Ramazan Aynasında İnsan: Yalanlar ve Hak Edilmeyen Sevgiler |
“Ramazan, insanı sadece açlıkla değil; yalanlardan arınmak ve değeri bilinmeyen sevgilerin muhasebesini yapmakla da terbiye eder.”
Ramazan ayı, sadece bedenin belirli saatler aralığında açlıkla terbiye edildiği bir zaman dilimi değil, aynı zamanda ruhun aynaya bakıp üzerindeki tozları sildiği muazzam bir arınma mevsimidir. Bu mübarek günlerde tutulan oruç, dilden kötü sözün, kalpten yalanın ve niyetten samimiyetsizliğin uzaklaştırılmasıyla kemale erer. Modern insanın en büyük ruhsal çıkmazlarından biri olan “yalan” ve “hak edilmeyen sevgiye duyulan hayıflanma” meselelerini, Ramazan’ın getirdiği o vakur dürüstlük penceresinden, daha derin bir hassasiyetle incelemek gerekir.
İnsanın Kendi Yalanına Hapsolması:
Hakikatten Kaçış ve Maskeler İnsan neden yalan söyler?
Bu sorunun cevabı, insan psikolojisinin en karanlık dehlizlerinde saklıdır. Bazen bir ayıbı örtmek, bazen küçük bir çıkar sağlamak, bazen de sadece olduğu kişiden daha farklı, daha “ideal” görünme arzusuyla söylenir yalanlar. Ancak yalanın en tehlikeli boyutu, insanın söylediği yalana önce kendisinin inanmasıdır. Bu bir nevi “psikolojik körlük” ve kendi eliyle ördüğü bir hapishanedir. Kişi, zihninde yarattığı o sahte dünyayı o kadar benimser ki, çevresindekilere bunu anlatırken sesindeki titreme geçer, bakışlarındaki tereddüt kaybolur. Kendi uydurduğu hikâyenin başrolü haline gelir.
Bazı insanlar ise söyledikleri yalanın farkında bile değildir ya da o anın baskısıyla söylediklerini bir süre sonra hafızalarından silerler. “Hayır, ben öyle bir şey demedim, öyle bir söz ağzımdan çıkmadı” diyerek aslında kendi vicdanlarını susturmaya çalışırlar. Oysa hakikat, güneş gibidir; balçıkla sıvanmaz ve eninde sonunda bir çatlak bulup dışarı sızar. Yalan söyleyen insanın beden dili, ruhunun verdiği bu savaşı ele verir. Karşısındakiyle konuşurken istemsizce burnunu kaşıması, göz kontağından kaçıp havaya ya da yere bakması, aslında ruhun o ağır yalan yükünü taşımakta ne kadar zorlandığının fiziksel bir dışavurumudur. Ramazan ise bizlere her şeyden önce “dosdoğru olmayı” öğütler. İftar sofrasında ekmeğimizi bölüşürken, dilimizdeki yalanı ve zihnimizdeki aldatmacayı o sofranın dışında bırakmak, orucun asıl ruhuna ve “El-Emin” (emanete hıyanet etmeyen ve sadık kişi”) olarak sıfatına........