Rehne Başvuru Zorunluluğu ile Aleyhe Bozma Yasağı Arasındaki Hukuki Gerilim: Hukuk Genel Kurulu Kararı Üzerine Bir İcra Uygulamacısının Düşünceleri |
Rehne Başvuru Zorunluluğu ile Aleyhe Bozma Yasağı Arasındaki Hukuki Gerilim: Hukuk Genel Kurulu'nun 2024/11-300 E., 2025/571 K. Sayılı Kararı Üzerine Bir İcra Uygulamacısının Düşünceleri
Giriş
Uzun yıllara dayanan icra uygulaması tecrübesinde, karşılaştığım en çıkmazlardan biri, şüphesiz ki, bir yanda borçlunun korunması amacıyla konulan emredici kurallar, diğer yanda ise mahkemenin "kamu düzeni" adına hareket etme refleksi arasındaki çatışmadır. Bu çatışma, özellikle genel haciz yoluyla takip edilen davalar bağlamında, en canlı ve en acı biçimde ortaya çıkmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24 Eylül 2025'te verdiği ve 2024/11-300 E., 2025/571 K. numaralı müstakar ilâmı, tam da bu çatışmanın merkezinde yer almakta ve icra hukuku uygulamacılarına, belki de beklenmediği bir yönden, bazı sorular sorma fırsatı vermektedir. Söz konusu karar, İcra ve İflas Kanunu'nun 45. maddesinde yer alan "rehinle temin edilmiş alacaklar için önce rehne başvuru yapılması zorunluluğu" kuralının, kanun yolu aşamasında nasıl işlediğini ve bu kuralın "kamu düzeni" niteliğinin, tarafların iradeleri karşısında ne kadar ağırlık taşıdığını sorgulamaktadır. İşte bu soru, bu çalışmanın temel çerçevesini oluşturmaktadır.
Gelişme
I. İcra ve İflas Kanunu'nun 45. Maddesinin Hukuki Mahiyeti ve Kamu Düzeni Bağlantısı
İcra ve İflas Kanunu'nun 45. maddesi, alacağı rehinle temin edilmiş bir alacaklının, iflasa tabi borçlular hakkında dahi öncelikle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapması gerektiğini amirdir. Kanun koyucu bu düzenleme ile "önce rehne müracaat zorunluluğu" ihdas etmiştir. Kıymetli hocalarımız Baki Kuru, Hakan Pekcanıtez, Oğuz Atalay ve Adnan Deynekli'nin de ittifakla belirttiği üzere, bu kuralın ihdası yalnızca borçlunun değil, aynı zamanda borçlunun diğer alacaklılarının da menfaatini korumayı amaçlamaktadır. Zira rehinli alacaklının, elindeki teminatı paraya çevirmeden borçlunun diğer malvarlığı değerlerine yönelmesi, diğer alacaklıların tatmin imkanını daraltacağından, bu kuralın "kamu düzenine" ilişkin olduğu ve süresiz şikayete tabi bulunduğu kabul edilmektedir.
Somut uyuşmazlıkta, Bölge Adliye Mahkemesi ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesi arasında, İİK m. 45'in emredici nitelikte olduğu hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Asıl hukuki düğüm, bu kamu düzeni kuralının, usul hukukunun temel garantisi olan "aleyhe bozma/hüküm verme yasağı" karşısındaki mukavemetidir. Yüksek Mahkeme, borçlunun daha az külfetli bir takip yoluna başvurulmasını istemekte apaçık bir hukuki yararının olduğunu, bu hakkın engellenmesinin Anayasa m. 36'da güvence altına alınan hak arama hürriyetine ve adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil edeceğini vurgulamıştır.
II. Temyiz Süreci İçinde İstinaf Başvurusunun Hukuki Konumu ve Aleyhe Bozma Yasağı
Hukuk muhakemelerinde "aleyhe bozma yasağı", tarafların kanun yoluna başvurma konusunda meşru bir beklenti içinde olmalarını sağlar. Bir taraf, aleyhine verilen bir hükmü kanun yoluna taşıdığında, o hükümden daha ağır bir sonuçla karşılaşmayacağını bilir. Bu, usul hukukunun temel güvencelerinden biridir. Kıymetli hocalarımız İlhan E. Postacıoğlu ve Süha Tanrıver gibi otoritelerin işaret ettiği üzere, tasarruf ilkesi, tarafların dava konusu üzerindeki egemenliğinin bir tezahürüdür. Ceza muhakemesi hukukunda kıymetli hocalarımız Nurullah Kunter ve Feridun Yenisey tarafından "yasayolu davası" olarak nitelendirilen kanun yolu aşaması, hukuk yargılamasında da benzer bir mantıkla işler: Talep yoksa, inceleme de yoktur .
Bununla birlikte, medeni usul hukukunda tasarruf ilkesinin, davanın açılmasından sonra bazı hâllerde istisnalara tabi olduğu da göz ardı edilmemelidir. Nitekim doktrin ve uygulamada, özellikle aile ve kişinin hukukuna ilişkin konularda tasarruf ilkesinin istisnalarına temas edilmektedir. Örneğin, iki tarafın arzusuna tâbi olmayan ve kamu düzenini yakından ilgilendirmekle dava açıldıktan sonra tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri davalar (velayet ve nesebe ilişkin davalar gibi) bağlamında, davayı kabul beyanı geçerlilik taşımayacağı ve davayı sona erdirmeyeceği kabul edilmektedir. Kıymetli hocalarımız Baki Kuru, Süha Tanrıver, İlhan E. Postacıoğlu, Güray Erdönmez ve Nur Bolayır'ın eserlerinde bu istisnaların ayrıntılı bir şekilde ele alındığı görülmektedir. Hukuk Genel Kurulu da 22.02.2012 tarihli, 2011/2-733 Esas, 2012/87 Karar sayılı kararında, kamu düzenini yakından ilgilendiren konularda tasarruf ilkesinin sınırlandırıldığını vurgulamıştır. Bu bağlamda, İİK m. 45'in kamu düzenine ilişkin niteliği göz önüne alındığında, söz konusu kuralın uygulanmasında da benzer bir yaklaşımın geçerli olabileceği düşünülebilir. Ancak, Hukuk Genel Kurulu'nun söz konusu kararında, borçlunun açık iradesi olmaksızın mahkemenin re'sen müdahale etme konusunda daha sınırlı bir yaklaşım benimsediği görülmektedir. Bu, icra hukuku alanında, tasarruf ilkesinin, aile hukuku gibi diğer alanlardakinden daha geniş bir uygulama alanı bulduğunu göstermektedir.
Söz konusu davada, borçlu (kefil) ilk derece mahkemesinin kısmen kabul kararını istinaf etmemiş, yalnızca davacı banka istinaf yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi, İİK m. 45'in kamu düzeninden olduğu gerekçesiyle, borçlunun istinaf başvurusu olmadığı halde, davacı aleyhine........