Yepyeni bir sen

Sevgili kardeşim merhaba, iki bin yirmi altı yılı öyle bir geldi ki; sanki hızıyla bizi şaşırtmaya yeminli gibi! Yeni yıl geldi gelecek derken Ocak ayının ortasına gelmişiz bile çoktan. Yeni yılın ilk günü henüz tam olarak anlayamasam da ikinci, üçüncü günden sonra daha çok hissettiğim, çok radikal bir değişiklik olmaya başladı bende. Yavaş yavaş anlatacağım hepsini. Sen de durum nasıl merak ediyorum. Bu yüzden sen de okurken hep kendini kontrol et güzel kardeşim olur mu?

Sanki bu yıl, “kendini önceliklendir” dedi bana. Evet evet yanlış duymadın. Aynen böyle. Şimdilerde çoğu insandan “önce ben” lafını duyup sen de benim gibi son derece itici buluyor olabilirsin. Zaten bu haliyle de son derece itici ve korkunç bencil bir bakış açısı taşıyor bana göre. Benim duyduğum ses pek de böyle bir şey değil. Dengeden çıkmış birtakım eğilimleri dengeye getirmek ve kendime çoktan hak ettiğimi bildiğim değeri vermek üzerine bir değişiklik…Tabii bu herkese ve duruma göre değişebilecek bir bakış açısı olduğundan kimin kimi bencillikle yargılayabileceği de uzun uzun tartışılır. O yüzden çok fazla manipülasyona açık alan bırakmadan benim iki tavır arasında gördüğüm temel farklılıkları seninle paylaşmak istiyorum canım kardeşim.

Sanırım ben empati yapamama halini hiç bilmiyorum. Haliyle de empati yoksunu kardeşler bana hep anlaşılmaz ve uzak gelmiştir. Hatta oldukça bencil yansırlar kişisel aynamdan. Ve hatta ne gariptir ki içten içe onlar da beni bencillikle suçlarlar. Bakış açıları işte bu kadar çeşitlidir sevgili kardeşim. Bu yüzden diyorum ya yargılamak insana hayatta cehennemi yaşatır. Olanı olduğu gibi kabul edebilmek çok yüksek bir teslimiyet halidir. Nasip olsun hepimize.

Neyse yine de biz seninle erdemli bir yaşama doğru birlikte yelken açtığımız için kalbimize iyi gelen ve herkese de iyi gelsin diye yaptığımız davranışların kendimiz üstündeki etkisine de bakmalıyız. Belki de uzun zaman bunu yapmaktan imtina etmiş ve hep “önce başkaları” demiş olabiliriz ve hatta kendimizi unutmuş, bütünün hayrı için fedada bulunmuş da olabiliriz. Ama işte orada acaba kendimize karşı bir günah işlediğimizin farkında mıyızdır? Kul hakkı yemek büyük bir günahsa kişinin kendi kul hakkına girmesi de aynı oranda ağır bir günah değil midir?

Ah kardeşim, ben gerçekten ne istiyorum diye sordun mu kendine hiç? Diğerleri kolaylıkla, “onu isterim, bunu isterim, öyle yapalım, böyle yapalım” derken uyumlanan mısın? İç sesini duymazdan gelip bastıran mısın yoksa? Bu kadar anlayışlı olmak, bu kadar kendi zamanından vermek, durmaksızın kendini unutup, kendini tüketmek…Tanıdık mı? Valla ben bu kimliği çok yakından tanıyorum ama benim için biraz eskilerde kaldı malum.

Hatırlarsan Eski versiyonlarımızla vedalaşmak diye bir yazı yazmıştım. Kendimin de Nihan Versiyon 3.0 da olduğumu açık açık söylemiştim. Bu versiyon inan bana çok iyi geldi sevgili kardeşim. Dengesiz olan her alanıma denge geldi. Birçok şeyle yüzleşmem, sınırlar koymam, bağlar kesmem ve radikal değişiklikler yapmam gerekti ama en özde kendimi tekrar ve tekrar keşfettim. İçsel çocuğumun ne istediğiyle daha çok........

© HTHayat