Terapiye başlamak isteyenler için bir rehber
İnsanlar neden terapiye giderler? Bunun türlü sebepleri olabilir. Gündelik hayattaki işlevselliği engelleyen fobiler (köpek korkusu yüzünden sokağa çıkamama), takıntılar (bir meyveyi yemeden 10 kere yıkama), içinden çıkılamayan ruh halleri (bir yakınının kaybının yasında takılıp kalma), ilişkilerde tekrar eden motifler (hep yanlış adam beni buluyor), bağımlılıklar (alkol, uyuşturucu, alışveriş) gibi bariz sebepleri olabileceği gibi kendini daha yakından tanımak isteme, rüyaları derinlemesine çalışma, kaçındığın duygular olduğunu fark edip bunlara ilgi göstermek isteme... Bunlar sadece ilk anda aklıma gelenler, ne kadar çok insan varsa o kadar çok sebep olabilir ruhsal destek aramak için. Sadece merak ya da biri tarafından dikkatlice, yargılanmadan dinlenmek istemek gibi sebepler de olabilir...
Peki, kime giderlim? Ruh sağlığı desteği almak isteyenlerin ya hayli bilgi sahibi olması gerek, ya da deneme yanılma yoluyla uzun yıllar ve yollar boyunca araması; 3. seçenek ise bu konularda uzman bir tanıdığın varsa ondan fikir almak olabilir. Farklı kişilik özelliklerine, farklı ihtiyaçlara ve koşullara hitap eden türlü terapi çeşidi var. Velhasıl ben terapiye gitmek istiyorum diyen kişinin doğru ekolü, doğru terapisti seçmesi de bir mesele...
Ben hayatımın ilk terapisine arkadaşlarımın teşvikiyle gitmiştim 2013 senesi boyunca her pazartesi sevgili Nilüfer Devecigil ve Seda Aydın ile haftada bir kere Taksim'de buluşup öğlen yemeği yedik. Sohbetler çok derinlerde, iç dünyada akıyordu. Bana kalırsa her şey yolundaydı. Evet çocuk yaşta annem ölmüştü; kendimi bir anda bir evin ve ailenin sorumluluğunu yüklenmiş bulmuştum, ne yasımı yaşayacak ne çevremdeki büyüklerden duygusal destek alacak bir ortamım olmamıştı... Bunlar bu günü çok mu etkileyecekti? Geçip gitmişti işte, bakın hala hayattaydım, halletmiştim... O sıralar 2,5 yaşında olan oğlumun her hastalanışında ölecekmiş gibi kaygıya kapılmam; yaşa özgü öfke ataklarına ve ağlamalarına katlanamamam hariç... Ama herkese böyle olmuyor muydu?
İlk durağım bir sanat terapistinin ofisiydi. "Peki, daha daha nasılsın?" sorusuna "İyiyim"den öteye cevaplarım olduğu orada açığa çıkmaya başlamıştı... Bir süre, boyalarla, hamurlarla, sohbetle devam etti bu ilk terapi deneyimim... Sonra bir yer geldi: "Burada seninle buraya kadar gelebiliyoruz" dedi terapistim ve beni bedenle bağlanmamı önererek bir nefes terapistine havale etti. Birkaç seans da ona gittim. Orada neler oldu hiç bilmiyorum lakin içimdeki dünyayı keşfetmeye güdülenen bir tarafım uyanmıştı ve uzun bir yol açılmıştı önümde...
Bunun ardından birkaç farklı teknikle çalışan bir psikolojik danışmanla görüştüm 1,5 sene civarında. Konuşma terapisi, EMDR, somatik egzersizler, psikoeğitim ile yavaş yavaş neredeyse hiç hatırlamadığım çocukluğuma ziyaretler yapıyorduk. Bu terapi sürecinde terapist de benim kadar aktifti. Sorular, yorumlar, tekniğe dair bilgilendirmeler, ev ödevleri vardı. Haftada bir görüşüyorduk. Sonra terapistim yurtdışına gitti. Bu süreç de bu şekilde sonlandı.
Artık bu alanda merakla ve hevesle koşturmaya başlamıştım. Bağlanma üzerine okuyor, meditasyon yapıyor, fırsat buldukça Clarissa'ya gidip geliyor, ruh-beden-zihin üzerine çalışan uzmanlarla görüşüyor, seminerlere, eğitimlere katılıyordum.
Sonra, 40'lı yaşlarımın başında bu grup eğitimlerinden ötesine ihtiyacım olduğunu hissetmeye başladım. Kendi yapma dair bir kör noktam vardı ve bunu benimle derinlemesine çalışacak bir rehbere ihtiyaç duyuyordum. Daha az konuşan, daha az müdahale eden, daha çok yansıtan bir terapist aramaya başladım.
Kulaktan dolma bilgilerle ve birkaç tanıdıkla görüşerek psikanalitik eğilimle çalışan bir terapist buldum. Evime yakın olmasını önemsemiştim.
Haftada iki kere onunla görüşmeye başladım. 3,5 sene oldu. Psikanalitik psioterapinin başka hiçbir ekole benzemediğini ve Freud'un boşu boşuna dünyayı değiştiren kişilerden biri olmadığını söyleyebilirim. Delilik ile sanat arasında bir yerde, 3,5 yıldır; kendimin bile bilmediğim gölgelerinde dolaşıyorum analistimle birlikte. İki deli, hakikatin peşinde diyebilirim buna kısaca... Herkese göre olmadığını, çok zahmetli ve aynı zamanda çok ödüllü bir yol olduğunu ve bir şekilde tam bana göre olduğunu söyleyebilirim. Bu kadar zaman sonra hala yolun başında olduğumu hissediyorum ve keşke çok daha önce başlasaydım kendimi bilme yoluna, diye düşünüyorum. Hayat kısa, yapılacak çok iş var. Ve biz çok komplike yaratıklarız.
Benim yolum iki can arkadaşın ittirmesiyle başladı ve el yordamıyla, deneye yanıla devam etti.
Bu sene sürdürdüğüm Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Yüksek Lisans'ı sayesinde işin teorisiyle de haşır neşir olduğum için belki birilerinin işine yarar, ipucu olur diyerek kısa bir rehber hazırladım. Kim, hangi dert için, nasıl bir terapi alabilir...?
Kısa Süreli ve Çözüm Odaklı Terapiler
Mesela kısa süreli ve çözüm odaklı terapiler var. Bunlar sorunun kökenini bulmaya, orada bir dönüşüm sağlamaya çalışmıyorlar. Mevcut durum üzerinden, davranış ya da düşüncede değişiklik yaparak fonksiyonelliğin devamını hedefliyorlar. Başta söylediğim gibi hayat yolunuza size engel oluşturan belirgin bir durumunuz var diyelim: Sınav kaygısı ya da uçak korkusu, el yıkama takıntısı... Kısa süreli ve çözüm odaklı terapiler çocukluğunuza inmeden bugünkü koşullarla nasıl değişim sağlanabileceğine bakarlar. (Elbette, ben hiç uğraşmak istemiyorum, diyenlere bolca ilaçlı çözüm de var.)
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)
BDT kişiye otomatik düşüncelerini fark etmeyi, onları ne kadar gerçekçi oldukları açısından sorgulamayı ve daha dengeli alternatifler geliştirmeyi öğretir; aynı zamanda davranış kalıplarını küçük ve uygulanabilir adımlarla dönüştürmeye çalışır. Yapılandırılmış, bugüne odaklanan ve zaman zaman küçük egzersizler içeren bu terapi yaklaşımı; kaygı, depresyon, panik atak ve stresle baş etme gibi alanlarda etkilidir. Temelde ise kişiye şu içgörüyü kazandırmayı amaçlar:
"Aklımızdan geçen her düşünce gerçeği yansıtmaz ve düşüncelerimiz değiştiğinde duygularımız ve davranışlarımız da dönüşebilir."
Kabul ve Kararlılık Terapisi
Zorlayıcı düşünce ve duyguları ortadan kaldırmaya çalışmak yerine, onlarla daha sağlıklı bir ilişki kurmayı öğretir. Çünkü bu yaklaşım şunu kabul eder: Hayatta kaygı, korku, üzüntü gibi duygular tamamen yok olmaz; asıl mesele, onların hayatını ne kadar yönettiğidir. ACT sürecinde kişi, zihninden geçen düşünceleri mutlak gerçekler gibi almak yerine, sadece “zihninden geçen şeyler” olarak görmeyi öğrenir. Kendisi için gerçekten neyin önemli olduğunu—yani değerlerini—netleştirir ve bu değerler doğrultusunda küçük ve somut adımlar atmaya başlar. Örneğin “yeterince iyi değilim” düşüncesi hiç gitmese bile, kişi yine de anlamlı bulduğu bir işi yapabilir, bir ilişkiyi sürdürebilir ya da kendisi için önemli olan bir yönde ilerleyebilir. Kısacası ACT, “önce iyi hissedeyim, sonra hareket edeyim” yerine, “zor duygularım benimle birlikteyken de hayatıma yön verebilirim” yaklaşımını güçlendirir.
Bazen bir olay geride kalmış olsa bile, beden ve zihin onu sanki hâlâ oluyormuş gibi hatırlar; EMDR bu donmuş etkileri çözmeyi hedefler. Terapi sırasında kişi, terapistin yönlendirmesiyle bu anıyı kontrollü bir şekilde hatırlarken çift yönlü uyaranları takip eder. Bu süreç, beynin o anıyı yeniden işlemesine ve daha sağlıklı bir yere “yerleştirmesine” yardımcı olur. Anı tamamen silinmez ama artık eskisi kadar yoğun duygu yaratmaz; kişi o olayı hatırladığında daha sakin,........
