İSLAM Hz. Adem’den, Hz. Muhammed’e kadar ilahi hükümlerin tebliğinin adıdır. - ŞERİAT Hukuk ve adaletin din dilindeki karşılığıdır. Bu manada kaynağa giden yoldur. El kol kafa kesmek, sakal şalvar çarşaf giymek ve din adına çapulculuk değildir. Acı ki 1400 yıldır Müslüman algısı budur. Kısaca Kuranın onayladığı, beşeri yoldur ve uygulamada Örf-ü Sultanidir. (Örf dini / yani “sultanların, şah, padişah, han, hakanların” dini olmuştur. Şeriat. - DİN= İlimdir. (Prof. Hüseyin Atay) / DİN, borçtur! Evrenseldir ve kaynağı Allah’tır, hedefi ise insandır. Düşünme şeklinden çok eylem biçimi, felsefeden çok hayat pratiktir. (İlahiyatçı araştırmacı yazar İhsan Eliaçık) / DİN, AHİRET için değil DÜNYA içindir.

“Allah indinde hak din İSLAMDIR” (Ali İmran- 19). Her cuma hutbesi bitiminde imamdan duyarız bu ayeti. Peki, İSLAM ne demek? Günün Müslümanının algıladığı gibi mi acaba?

İSLAM; Hz. Adem’den, Hz. Muhammed’e kadar tüm peygamberlerin tebliğinin adıdır. Kuran’dan bakınca İsa Hristiyan, Musa da Yahudi değildir, her ikisi de İslam’ın müntesibidir. İslam; sınırlara ve sınıflara sığmayan Hz. Adem'den Hz. Muhammed'e kadar süreçte normlar bütünüdür. Şeriat ise bu normların zaman ve mekan içinde formlaşmış halidir. Yani İslam, süreçte toplumlarca kendi “içine doğduğu dünya şartlarına, yaşayış ve algı düzeyine” göre kalıplara, formlara indirgenmişidir. Oysa normlar bütünüydü.

Normlar ilahi olduğu için felsefi ve kelam olarak cevherdir (öz), yani asıldır. Ama formlar beşeri ürünler olduklarından arazdırlar (değişken), değişebilirler. Arazların var olmaları, cevhere (öz) bağlıdır. Dolayısıyla İslam cevher (öz/ana kaynak) şeriat ise arazdır (Devamlılığı ve kalıcılığı olmayan, ken­di başına bir varlığı bulunmayan ve var olmak için dayanacak bir cevhere muhtaç olan). Başka bir ifade ile şeriat, İslam normlarının biçime dökülmesidir. Onun için birçok mezhep, birçok tarikat var. Kuran’da mezheplerden bahsedilmiyor bile. Çok fazla mezhep de olabilirdi ki araştırmacılar ilk başta 400 mezhep olduğunu ve sonra 4 mezhebin âlimlerinin, fikirlerinin, delillerinin galip geldiğini ve öbürlerinin anlamı kalmadığını ifade ediyor. Buradan hareketle mezheplerin son halini alması düşüncenin durmasıyla da ilgilidir; mevcuttan sonra onları aşan düşünce adamı yetişmediğiyle de ilgilidir.

Süreçte ne zamanki (9. asrı müteakiben) İslam şeriat olarak görülmeye ve Müslümanlık İslam olarak algılanmaya başlandı; cevher (normlar bütünü / öz) ile arazlar (değişenler, mezhepler ve şeriatlar vs.) yer değiştirdi. Prof. Hüseyin Atay “9. asırdan sonraki meallere itibar etmesinler çünkü bunların hepsi mezhepçidir ve müteakiben din de din olmaktan çıktı. Zira İslam (cevher) iyi insan projesiydi” diyor. Hakikat bu iken mezheplerin ve şeriatların (arazlar) her biri bir din oldu günümüzde. Müslümanlık adına, insanları birleştiren değil, bölen bir anlayış olduğu da ortadadır.

İslam coğrafyasına bir ufuk turu yapın tarihsel olarak “kral, han, hakan, saray, saltanat, imparatorluklardanibaret yığınla efendiler takımı göreceksiniz. Bunlar vasıtasıyla;

* Dinde; dinin aslı üzerine oturarak, faslı “mezhep, tarikat, cemaat / şeriat” üzerinden…

* Siyasette; insanı bertaraf ederek, “parti, kabile, sınıf” üzerinden (lider, başkan vs.)

* Ticarette; “emek- sermaye, sınıf yaratarak, “ağa- maraba, işçi işveren” üzerinden,

Allah'ın hüküm potansiyelini kendileri üslenerek zamanda hükmetmeyi becermişlerdir halen de hükümleri caridir..

Tarihsel olarak bakıldığında; - DÜN, bir taraftan Kuran mümini Rabiatül Adeviye vardı (karınca incitmemek felsefesi üzerine bir olgu); diğer taraftan Haccac-ı zalim vardı… İkisi de aynı kitabın müminiydi. Bir diğer taraftan Hristiyanlara reverans yapan hariciler “sırf Ali’ye destek oldular” diye Müslüman sahabeleri doğradılar. Onlar da aynı kitabın inananlarıydı.

BUGÜN; beslendiği kaynaklardan aldıkları güçle inadına şeriat, şeriat diye fenikenlere sormak gerek “şeriat din olmadığına göre hangi şeriat” diye? * FETÖ şeriatı mı? * MAHMUT, AHMET yoksa MENZİL şeriatı mı? * Şİİ, SUNNİ Mİ…. Hangisi?

İşte tarikat, cemaat, mezhep, Ahmet, Mahmut formlarını İslam’ın normlarına tercih ederek, ortaya koyulan bir oyun, sonsuz ve soysuz bir macera.

ŞERİAT tanım olarak kaynağa götüren yoldur. Süreçte, dönemlere göre üretilen hukuktur. Lakin uygulamada şeriat = Örf-ü Sultanidir (Örf dini/Paralel şeriat.) Yani din yerine konuşlanmış “şah, padişah, han, hakan” şeriatı. Çünkü dinin her şeyinin alınıp devlet eliyle uygulanabilmesi imkansızdır. Hükümler sadece devlete değildir. Birey ile Allah arasında olanları alır da devlet eli ile uygularsanız buradan Işit, Taliban, El nüsra başta olmak üzere din diktatörlüğü ortaya çıkar.

Diğer bir yaklaşımla şeriat bedevi geleneklerinden mülhem, yeryüzü tanrılarının kanunlarıdır. Allah’ın hükümleri değildir. Allah, hükümlerinin başında adaleti emreder. Oysa şeriatta adalet yoktur. Şeriat “Dinden döneni öldürün” derken, İslam/din “Dinde zorlama yoktur der. Casiye- 18’de şeriat, yol demektir. İbn Haldun “Şeriatla yönetilen devlet çöker” derken, Osmanlı onun eserlerini yasaklamıştır.

- İslam’da recm yok, şeriatta vardır.

- İslam’da namaz/secde kılmamanın cezası yokken, şeriatta tövbeden öldürmeye ceza vardır.

- İslam’da dinde zorlama yokken, şeriatta zor usuldendir.

- İslam’da kadın- erkek eşittir, şeriatta erkek üstündür.

- İslam’da tek eşlilik kural, şeriatta çok eşlilik meşrudur.

- İslam’da ana dilde ibadet vardır ama şeriatta Arapça zorunludur.

- İslam’da cariye ve kölelik yok ama şeriatta vardır.

- İslam’da ruhban sınıfı yokken, şeriatta gani

Çarpıcıdır! An itibariyle bizde siyaset “nassa göre faiz haram diyor. Peki müddeinin elini tutan olmadığına göre enflasyon sıfır olmalı değil mi? Hani nerede? Dahası din adına soran var mı? Yok. Neden? İşte şeriatın uygulanabilir zemini budur.

Bunlar geçmiş çağın yaşantı biçimlerini İslam olarak almışlar, onu istiyorlar. Sosyal bir değişime uğramadılar. Ama şunu bilmelidirler ki geçmiş dönemin şeriat biçimleri, geçmiş dönem insanlarının kültürünü aksettirir. Bu kültür de özellikle Arabistan yarımadasının kültürüdür. Siz hem İslam'ın ‘cihanşümul’ yani global, küresel bir din olduğunu iddia edeceksiniz hem de onu bir bölgenin kültürü, biçimleri ve adetleriyle sınırlandıracaksınız. Ondan sonra bütün dünya insanlarını o tür yemeğe içmeye, o tür yaşamaya, o tür giyinmeye, yani biçimlere yönlendireceksiniz. Bu, kültür emperyalizmi için İslam'ı kullanmak olmaz mı? Allah'ın amacı bu olur mu? Zaten Kuran'ın da böyle bir iddiası yok. Onlar bu yaptıklarını din zannediyorlar. Ama ne yapsınlar? Daha bu çıkışı bulabilmiş kaç haysiyetli ilim erbabı var ki? Hala kıl, kıyafet, “şalvar, sarık dini bir kıyafet mi, değil mi?” tartışılıyor. Oysa insanın Allah katında yargılanacağı şeyleri giyim kuşamı değil, dünyada yaptığı eylemleridir.

Prof. Dr. Niyazi Kahveci bu konuda “Renormasyon” terimiyle, İslami olanla şer'i olanı birbirinden ayırıyor. “Bu İslam'da var olan birçok kavramın yeniden tanımlanması anlamına gelmiyor mu? Buradan şeriat kelimesinin günümüzde bilinçsiz kullanıldığını mı anlayalım” sorusuna (Cevher- araz / norm ile form farkı ile tanımladıktan sonra) şu önemli vurguyu yapıyor:

Böyle olunca “normların yeniden yorumlanması, insanlığın bugün ulaştığı bilim seviyesiyle yeniden tanımlanması gerekiyor” diyor.

Allah’ın evrensel projesi olan son din İslam ile insanlığın değişmez değerleri, evrensel normlardır. İslam bir kimlik değil vasıftır, niteliktir, barıştır. Korkutan, korkuya kul eden DİN, din olabilir mi? Kamer Suresinde “Biz işinizi kolaylaştırdık, insanların belini büken, zorlaştıran, köleleştiren bağlardan kurtardık” diyor. Demek ki din de değil zihniyette, kafalarda, düşüncede dolayısıyla olguda değil algıda reform şart.

Son dinin cüzü Kuran her döneme ve zamana göre insanlığın tüm olaylarına kafi ve şafi bir kitaptır. Evrenseldir. Her çağın bütün sorunlarına yeterliliktedir. Bu kitap/Kuran Allah’ın nihai / son düzeyi değildir. O, günün insanlarının düzeyi esas alınarak indirilmiştir (Zaten “biz Kuran anlaşılsın diye kolaylaştırdık” diyor.) Dolayısıyla kıyamete kadar insanlığın ulaşacağı irtifa gene Allah’ın nihai irtifası, düzeyi olmayacaktır! İnsan aklı ve cüzi iradesi de Kuran’ın nihai düzeyini kavramaktan acizdir. Demek ki (bu arada) Allah ne kadar yüksek irtifada düşünürsen O’dur. Lakin insan algısı fukara. (Sıkıntı olgu ve algıda. İşte tam da bu noktada reform şart.) Mevcut algıya nasıl anlatılır “Kuran’ın işaret parmağı gibi gösterdiği istikamete yönelmenin gereği! Parmağa takılı kalmamayı, gösterdiği adresi, aklı hedeflediğini ve ‘hayatın akışına paralel olarak olayların gelişmesine ve oluşmasına göre’ dalga atışı gibi refleksi”? Asıl coğrafyanın müşkülü budur.

O halde “Adem’den bu yana yaratanın isteğine ve yaratılanın (düşünce düzeyine paralel) istifadesine dönük” idraktir İslam.

DİN, borçtur! Evrensel ve kaynağı Allah, hedefi ise insandır. Düşünme şeklinden çok eylem biçimi, felsefeden çok hayat pratiğidir. İnanıyorum- inanmıyorum’a bakmaz, haklı mı, haksız mı ona bakar.

Tabi Kuran anlaşılmadığı için onun verdiği kodlar da göz ardı edilmiştir. Yönetimde BEYAT (sosyal mukavele) Mümtehine Suresi ve daha birçok surede demokrasi ve laiklik ligin kodlarını verir.

Ne acı ki bu olgu ve algı dini; cennet- cehennem ve günah- sevap aralığına sıkıştırdı. DİN yataydır, BİLİM için değil BİLİNÇ oluşturmak için gelmiştir. Fransız aydınlanmasıyla din bir vicdan işidir diye ifade edilmiş, doğrudur ancak eksiktir. Çünkü din vicdanla başlar! İnsanın işini kolaylaştırmak için ilahi bir ikramdır. Bugün “Allah’ın isteği ve kulun istifadesine ne sundun” dinin özü de özeti de budur. Anahtarı insan ve doğa ilişkisidir. Din hayat tarzı, yaşam biçimidir. “Sabah kalktığınız da kiminle, neden, nasıl irtibat kuracaksın? İnsana, hayvana, doğaya, börtü- böceğe nasıl davranacaksın” şuurudur. Din, insanlara acı çektiriyorsa o din, din değildir. Yani akıl- mantık ve vicdana uyan her şey DİNDİR.

Prof. Dr. Hüseyin Atay “DİN= İlimdirder. Yaratan ilmin delilini gösteriyor. Bu ilim hem göze hem kulağa hem vicdana dayanır. Çünkü göz, kulak ve vicdan bu ilmi kontrol eder. Bunlar ilmi kontrol etmekten sorumludur. Zira ilimde yanlış olmaz. LakinKuran’ın ne dediğinden ziyade ne demek istediğini” çözmek gerek! Örneğin bilim ayetlerinden Nahl- 78’de “Yaratan annelerinizin karnından çıkardığı zaman hiçbir şey bilmiyordunuz. Size kulaklar, gözler ve kalpler verdi şükredesiniz diye.” (Hepsi bilgi edinebilmeniz için ayrı birer ayettir. Bazıları felsefede “insanın doğuştan bilgisi var” der.) İşte size göz, kulak ve gönüller vermiştir. O halde siz bunlarla ilim elde edersiniz. Yine Ali İmran- 7’de “Allah bilir bir de ilimde rasih (derinliği) olanlar bilir” diyor.

Peygamber “İnsanların en faydalısı, insanlara en çok faydası olandır” sözü ile dini tanımlamıştır. Prof. Dr. Mustafa ÖZTÜRK ise DİN sosyolojiye teğet geçiyorsa, faydadan fazla zarar verir. DİN, maksadı merkeze alır. Ne yazık ki an ve gün itibari ile Müslümanlarca DİN, Kuran’a meydan okuma noktasına gelmiş durumda (Ne yazık ki süreçte özü itibariyle yoksulun ve ezilenin dilinde çığlık olması gerekirken egemenin elinde silah, dilinde afyondur.) İslam’ı, şeriat devleti için araç kılmak; “esası detaya, cevheri araza ve kurtarıcıyı muhtaca” kurban etmektir. Zira “şeriat ahlak üzerine bina edilir, şeriat üzerine ahlak oluşturma çabaları ise günümüz İslam dünyasını ortaya çıkarmıştır”.

Şu coğrafyamıza bakın; din türevleriyle sadece cevher kayıp değil insan ve insanlıkta kayıp! Irak, Suriye ve İran’da “Dinde düşman kimdir?” sorusunun cevabını hiç düşündünüz mü? Cevap Yahudi- Hristiyan’dan önce, Sünni ise Alevi ya da Şii diyecek, Alevi ise “yezit diye Sünni’yi gösterecektir! Bu kadim çarpık algıda açıktan düşünülmesi gereken ayrı bir faktör! İşte “siyaset, mezhep, cemaat ve tarikat ekiminin” İslam’a hediye ettiği mahsuldür.

Bir de ülkemize yani “mitolojik hurafelerle dolu tahrif edilmiş din, klonlanmış Müslüman ve kodlarıyla oynanmış devlete bakın:

* Din ve siyasette; kabile kafalılar, canlı- cansız totemler, insan şemailinde putlar… Kureyş şovenleri, Emevi despotları gırla…

* Allah’tan rol çalan; din uluları (!) yeryüzü Allahları ha keza…

* Kurumsallaşmış simon üreten; masonik, oligarşik, ankebut ve tüm mantar yapılar…

* Mezhep şizofrenleri, Allah’ın icra memurları, şefaat dağıtan engizisyon papazları, mucize vehmeden meczuplar ve başı sarıklı ve takkeli kenar mahalle şeyhleri…

Düşünebiliyor musunuz “Bizden bahsederseniz sualsiz cennete girersiniz” diyen meczuba “kes sesini, otur oturduğun yerde” diyen yok. Tahrif ve tahripte yarış var, sus diyen yok.

* Nakşibendi ve İsmailağa cemaati/tarikatına göre kadınların pantolon giymesi haram ve küfürdür. Yine İsmailağa cemaati erkekte sakal ve şalvarı olmazsa olmaz sayıyor.

* Rufailer, Melamiler ve Kadirilerin bir kısmı saçın gizlenmesini dinin emri diye görmüyor.

* Allah ile konuşuyorum diyen Fethullah Gülen’den Adnan Oktara, Badeci Şeyhlerden ‘Elimi öpen cennete gider’ diyen sapıklara, ‘Maaşını ödediğim kadın benim cariyemdir’ diyen zalimlerden ’Şu partiye oy veren cennetliktir’ diyen sıyrıklara…

Hülasa kuşatılmış bir coğrafyanın türetilmiş din tarlasında, klonlanmış Müslüman türlerin bereketi yaşanıyor. Öyle ki ahlak, ahlakçıların; İslam, şeriat türlerinin; din, dincilerin ve Müslüman, münafıkların pençesinde ölümcül (!), coğrafyada insan kayıp.

* İmparatorluklar ve ne kadar otokratik din devleti, monarşi, oligarşi ve teokrasi varsa hepsi sınıfsaldır. Bu sınıf kendi inanmadıklarını inandırmakla hükümlüleri hakim kılar ve hüküm; aile, kabile ve onları temsil eden ferttedir. Kut inancı, Orta Asya Türk devletlerinde hükümdar ailesinin halkı yönetme yetkisidir. Çünkü DİN insanları itaat altına almanın en zahmetsiz yoludur. Hatta teokrasi, başlı başına bir rejim değildir ama ülkeyi yöneten hanedan, oligarşi veya aristokrasinin dinsel açıdan desteklenmesi, egemen sınıfın egemenliğini tartışmasız hale getirmesidir. Yani sigortadır. Müslüman ülkelerde diktatörler hakimiyetinin beslendiği kaynak kendileri için berekettir. Öznesi, uydurulmuş din ile uyuşturulmuş cahil dindarlardır.

* Oysa laik demokratik cumhuriyette hüküm ferttedir ve her bir fert kral, şah, padişahtır. Yani Cumhuriyet; sınıflar arası geçirgenliktir ve Cumhuriyet Türk Milleti’nin karakteridir. Bütün bu muhakeme ve mukayeseden vicdanı hür birey, laik, demokratik bir toplum için “ekmek- su- hava ve nimet” gibi bir zorunluluk çıkar.

NOT: Merhum Prof. Dr. Y. Nuri Öztürk’e rahmet; Prof. Dr. Hüseyin Atay, Prof. Dr. Niyazi Kahveci, Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu, İlahiyatçı araştırmacı yazar R. İhsan Eliaçık, İlahiyatçı araştırmacı yazar Cemil Kılıç Beylere minnet ve şükran dileklerimle…

QOSHE - Kavram kargaşasına kurban edilen İSLAM ve DİN; yerlerine ikame edilen ŞERİAT - Saim Akçay
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Kavram kargaşasına kurban edilen İSLAM ve DİN; yerlerine ikame edilen ŞERİAT

17 0 14
29.09.2022

İSLAM Hz. Adem’den, Hz. Muhammed’e kadar ilahi hükümlerin tebliğinin adıdır. - ŞERİAT Hukuk ve adaletin din dilindeki karşılığıdır. Bu manada kaynağa giden yoldur. El kol kafa kesmek, sakal şalvar çarşaf giymek ve din adına çapulculuk değildir. Acı ki 1400 yıldır Müslüman algısı budur. Kısaca Kuranın onayladığı, beşeri yoldur ve uygulamada Örf-ü Sultanidir. (Örf dini / yani “sultanların, şah, padişah, han, hakanların” dini olmuştur. Şeriat. - DİN= İlimdir. (Prof. Hüseyin Atay) / DİN, borçtur! Evrenseldir ve kaynağı Allah’tır, hedefi ise insandır. Düşünme şeklinden çok eylem biçimi, felsefeden çok hayat pratiktir. (İlahiyatçı araştırmacı yazar İhsan Eliaçık) / DİN, AHİRET için değil DÜNYA içindir.

“Allah indinde hak din İSLAMDIR” (Ali İmran- 19). Her cuma hutbesi bitiminde imamdan duyarız bu ayeti. Peki, İSLAM ne demek? Günün Müslümanının algıladığı gibi mi acaba?

İSLAM; Hz. Adem’den, Hz. Muhammed’e kadar tüm peygamberlerin tebliğinin adıdır. Kuran’dan bakınca İsa Hristiyan, Musa da Yahudi değildir, her ikisi de İslam’ın müntesibidir. İslam; sınırlara ve sınıflara sığmayan Hz. Adem'den Hz. Muhammed'e kadar süreçte normlar bütünüdür. Şeriat ise bu normların zaman ve mekan içinde formlaşmış halidir. Yani İslam, süreçte toplumlarca kendi “içine doğduğu dünya şartlarına, yaşayış ve algı düzeyine” göre kalıplara, formlara indirgenmişidir. Oysa normlar bütünüydü.

Normlar ilahi olduğu için felsefi ve kelam olarak cevherdir (öz), yani asıldır. Ama formlar beşeri ürünler olduklarından arazdırlar (değişken), değişebilirler. Arazların var olmaları, cevhere (öz) bağlıdır. Dolayısıyla İslam cevher (öz/ana kaynak) şeriat ise arazdır (Devamlılığı ve kalıcılığı olmayan, ken­di başına bir varlığı bulunmayan ve var olmak için dayanacak bir cevhere muhtaç olan). Başka bir ifade ile şeriat, İslam normlarının biçime dökülmesidir. Onun için birçok mezhep, birçok tarikat var. Kuran’da mezheplerden bahsedilmiyor bile. Çok fazla mezhep de olabilirdi ki araştırmacılar ilk başta 400 mezhep olduğunu ve sonra 4 mezhebin âlimlerinin, fikirlerinin, delillerinin galip geldiğini ve öbürlerinin anlamı kalmadığını ifade ediyor. Buradan hareketle mezheplerin son halini alması düşüncenin durmasıyla da ilgilidir; mevcuttan sonra onları aşan düşünce adamı yetişmediğiyle de ilgilidir.

Süreçte ne zamanki (9. asrı müteakiben) İslam şeriat olarak görülmeye ve Müslümanlık İslam olarak algılanmaya başlandı; cevher (normlar bütünü / öz) ile arazlar (değişenler, mezhepler ve şeriatlar vs.) yer değiştirdi. Prof. Hüseyin Atay “9. asırdan sonraki meallere itibar etmesinler çünkü bunların hepsi mezhepçidir ve müteakiben din de din olmaktan çıktı. Zira İslam (cevher) iyi insan projesiydi” diyor. Hakikat bu iken mezheplerin ve şeriatların (arazlar) her biri bir din oldu günümüzde. Müslümanlık adına, insanları birleştiren değil, bölen bir anlayış olduğu da ortadadır.

İslam coğrafyasına bir ufuk turu yapın tarihsel olarak “kral, han, hakan, saray, saltanat, imparatorluklardanibaret yığınla efendiler takımı göreceksiniz. Bunlar vasıtasıyla;

* Dinde; dinin aslı üzerine oturarak, faslı “mezhep, tarikat, cemaat / şeriat” üzerinden…

* Siyasette; insanı bertaraf ederek, “parti, kabile, sınıf” üzerinden (lider, başkan vs.)

* Ticarette; “emek- sermaye, sınıf yaratarak, “ağa- maraba, işçi işveren” üzerinden,

Allah'ın hüküm potansiyelini kendileri üslenerek zamanda hükmetmeyi becermişlerdir halen de hükümleri caridir..

Tarihsel olarak bakıldığında; - DÜN, bir taraftan Kuran mümini Rabiatül Adeviye vardı (karınca incitmemek felsefesi üzerine bir olgu); diğer taraftan Haccac-ı zalim vardı… İkisi de aynı kitabın müminiydi. Bir diğer taraftan Hristiyanlara reverans yapan hariciler “sırf Ali’ye destek oldular” diye Müslüman sahabeleri doğradılar. Onlar da aynı kitabın inananlarıydı.

BUGÜN; beslendiği kaynaklardan aldıkları güçle inadına şeriat, şeriat diye fenikenlere sormak gerek “şeriat din olmadığına göre hangi şeriat” diye? * FETÖ şeriatı mı? * MAHMUT, AHMET yoksa MENZİL şeriatı mı? * Şİİ, SUNNİ Mİ…. Hangisi?

İşte tarikat, cemaat, mezhep, Ahmet, Mahmut formlarını İslam’ın normlarına tercih ederek, ortaya koyulan bir oyun, sonsuz ve soysuz bir macera.

ŞERİAT tanım olarak kaynağa götüren yoldur. Süreçte, dönemlere göre üretilen hukuktur. Lakin uygulamada şeriat = Örf-ü Sultanidir (Örf dini/Paralel şeriat.) Yani din yerine konuşlanmış “şah, padişah, han, hakan” şeriatı. Çünkü dinin her şeyinin alınıp devlet eliyle uygulanabilmesi imkansızdır. Hükümler sadece devlete değildir. Birey ile Allah arasında olanları alır da devlet eli ile uygularsanız buradan Işit, Taliban, El nüsra başta olmak üzere din diktatörlüğü ortaya çıkar.

Diğer bir yaklaşımla şeriat bedevi geleneklerinden mülhem, yeryüzü tanrılarının kanunlarıdır. Allah’ın hükümleri değildir. Allah, hükümlerinin başında adaleti emreder. Oysa şeriatta adalet yoktur. Şeriat “Dinden döneni........

© HBRMA


Get it on Google Play