla yetinemez. Kanun, avukattan stajyerin mesleki ilgisini ve ahlaki durumunu da gözlemlemesini istemektedir. Bu ise avukatın stajyerle kurduğu ilişkinin sıradan bir iş ilişkisi değil, mesleki şahsiyetin oluşumuna yönelen bir eğitim ilişkisi olduğunu gösterir.

Burada özellikle “ahlaki durum” ibaresi dikkat çekicidir. Avukatlık mesleği yalnızca teknik bilgiyle icra edilemez. Dürüstlük, sır saklama, bağımsızlık, meslektaşa saygı, müvekkille sağlıklı mesafe, mahkemeye karşı ölçülü fakat özgür duruş, menfaat çatışmalarından kaçınma gibi mesleki değerler, staj sürecinde gözlemlenen ve geliştirilen niteliklerdir. Kanunun avukattan bu konuda rapor istemesi, stajın yalnızca beceri kazandırma değil, mesleki karakter inşası süreci olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu çerçevede avukatın eğitim yükümlülüğü üç boyutlu hale gelir: Avukat stajyere mesleki bilgiyi öğretir, mesleki pratiği gösterir ve mesleki ahlakı gözetir. Bu üç unsurdan biri eksik kaldığında staj, kanunun öngördüğü anlamda tamamlanmış bir mesleğe hazırlık süreci olmaktan uzaklaşır.

V. Hukuk Fakültesinden Avukatlık Stajına: Eksik Kalan Halka

Hukuk fakültesi eğitimi, hukukçuluğun zorunlu başlangıcıdır; fakat çoğu zaman mesleğin gerçek basıncını tek başına taşıyamaz. Fakülte, hukuki kavramları ve normatif yapıyı öğretir. Ancak duruşmadaki gerilimi, müvekkil görüşmesindeki psikolojiyi, dosya stratejisindeki belirsizliği, hâkimin tutumundaki değişimi, savcının mütalaasının yarattığı kanaat etkisini, tutanağın seçici yapısını ve adliye pratiğinin görünmeyen hiyerarşisini tam olarak öğretemez.

Bu nedenle avukatlık stajı, fakültenin eksik bıraktığı pratik alanı dolduran sıradan bir uygulama dönemi değildir. Daha derinde, hukuk bilgisinin mesleki kişiliğe dönüştüğü eşiktir. Hukuk fakültesinde öğrenilen bilgi, stajda meslek ahlakıyla, stratejiyle, sezgiyle ve usul aklıyla birleşir.

Fakat burada bir tehlike vardır. Eğer staj, güçlü bir eğitim felsefesine dayanmazsa, fakültenin soyutluğu bu kez büronun dağınık pratiğiyle yer değiştirir. Stajyer, teoriden pratiğe geçmez; yalnızca sistemsiz bir iş akışının içine düşer. Dilekçe yazar ama neden yazdığını bilmez. Duruşma izler ama neyi gözlemlediğini anlamaz. Dosya taşır ama dosyanın ne anlattığını kavrayamaz. Böylece hukuk eğitiminin eksiği tamamlanmak yerine yeniden üretilir. Bu nedenle avukatın eğitim yükümlülüğü, fakültenin eksiklerini yalnızca “pratik göstererek” tamamlamak değildir. Avukat, stajyere pratiğin içindeki teoriyi, teorinin içindeki pratiği göstermek zorundadır.

Bu geçiş, sadece bilgi aktarımıyla kurulamaz. Stajyerin öğrenebilmesi için görmesi, gözlemlediğini anlamlandırması, uygulamayı denemesi, hatasını değerlendirmesi ve giderek mesleki öz-yeterlik geliştirmesi gerekir. İşte sosyal bilişsel öğrenme kuramı, tam bu noktada avukat yanında stajın pedagojik mahiyetini açıklayan güçlü bir çerçeve sunar.

VI. Sosyal Bilişsel Öğrenme Kuramı Açısından Avukat Yanında Staj

Avukat yanında stajın gerçek niteliğini anlamak için yalnızca mevzuata bakmak yeterli değildir. Stajın nasıl bir öğrenme ilişkisi olduğunu kavramak için eğitim psikolojisinin temel kuramlarından da yararlanmak gerekir. Bu noktada Albert Bandura’nın sosyal bilişsel öğrenme kuramı, avukat yanında stajın pedagojik mahiyetini açıklamak bakımından son derece elverişli bir çerçeve sunar.

Sosyal bilişsel öğrenme kuramına göre insan, yalnızca doğrudan deneme-yanılma yoluyla değil; başkalarının davranışlarını gözlemleyerek, bu davranışların sonuçlarını değerlendirerek ve gözlenen modeli içselleştirerek de öğrenir. Bu öğrenme biçimi, avukatlık stajı bakımından özel bir önem taşır. Çünkü stajyer avukat, yanında çalıştığı avukattan yalnızca açıkça öğretilen bilgileri değil, mesleğin görünmeyen davranış kodlarını da öğrenir.

Stajyer, avukatın müvekkille nasıl konuştuğunu, hâkim karşısında nasıl durduğunu, savcıyla nasıl mesafe kurduğunu, meslektaşına nasıl davrandığını, stajyere nasıl hitap ettiğini, duruşma sonrası yenilgiyi veya başarıyı nasıl yorumladığını gözlemler. Bu gözlem, çoğu zaman yazılı kurallardan daha etkili bir eğitim üretir. Çünkü meslek ahlakı, yalnızca okunarak değil, görülerek ve tekrar edilerek öğrenilir. Bu nedenle yanında staj yapılan avukat, farkında olsun veya olmasın, stajyer için bir modeldir. Avukatın duruşma salonundaki tavrı, bürodaki dili, dosyaya yaklaşımı, müvekkile karşı dürüstlüğü, meslektaşına karşı nezaketi, hâkime karşı ölçülü bağımsızlığı ve hukuka........

© Hukuki Haber