menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ben çocuğumu hiç böyle büyütmedim

36 0
03.04.2026

Kendi deneyimimden gördüğüm kadarıyla annelik deneyimi doğumdan ve hatta hamilelikten başlayarak kadınların anlatmaya doyamadığı, anlata anlata bitiremediği bir konu. Bir insanın neden bu kadar çok anlatma ihtiyacı olur, neden bu kadar ayrıntı verir üzerine çok düşündüm. Beklentiler çok yüksek. Kendimizden, toplumun bizden. Kendimizi çok yargılıyoruz ve tabi etrafımızdakileri de. Bence bu konuşma, anlatma hali biraz da hesap verme ve bazen de hesap sorma hali aslında.

Kendimden örnek verecek olursam, ben 2016’da doğum yaptım. O yıllarda vajinal yolla doğurmamak adeta utanç sebebiydi. İnşallah artık değişiyordur. Doğum çok doğaldı, herkes nasıl da çatır çatır doğurmuştu geçmişte, sezaryen işi biraz da doktorların kolaya kaçmasıydı, istersek doğurabilirdik. Ben 27 yaşında anne oldum. (30 yaş altındaki gebeliklerde doğum esnasında iskeletin açıldığı dolayısıyla çatı muayenesinden çıkan simfiz kemiği dar gibi tespitlerin çok anlamlı olmayacağı söylenir.) Hamileliğim de son derece sorunsuz geçti. Bebeğim 3.750 gram doğdu ki ultrason ölçümleri de öyle görünüyordu.

40 hafta bekledim. Bana kalsa daha da beklerdim. 40 5’te bebek kaka yapar kakasını yer beynine bilmem ne olur korkularıyla, hem bebeğimin babasının hem de doktorumun telkinleriyle, hiç suni sancı denenmeden, doğrudan planlı şekilde sezaryene alındım. Bakın ne kadar uzun uzun anlattım. Çünkü bu uzun anlatışın arkasında “ben aslında istemiştim doğurmayı, böyle olmasını ben seçmedim” serzenişi var. Bence yeterince beklemedik. Bence her yolu denemedik. Benim bedenimde oluyordu olanlar. Beni kestiler. Esas karar verici ben olmalıydım. Ama olamadım. Beni kestiler ama içimde bir de bebek olduğundan bebeğin babası da konuşma hakkı buldu kendinde. Benim “kestiler” olarak anlattığım deneyim birçok kadın için “çok güzel, tatlı tatlı sezaryenimi oldum” olarak da anlatılıyor başka masalarda biliyorum. “Keşke seçme şansım olsaydı da onca çileyi çekmek yerine ben de sezaryen olsaydım” diyenler de var biliyorum. Elbette her şeyden önemlisi bebeğimizi sağlıkla kucağımıza alabilmek, biliyorum. Buradaki mesele hakkımızda verilen kararların esas öznesi olamamak. Ondan bu kadar çok şey birikiyor içimizde. Bu bazen epidural almak istedim vermediler de olabilir. Almak istemedim verdiler de. Detayı çok da önemli değil. Ana başlık aynı.

Yine aynı yıllarda yenidoğan bebeğe mama verilmesi zehir verilmesi gibi anlatılırdı. Hala öyle mi bilmediğimden sürekli yıl referansı veriyorum. Umarım artık değişmiştir. Zamanında emzirme teşvik edilmeksizin tüm bebeklere mama verilmesi yanlışının faturasını “ne olursa olsun asla mama vermemeliyim”ler beyinlerine işlenmiş bizler ödedik. Bebeğimi onun da hiç gelmeye niyetlenmediği bir anda çat diye çıkarıp aldıkları için meme ememedi tabi. İlk gün vücut da olanları algılayamadığı için sütüm de gelmedi. Karnı aç. Ağlamaktan sesi kısıldı. El kadar zaten. O ağlıyor, ben ağlıyorum. Ben ağladıkça annem de ağlıyor. Böyle bir ortamdayız. Hemşireler arkadan eşime “biz mama verelim ama eşinize söylemeyin” demişler. Öyle de yapmışlar gerçekten. Ben bunu oğlum 1 yaşına geldiğinde filan öğrendim, 2........

© HTHayat