Alevi diplomasisinin yeni ufukları
Washington D.C., Şubat ayının o kendine has gri ve ağır havasıyla uyanırken, bu yıl her zamankinden farklı bir diplomasi trafiğine sahne oluyordu. 1953’ten bu yana ABD Başkanlarının katılımıyla bir gelenek haline gelen National Prayer Breakfast (Ulusal Dua Kahvaltısı), sadece dini bir buluşma değil, aynı zamanda küresel siyasetin "yumuşak güç" sahasıdır. Ancak bu yılki kahvaltının masalarında oturan bir isim, Anadolu’nun kadim inanç birikimini ve Avrupa’daki örgütlü Alevi toplumunun iradesini temsil ediyordu: Ecevit Emre.
Ulusal Dua Kahvaltısı’na davet edilen Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) İnanç Kurulu Başkanı Ecevit Emre’nin o salondaki varlığı, sadece bir davete icabet değil, ABD’nin 74 yıllık geleneğinde açılan yeni bir pencereydi. Geçmişte Bülent Ecevit’ten Özal’a, Erdoğan’dan Çavuşoğlu’na kadar pek çok siyasi aktörün katıldığı o salona ilk kez bir "Anadolu Alevi Dedesi" inancının onuru ve direnciyle yer alıyordu.
***
21. yüzyıl, sivil toplumun ve inanç gruplarının "ikinci kanal diplomasi" dediğimiz yöntemle küresel sahnede yer bulduğu bir çağdır. Ecevit Emre’nin Washington temasları, Aleviliğin artık yerel bir "sorun" olmaktan çıkarak, uluslararası bir "hak ve özgürlük" öznesine dönüştüğünün ifadesidir.
Washington Kongre Merkezi’nden Beyaz Saray yakınlarındaki otellere uzanan o yoğun takvimde Derviş Cemal Ocağı Evladı Ecevit Emre, Norveç eski Başbakanı Kjell Magne Bondevik’ten Slovakya eski Başbakanı Eduard Heger’e, ABD Senatörü Paul Strauss’tan ABD Kongre Üyesi Daniel Goldman’a, Dışişleri Bakan Yardımcısı Mark Walker’dan Irak/Kürdistan Otonomi Bölgesi Ulaştırma Bakanı Ano Jawhar Abdoka’ya kadar geniş bir diplomat ağıyla görüştü. Bu görüşmelerin içeriği, nezaket ziyaretlerinin çok ötesindeydi. Masada Ortadoğu’nun kanayan yarası Suriye, Avrupa’daki entegrasyon süreçleri ve Türkiye’nin demokratikleşme sancıları vardı.
***
Emre’nin Washington’daki her temasında vurguladığı üç temel talep vardı:
Tanınma, Eşitlik ve Adalet.
Yüzyıllık Türkiye’de süregelen "Cemevlerinin statüsü" tartışması, bu kez ABD Kongre üyelerinin ve dünya inanç liderlerinin önünde bir "uluslararası hukuk" sorunu olarak dile getirildi.
Zorunlu Din Dersleri’nin kaldırılması talebi, sadece bir müfredat eleştirisi değil, bir inancın varlık mücadelesi olarak sunan Ecevit Emre, toplantıda şunu net bir şekilde ifade etti: “İnanç özgürlüğü inkar edilemez bir insan hakkıdır, bir toplumun inancını diğerine dayatmak, küresel barışın önündeki en büyük engeldir.” Bu söylem, özellikle ABD Temsilciler Meclisi Papazı Margaret Grun Kibben ve Dünya Müslümanlar Birliği Genel Sekreteri Dr. Mohammed Ali İssa ile yapılan görüşmelerde yankı buldu. Emre, Amerikalı evanjelist papaz, yazar, televizyon vaizi (televangelist), Donald Trump'ın uzun süreli ruhani danışmanı ve 2017'deki yemin töreninde dua okuyan ilk kadın din görevlisi olarak tanınan ve 2025'te yeniden kurulan Beyaz Saray İnanç Ofisi'nin başına getirilen Paula White-Cain’i de Aleviler’in sorunları hakkında bilgilendirdi.
Emre’nin en kritik konularından biri Suriye vurgusuydu. Bölgedeki kaosun içinde en büyük bedeli ödeyen Aleviler ve azınlık toplulukları için uluslararası bir koruma kalkanı talep edilmesi, öncü bir adımdı. Suriye’de yaşananların sadece bir iç savaş değil, bir inanç kırımı olduğunu muhataplarına anlatan Emre, "Anayasal Güvence" kavramına vurgu yaptı. Suriye’deki Alevilerin, Hristiyanların ve diğer ezilen halkların kaderinin, bölgenin demokratik geleceğiyle doğrudan ilintili olduğunu savunmak, nitelikli Alevi kadrolarının artık küresel birer "insan hakları gözlemcisi" rolü üstlendiğini gösteriyor.
***
Sistematik asimilasyon, bir toplumun hafızasını silme girişimidir. Ecevit Emre’nin Washington’daki sunumunda, Türkiye’deki Alevi toplumunun eğitimden bürokrasiye, günlük yaşamdan anayasal haklara kadar karşılaştığı engeller tek tek yer aldı. Ancak bu kez........
