We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ahmet ağabey, Tufan ağabey, Oruç hocam

22 6 1
15.05.2022

Daha önce de söylemiştim sanki ama tekrarından bir zarar gelmez herhalde; şu nostalji için, “geçmişe duyulan hastalıklı özlemdir” derler. Öyle pek de matah bir şey değil yani. Hastalıklı mıdır değil midir bilmem ama ben de bazen (son zamanlarda hayli sık) geçmişi özlediğimi fark ediyorum. Geçmişin geride kalması elbette doğaldır o nedenle sürekli onunla yaşamanın anlamı da yok ama özlüyorum işte. Geride bıraktıklarımızın yerine yenilerini koyamayınca böyle oluyor demek ki.

Bir devin yanında

Bugünüme bakınca, fena da değildir özlediklerim doğrusu. En son Tufan (Türenç) ağabeyin ölümüyle depreşti yine özlemim. Mesleğe başlayışımın üzerinden beş yıl geçtikten sonra, Dünya gazetesinden kovulduktan hemen sonra yani, Sağnak Hacışabanoğlu’nun (saygı, sevgi ona) yardımı, Altan (Öymen) ağabeyin (ona da saygı, sevgi elbette) oluru ile Milliyet’te başlamıştım çalışmaya. Yaş 22. Harika bir gazeteydi Milliyet. O zaman da eleştirirdik basını falan ama şimdi düşünüyorum da gazetelerin gazete, gazetecilerin de gerçekten gazeteci olduğu zamanlardı. Altan ağabey, fakülteye devam etmeme de göz yumarak, beni haber merkezine vermişti. Bir edebiyat devinin yanında çalışacaktım. Gazeteciliğini çok az kişinin bildiği, şairliği, yazarlığı, kuramcılığı ile hemen hemen herkesin tanıdığı Ahmet Oktay gibi bir devin yanında yani. O sıralar aynı zamanda, Yazarlar Kooperatifi’nde (YAZKO) çalıştığım için (dergilerinde yazı yazardım) yazarlarla, şairlerle içli dışlıydım. Alışkındım “büyük insanlara” yani. Bunu ukalalık saymayın, içinde olunca fark edemiyor insan etrafının nasıl muhteşem varlıklarla çevrili olduğunu, hani derler ya “ol mahiler ki derya içre, deryayı bilmezler”. Ahmet ağabey bir başkaydı gerçekten. Tüm alışkanlığıma karşın heyecanlandım haliyle.

Çok sevdim, saydım onu, o da beni sevdi gerçekten. Sevdiğine emin oluşum şundandı; çok değerli, iyi bir gazeteci daha vardı servisimizde, (topu topu üç kişiydik zaten) Ergun Arpaçay, Ahmet ağabeyle sıkı dosttular. Bir gün Ergun ağabey, “alalım mı bu delikanlıyı da meclise” deyince “alalım tabii” dedi Ahmet ağabey. Meclis dedikleri de haftanın bir günü demlenmeye gittikleri meyhane. Kabul edilmiştim, büyük onur. İki defa katılma mutluluğuna eriştim. Gerisi gelmedi, gitmek zorunda kalmıştım memleketten.

Çok iyi insandı Ahmet ağabey. Çok yararlandım bilgilerinden. Ben onun kadar kendisini eleştiren birini daha görmedim bugüne kadar. Birisine kızar, daha sonra “canım ben de haklı değilim” diyerek bu kez kendisine kızardı. Defalarca tanık olmuşumdur bu tavrına.

Altan ağabey gazetenin Genel Yayın Danışmanı’ydı. Beni iki kez ölümden kurtarmıştır, bilmez. Yeri gelirse anlatırım. Küçük, büyük, hiç kimseye “sen” dediğini ya da “bey/hanım” demeden seslendiğini görmemişimdir. Ben söylememiştim ama........

© HalkTV


Get it on Google Play