Kimsin Sen Beril Böke...

Samsunspor’un Fenerbahçe deplasmanında kaybettiği maçtan sonra gazeteci sıfatıyla birisi ekran karşısına çıkmış, meydanı da boş bulmuş ahkam kesiyor.

Sallıyor da sallıyor...

Dayanamadım bende cevap vereyim dedim...

Evet; Türk futbolunun alıştığımız tablosu yine değişmedi, değişmez de.

Haksızlıklar karşısında susanlar ve hedef şaşırtarak konuşanlar…

Her ikisi de tehlikeli...

Maçı herkes izledi, tarafsız olarak bir hatırlayalım...

Fenerbahçeli Oosterwolde’nin Marius Mouandilmadji’ye yaptığı hareket…

Rakibinin boğazını sıkarak yere indirmek;

Futbol sahasında görülmemesi gereken bir görüntü değil mi?

VAR müdahalesi yok...

Aynı hareketi trafikte bir sürücü arabasından inip başka bir sürücünün boğazını böyle sıksa…

O kişi önce karakola gider, sonra da hakim karşısına çıkar.

Sonu belki cezaevi...

Ama futbol sahasında buna göz yumulabiliniyor.

Hele de Anadolu takımı olunca...

Guendouzi’nin Tomasson’un ayak bileğine yaptığı sert müdahale de görmezden gelindi.

Oyuncu sağlığı hiçe sayıldı...

Ofsayttan gelen iki gol...

Normal şartlarda günlerce tartışılacak pozisyonlar, nedense bir gecede unutuldu.

Çünkü bazıları konuşmamayı tercih etti.

En küçük hakem hatasında ekranlarda gözyaşı dökenler, maç sonu derin bir sessizliğe büründü.

Spor kamuoyunun önemli bir bölümü ise adeta suskunluk yemini etmiş gibi.

Maç sonu yaşananlar ise ayrı bir utanç...

Samsunspor Başkanı Yüksel Yıldırım’a edilen küfürler ve atılan yabancı maddeler.

Bir kulüp başkanına tribünden bu şekilde hakaret edilmesi kabul edilebilir mi?

Spor kültüründe bunun yeri var mı?

Ama buna da ses yok...

Bir tek Başkan Sadettin Saran çıkıp müdahale etti.

Helal olsun başkan...

Türk futbolunda herkesin göstermesi gereken duruş da aslında budur.

Gelelim spor medyasına…

Gazetecilik, güçlüye alkış tutma mesleği değildir.

Gazetecilik gerçeği yazma mesleğidir.

Ama bazı isimler var ki yorum yaparken gazeteciliği unutuyor.

Bunlardan biri de kendini gazeteci sayan Beril Böke.

Herhalde gazeteciymiş...

Öyle tanıtıyor kendini...

İzledim yorumunu, nutkum tutuldu...

Samsunspor Başkanı Yüksel Yıldırım için “Türk futbolundan temizlenmeli, stadyumlara alınmamalı” diyor.

Peki sormak lazım: Sen kimsin?

Gazeteci misin, federasyon başkanı mı? Disiplin kurulu mu?

Bir gazetecinin görevi insanları Türk futbolundan “temizlemek” değildir.

Gazetecinin görevi gerçeği konuşmaktır.

Eğer gerçekten gazetecilik yapacaksan önce Oosterwolde’nin boğaz sıkmasını konuşacaksın.

Ofsayt tartışmalarını gündeme getireceksin.

Samsunspor Başkanı’na edilen küfürleri eleştireceksin.

Hakem hatalarını sorgulayacaksın...

Ama bunları yapmayıp sadece hoşuna gitmeyen bir başkanı hedef gösteriyorsan bunun adı gazetecilik değildir.

Bunun adı olsa olsa kalemşörlüktür...

Herkes şunu iyi bilsin:

Adalet sadece güçlüler için varsa, o artık adalet değildir.

Gazetecilik de sadece işine geleni söylemekse, o da gazetecilik değildir.

Alman Filozof Friedrcih Niedzsche şunu söylemiş;

"Taraf tutan insan, ister istemez yalancı olur"...

Anladın mı Beril Böke...


© Hedef Halk