Üniversiteler nereye gidiyor? 27 Eylül 2026
“Üniversitelerin geleceği, yalnızca sıralamalardaki yerleriyle değil, akademik topluluklarına ne kadar özgür, adil, güvenli ve anlamlı bir çalışma ortamı sunduklarıyla da ölçülmelidir.”
İnönü Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Demirtaş ile üniversitelerin geleceğini konuştuk.
Türkiye’de Yeni Yönetimcilik (Neo-Liberal Üniversite) ve Akademik Yaşamın Dönüşümü
Türkiye’de üniversiteler son yıllarda araştırma kapasitesi, uluslararasılaşma, proje üretimi, kalite güvencesi ve kurumsal görünürlük hedefleri doğrultusunda yeniden yapılandırılıyor. Bu dönüşüm, üniversitelerin daha rekabetçi, daha ölçülebilir ve daha hesap verebilir kurumlar hâline gelmesini amaçlıyor. Ancak üniversite yaşamına yakından bakıldığında, performans odaklı bu yeni düzenin akademisyenlerin çalışma koşulları, mesleki kimlikleri, akademik özgürlükleri ve kurumsal aidiyetleri üzerinde ciddi etkiler yarattığı görülüyor.
Yeni yönetimcilik olarak adlandırılabilecek yaklaşım, üniversiteleri yalnızca eğitim, araştırma ve toplumsal hizmet üreten kamusal kurumlar olarak değil; belirlenmiş hedeflere ulaşması, çıktıları ölçülmesi ve uluslararası rekabette görünür olması beklenen örgütler olarak ele alıyor. Yayın sayısı, atıf oranı, proje bütçesi, patent, uluslararası öğrenci sayısı, mezun istihdamı, dış kaynak kullanımı ve sıralamalardaki yer, üniversitelerin başarısını belirleyen başlıca göstergelere dönüşüyor.
Bu modelin bütünüyle olumsuz olduğu söylenemez. Üniversitelerin araştırma kapasitesini artırması, kamu kaynaklarının kullanımında şeffaflık sağlaması, uluslararası bilim ağlarına katılması ve toplumsal etkisini güçlendirmesi önemlidir. Araştırma üniversitesi politikaları, proje kültürünün gelişmesine, bazı araştırma altyapılarının güçlenmesine ve uluslararası iş birliklerinin artmasına katkı sunabilir. Ancak sorun, üniversitenin değerinin neredeyse yalnızca ölçülebilir çıktılarla tanımlanmasıdır.
Sayılarla Yönetilen Akademi
Bugün birçok üniversitede başarı, hangi soruların araştırıldığı, öğrencilerin nasıl yetiştirildiği ya da üretilen bilginin toplum için ne anlam taşıdığıyla değil; kaç makale yayımlandığı, kaç atıf alındığı, hangi dergi çeyrekliklerinde görünür olunduğu ve ne kadar proje bütçesi sağlandığıyla ölçülüyor. YÖK’ün araştırma üniversitelerine ilişkin performans değerlendirmeleri de araştırma kapasitesi, araştırma kalitesi ve iş birliği boyutlarında çok sayıda göstergeyi esas alıyor. Üniversitelerin daha geniş çerçevede izlenmesinde ise eğitim-öğretimden araştırmaya, uluslararasılaşmadan sürdürülebilirliğe ve topluma hizmete uzanan göstergeler kullanılıyor.
Bu tür ölçüm sistemleri, akademik faaliyetin görünürlüğünü artırabilir. Fakat akademik emeğin her yönü aynı biçimde ölçülemez. Nitelikli ders hazırlığı, öğrenci danışmanlığı, genç araştırmacılara mentorluk, komisyon çalışmaları, bölüm içi dayanışma, bilim iletişimi ve toplumsal sorunlara yönelik uzun soluklu araştırmalar; çoğu zaman yayın ya da proje kadar puanlanmaz. Sonuçta, ölçülmesi kolay olan faaliyetler daha değerli görünmeye başlarken, üniversiteyi ayakta tutan görünmez emek ikinci plana itilebilir.
Bu durum akademisyenlerin araştırma tercihlerine de yansıyor. Uzun dönemli, riskli, eleştirel veya yerel toplumsal sorunlara odaklanan çalışmalar; hızlı yayımlanabilir, fon bulma ihtimali yüksek ve kurumsal performansa daha kolay çevrilebilir araştırmalar karşısında dezavantajlı hâle gelebiliyor. Akademik çalışma, bilimsel merak ve düşünsel derinlikten çok, belirli dönemlerde teslim edilmesi gereken çıktıların üretimi gibi algılanabiliyor. Yapılan bir araştırmada akademisyenler bu durumu “fabrika”, “üretim bandı”, “ticari tarla” ve “içerik üreticisi” gibi metaforlarla ifade etmiştir.
Meslektaşlıktan Hiyerarşiye
Üniversite geleneğinde yöneticilik, “eşitler arasında birinci” olma düşüncesine dayanır. Rektörler, dekanlar ve........
