menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Muharrem Matemi, Rıza Lokması ve Hüseyin’i Duruş 18 Haziran 2026

10 0
thursday

"Edep, erkâna bağlıdır, ayağımız başımız,

Güllerden koku almıştır, toprağımız taşımız.

Soframızda bulunan, lokmalar hep helâldir,

Yiyenlere nur olur, ekmeğimiz aşımız" — Hünkar Hacı Bektaş Veli

Muharrem ayının sosyolojik boyutu, onu sadece bireysel bir inanç veya takvime bağlı bir ibadet olmaktan çıkarıp kolektif hafızayı, toplumsal kimliği ve adaleti anlamlı hale getirir. Batıni Anadolu Alevi inancında Muharrem ayı; tarihsel bir trajedinin anılmasının ötesinde, bugünün dünyasına ve toplumsal ilişkilerine yön veren hareketli, canlı bir toplumsal yapıdır.

Sosyolojide kolektif hafıza, bir topluluğun ortak kimliğini korumak için geçmişteki olayları nasıl hatırladığı ve yorumladığı ile ilgilidir. Kerbela, üzerinden asırlar geçmesine rağmen Muharrem Matemi’yle her yıl yeniden yaşanır. Bu durum, Alevi toplumunun tarihten gelen kadim bağlarını canlı tutar.

Genç nesiller, bu ayda tutulan oruçlar, dinlenilen mersiyeler ve paylaşılan aşureler aracılığıyla kendi kültürel ve inançsal kimliklerini öğrenirler. Muharrem, toplumun sınırlarını çizen ve onu zamana karşı koruyan sosyolojik bir mayalanmadır.

Muharrem ayının sosyolojik olarak en güçlü yönü, Kerbela’daki tarihsel karakterleri zamansız ve mekansız birer sembole dönüştürmesidir. Burada Hüseyin ve Yezid isimleri kişilerden bağımsız toplumsal karakterleri ve zihniyetleri ifade eder.

Hüseyin’i Duruş: Güç karşısında eğilmeyen, haksızlığa boyun eğmeyen, azınlıkta kalsa bile adaleti savunan evrensel ahlaki duruşun sembolüdür.

Yezid’i Zihniyet: Gücü elinde bulunduran, sömüren, zulmeden, liyakati ve adaleti yok sayan her türlü otoriter yapının adıdır.

Alevi toplumunda bu iki kavram, bugün dünyada nerede bir mazlum varsa o Hüseyin, nerede bir zalim varsa o Yezid olarak anılır. Bu da inanca evrensel ve dinamik bir sosyal adalet niteliği kazandırır.

Muharrem ayının toplumdaki karşılığı acıyı kutsamaktan ziyade, acıdan adalet bilinci ve toplumsal direnç üretmektir. Kerbela’da yaşanan trajediyi salt oruç tutmaktan çıkarıp bir yaşam felsefesi, haksızlığa karşı direnç haline getiren anlayış da budur. Bu öğreti topluma her dönemde haksızlığın karşısında olma, mazlumun yanında durma görevini yükleyen canlı bir toplumsal akittir. Şahı Merdan Ali’nin, "Zulme engel olamıyorsanız, onu herkese duyurun" sözünü düstur olarak kabul eden Alevilere göre:

Her devrin mazlumu Hüseyin, her devrin zalimi ise Yezid’dir.

Kerbela’da vücut bulan Hüseyin’i duruş, Pir-Mürşid-Rehberlerde, ulu ozanlarda daha sonra ise Anadolu’nun erenlerinde ve taliplerinde zuhur etmiştir. Onlar, makama, mevkiye, mülke, ranta ve saltanata karşı hırslı ve açgözlü olmamış, haksızlıklar karşısında eğilmemişlerdir. Bugün Hüseyin’i duruş göstermek, bedeli ne olursa olsun haksızlığın karşısında durmak, hak, hukuk, adaletten, merhametten ve vicdandan yana olmaktır.

Batıni Anadolu Alevi Yol öğretisinde lokma, yalnızca biyolojik açlığı gidermek ya da fiziksel anlamda beslenmek amacıyla tüketilen bir yemek değildir. Lokma, Cenabı Hakk’tan gelen bir rızık, emeğin kutsallığı, helalliğin somutlaşmış hali ve Canlar arasındaki manevi bağın en anlamlı ifadesidir. Yol ehli Canlar için bir lokmanın sofraya gelişi, mutlak bir........

© HalkTV