Türkiye’nin sokakta çöp toplayan zorunlu kinikleri ile lüks mekânlardaki uslanmaz hedonistleri

Türkiye’de eğitimci gözüyle de baksam, felsefeci gözüyle de baksam, konuşulacak, yazılacak, dert edilecek öyle çok mesele var ki, son zamanlarda özellikle asgari ücretin belirlenmesinden sonra felsefeci olarak Sokrates’in öğrencilerinden ve öğretilerinden türeyen iki farklı yaşam biçimi, iki farklı akım aklıma geldi. Kinizm ve hedonizm. Bunları Türkiye sosyolojisi çerçevesinde düşünmeden edemedim.

Bu iki düşünce ülkemizde yalnızca felsefi kavramlar değil. Türkiye’nin sokaklarında, sofralarında, okullarında ve mekânlarında karşılığı olan yaşam biçimleri. Biri yoksulluğun içine itilmiş bir zorunluluk, diğeri parayla satın alınmış bir ayrıcalık…

YOKSULLUĞUN YARATTIĞI ZORUNLU DİYOJENLER

Kinizm, Antik Yunan’da bilinçli bir vazgeçişti. Toplumsal değerlerin, yaşamsal olmayan ihtiyaçların, mülkiyetin ve özellikle statünün bütünüyle reddedilmesine dayanıyordu. Bu düşüncenin en bilinen temsilcisi Diyojen’di. Diyojen’e göre felsefe anlatılmaz, yaşanırdı. Bu yüzden öğretisini kitaplarla değil, hayatıyla ortaya koydu.

Atina’da sokakta, bir fıçı içinde yaşadı. Gösterişi, mülkü, iktidarın sunduğu her türlü ihsanı bilinçli olarak reddetti. Büyük İskender’in karşısına çıktığında “Dile benden ne dilersen” sözüne verdiği, “Gölge etme, başka ihsan istemem” cevabı günümüzde atasözü gibi sürekli kullanılmaktadır.

Diyojen, mülkiyet kavramına o kadar karşıydı ki sokakta bir fıçı içinde yaşarken tek mal varlığı olan, çorba ya da suyunu içmek için kullandığı tasını bile bir gün bir çocuğun çeşmeden elleriyle su içtiğini gördüğünde atmıştır. “Demek ki benim bu tasa da ihtiyacım yok” diyerek fırlatıp atmıştır. Çünkü Diyojen’e göre özgürlük, yaşamsal olmayan tüm mallardan,........

© HalkTV