CEZA MUHAKEMESİNDE ARAMA
Çağdaş ve özgürlükçü hukuk devletlerinde, temel hak ve hürriyetlerin güvence altına alınabilmesi için öncelikle adaletin tesisine yönelik olarak toplum güvenliği ve kamu düzeni sağlanmalıdır[1]. Ceza muhakemesindeki arama, suç ve suçla mücadele kapsamında hem önleyici hem de fail veya failleri yakalama ile suç delillerini tespit ederek ele geçirme amacıyla yapılmakta olup bir koruma tedbiri niteliğine sahiptir.
Arama kişilerin temel hak ve özgürlüklerine müdahale niteliği taşımaktadır. Bu nedenle arama koruma tedbirleri uygulamaya konulurken hukuka uygun şekilde bir karar alınarak hukuka uygun bir şekilde uygulanmalıdır. Bu tedbire suçlulukla mücadele ve toplum güvenliğini sağlamak amacıyla başvurulmaktadır. Kişilerin temel hak ve özgürlükleri ile toplum güvenliği arasındaki dengenin uygulama açısından iyi kurulması şarttır. Aksi takdirde toplumun adalete olan inancının sarsılması ve uygulayıcılar açısından tazminat sorumluluğunun gündeme gelmesi kaçınılmaz olacaktır[2].
Arama teknik olarak gözle görülemeyen, kulakla işitilemeyen, koklamayla algılanamayan bir nesnenin veya gizlenmiş olan kişinin, aracın, evin veya işyerinin ceza hukuku anlamında araştırılmasıdır[3].
Şüphelinin üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerlere ilişkin arama tedbiri uygulanabilmesi için yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe bulunması gerekir[4].
Arama koruma tedbiri farklı korunan hukuki değerleri ihlal etmekte olup şüpheli ve ailesi açısından telafisi imkânsız zararlar oluşturmaktadır. Konutta yapılan aramada ise şüpheli ya da sanığın hem konut dokunulmazlığı hem de özel hayatın gizliliği hakkı sınırlandırılmaktadır[5]. Anayasa gereğince devlet vatandaşların maddi ve manevi varlığını korumak ve geliştirmek zorundadır. Korunan hukuki değerler arasında üstün değerin seçilmesi ve uygulamanın bu yönde geliştirilmesi esastır. Hayatın olağan akışına aykırı ihbarlar üzerinden veya objektif şüphe oluşturacak deliller olmaksızın arama kararları verilmemelidir. Arama kararı talep eden Cumhuriyet savcısı ve arama kararını vermeye yetkili sulh ceza hakimlerinin insan hak ve özgürlükleri konusunda uzmanlaşmaları şarttır. Arama kararı üzerine yapılacak aramanın usule uygun yapılması ile arama kararı sonucunda failin yakalanmaması veya suç delili elde edilmemesi hallerinde talep olmaksızın devletin kendiliğinden tazminata hükmetmesine yönelik yasal düzenlemelerin alınması hayati önem arz etmektedir. Aramanın gece yapılmasına yönelik sıkı şekil şartları getirilmeli ve adalet sistemine olan güvenin artırılması gerekir. Asıl olan bireylerin hukuki güvencelere sahip olduklarının her aşamada bireylere hissettirilmesidir.
Arama tedbiri uygulandığında tedbire muhatap olan kişinin suçluluğu ya da suçsuzluğu kanıtlanmış değildir. Arama tedbiri geçici olarak ve araç niteliğinde uygulanmaktadır. Tedbirin uygulanması ile meydana gelebilecek olumsuzlukların önlenmesi amacıyla görünüşte haklılık durumu öngörülmektedir. Görünüşte haklılık arama tedbiri uygulandığı anda haklı bir uygulama olarak görülmesini ifade etmektedir[6]. Görünüşte haklılık suç tipine göre değişen kriterler üzerinden objektif olarak belirlenmelidir. Soyut bir iddia görünüşte haklılık için yeterli bir veri olmayıp iddianın doğruluk derecesinin hayatın olağan akışı çerçevesinde değerlendirilmesi şart olmalıdır. Aksi durum hukuk güvenliği açısından büyük sakıncalar içermektedir.
Arama tedbirine başvurulmasının korunmak istenilen amaç açısından gerçekleşmesinin muhtemel görülmesi gerekir. CMK’da görünüşte haklılığın koruma tedbirlerinin her birinin sebep ve şartlarını öngörmek şeklinde belirlenebileceği düzenlenmektedir. Bu haklılığın belirlenmesi hususunda ise uygulamada özellikle suç şüphesine bakılmaktadır. Makul şüphe ya da kuvvetli şüphe, görünüşte haklılığın varlığı konusunda uygulayıcılar tarafından incelenmektedir. Şüphenin yanı sıra arama koruma tedbirlerinin uygulanma şartları ya da sebepleri de somut olaya göre değerlendirilmektedir[7]. Ayrıca arama tedbirinin zorunluluk içerip içermediği ile hangi zaman diliminde yapılması gerektiği insan hak ve özgürlükleri kapsamında empati yapılmak suretiyle ölçülülük ilkesi üzerinden belirlenmelidir. Ön ödeme kapsamında olan hakaret suçu ile ilgili olarak evde, bilgisayarda veya cep telefonunda arama kararı verilmesi ölçülülük ilkesine aykırı olduğu gibi insani de değildir.
Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir.........
