Hem sendikal kriz hem de eğitimdeki çöküş, kapitalizmin yarattığı yapısal krizlerin yansımasıdır 24 Mayıs 2026

“Hem sendikal kriz hem de eğitimdeki çöküş, kapitalizmin yarattığı yapısal krizlerin yansımasıdır. Çözüm, emeğin ve bilimin özgürleştiği başka bir dünya mücadelesinden geçmektedir.”

Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk ile eğitimimizi konuştuk.

Sendikalar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’de sendikalar uzun yıllardır yalnızca çalışanların maaş pazarlığı yapan kurumları gibi gösterilmeye çalışılsa da gerçekte sendikalar, emekçilerin örgütlü gücünü temsil eden en önemli demokratik yapılardan biridir. Sendikalar; işçi sınıfının hak arama mücadelesinin, toplumsal dayanışmanın ve eşitlik arayışının temel araçlarından biri olarak görülür. Çünkü kapitalist sistemde emek ile sermaye arasında doğal bir güç eşitsizliği bulunmaktadır. Patron sınıfı ekonomik gücü, üretim araçlarını ve çoğu zaman siyasal etkileri elinde bulundururken; emekçiler ise tek başlarına kaldıklarında daha güvencesiz ve korunmasız hale gelirler. Sendikaların tarihsel varlık nedeni tam da bu eşitsizliğe karşı kolektif bir denge oluşturmaktır.

Sanayi devriminden itibaren dünya genelinde işçiler çok ağır çalışma koşulları altında yaşamıştır. Günde 14-16 saat çalışma, çocuk işçiliği, düşük ücretler, iş cinayetleri ve hiçbir sosyal güvence olmadan sürdürülen üretim düzeni, emekçileri örgütlenmeye zorlamıştır. Bugün “normal” kabul edilen sekiz saatlik iş günü, hafta sonu tatili, kıdem tazminatı, yıllık izin ve sosyal güvenlik gibi hakların neredeyse tamamı sendikal mücadelelerin sonucunda kazanılmıştır. Bu nedenle sendikalar yalnızca ekonomik örgütler değil, aynı zamanda tarihsel olarak emekçi sınıfların insanlık onuru mücadelesinin ürünüdür.

Türkiye’de de sendikaların toplumsal işlevi oldukça önemlidir. Özellikle neoliberal politikaların yaygınlaşmasıyla birlikte taşeron çalışma, güvencesizlik, düşük ücret politikaları ve esnek çalışma modelleri emekçiler üzerinde ciddi baskılar yaratmıştır. İşsizlik korkusunun büyüdüğü bir ortamda bireysel hak aramak giderek zorlaşmaktadır. Böyle bir düzende sendikalar, çalışanların yalnızca ekonomik haklarını değil, aynı zamanda insanca yaşam hakkını da savunmaktadır.Bize göre sendikalar yalnızca ücret artışı talep eden kurumlar değildir; aynı zamanda toplumdaki adaletsizliklere karşı mücadele eden demokratik kitle örgütleridir. Çünkü emek sömürüsü yalnızca fabrikada ya da işyerinde yaşanmaz. Eğitimden sağlığa, barınmadan vergilendirmeye kadar pek çok alanda sınıfsal eşitsizlikler ortaya çıkar. Bu nedenle sendikal mücadele, daha adil bir toplum mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilir.

İnsanların sendikalara üye olması öncelikle yalnız olmadıklarını hissetmeleri açısından önemlidir. Kapitalist sistem bireyciliği teşvik ederken sendikalar dayanışmayı savunur. Bir işçinin tek başına patron karşısında pazarlık gücü oldukça sınırlıdır; ancak binlerce emekçi ortak hareket ettiğinde toplumsal bir güç ortaya çıkar. Bu nedenle “örgütsüz emek, sermaye karşısında savunmasızdır” düşüncesi sendikal hareketin temel yaklaşımıdır.

Ayrıca sendikalar yalnızca bugünün değil, geleceğin güvencesidir. İş güvencesinin zayıfladığı, çalışma yaşamının giderek daha kırılgan hale geldiği günümüzde emekçilerin haklarını koruyabilmesinin en etkili yolu örgütlü mücadeledir. Özellikle genç çalışanların önemli bir bölümü sendikaları eski dönem kurumları gibi görse de gerçekte dijital çağda sendikal mücadele daha da önemli hale gelmiştir. Çünkü platform ekonomisi, esnek çalışma ve kayıt dışı istihdam yeni sömürü biçimleri yaratmaktadır.

Türkiye’de sendikaların karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri de sendikasızlaştırma politikalarıdır. Bazı işyerlerinde çalışanlar sendikaya üye oldukları için baskı görebilmekte, işten çıkarılabilmekte ya da fişlenebilmektedir.........

© HalkTV