menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

AİLE HUKUKU VE GAYRİMENKUL HUKUKU EKSENİNDE MÜLKİYET HAKKININ SINIRLARI, TEDBİR SORUNLARI VE TASFİYE REJİMİ

8 4
09.02.2026

1. GİRİŞ

Türk hukuk sisteminde mülkiyet hakkı, Anayasa'nın 35. maddesi ve Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 683. maddesi ile güvence altına alınmış en geniş kapsamlı ayni haktır. Ancak bu hak, mutlak ve sınırsız değildir. Özellikle "aile" kurumunun toplumun temeli sayılması (Anayasa m. 41), kanun koyucuyu mülkiyet hakkı ile ailenin korunması ilkesi arasında hassas bir denge kurmaya zorlamıştır. Bu dengenin en somut ve en çok ihtilaf yaratan görünümleri; aile konutu üzerindeki tasarruf yetkisinin sınırlandırılması, boşanma davaları sürecinde gayrimenkuller üzerine konulacak ihtiyati tedbirler ve evlilik birliği sona erdiğinde bu gayrimenkullerin tasfiyesidir.

Bu makale, Aile Hukuku ile Gayrimenkul Hukuku'nun çatıştığı bu üç temel alanı; doktrindeki görüş ayrılıkları, Yargıtay'ın yerleşik ve güncel içtihatları ile uygulamadaki usul sorunları çerçevesinde derinlemesine incelemeyi amaçlamaktadır.

2. AİLE KONUTU KORUMASI VE MÜLKİYET HAKKININ SINIRLANDIRILMASI (TMK m. 194)

2.1. Aile Konutu Kavramının Hukuki Niteliği

TMK m. 194 ile getirilen düzenleme, eşlerin fiil ehliyetine getirilmiş bir sınırlamadır. Kanun koyucu, ailenin yaşam merkezi olan konutun, malik olan eşin tek taraflı ve keyfi tasarruflarıyla elden çıkarılmasını veya ayni haklarla sınırlandırılmasını engellemek istemiştir. Aile konutu, eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdikleri, acı ve tatlı günlerini yaşadıkları, yaşam faaliyetlerini yoğunlaştırdıkları mekândır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, aile konutunu sadece fiziksel bir barınma alanı olarak değil, ailenin "manevi ve sosyal merkezi" olarak tanımlamaktadır.

2.2. "Açık Rıza" Şartı ve Şekli

Kanun, malik eşin tasarrufu için diğer eşin "açık rızasını" aramaktadır. Bu rızanın şekli konusunda kanunda bir açıklık bulunmamakla birlikte, Yargıtay uygulaması ve doktrin, rızanın işlemin yapıldığı sırada veya öncesinde verilebileceği gibi, işlemden sonra "icazet" (onay) şeklinde de verilebileceğini kabul etmektedir. Ancak rızanın "açık" olması şarttır; zımni rıza (sessiz kalma) geçerli kabul edilmemektedir. Rıza alınmadan yapılan işlem "askıda hükümsüz"dür. Rızası alınmayan eş, işlemin iptalini dava edebilir.

2.3. Tapu Kütüğüne Şerh ve Üçüncü Kişilerin İyiniyeti Sorunu (TMK m. 1023 Çatışması)

Aile konutu korumasının en tartışmalı boyutu, tapu kütüğünde "aile konutu şerhi" bulunmayan hallerde üçüncü kişilerin durumudur.

Doktrindeki Görüş Ayrılığı:

• Mutlak Hükümsüzlük Görüşü: Bir kısım yazarlar, TMK m. 194'ün emredici nitelikte olduğunu, tapuda şerh olsun veya olmasın, rıza alınmadan yapılan işlemin geçersiz olduğunu savunur. Bu görüşe göre, aile konutu niteliği "eşyaya bağlı" bir vasıftır ve tapuya güven ilkesi burada işlememelidir.

• Tapuya Güven İlkesi (İyiniyetin Korunması) Görüşü: Baskın görüş ve Yargıtay'ın güncel uygulaması ise TMK m. 1023'ü esas alır. Buna göre; tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.

Yargıtay Uygulaması:

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, uzun yıllar süren tereddütlerden sonra, Anayasa Mahkemesi'nin de etkisiyle şu içtihadı yerleştirmiştir: Eğer tapuda aile konutu şerhi yoksa, taşınmazı satın alan veya üzerinde ipotek tesis eden üçüncü kişinin "iyiniyetli" olup olmadığına bakılır. Üçüncü kişi, taşınmazın aile konutu olduğunu biliyorsa veya bilebilecek durumda ise (örneğin bankaların........

© Hukuki Haber