Yeni Türkiye'den Ramazan notları!!
Dünyadaki eğilimlere bakılınca ilahilerin gençlerin dikkatini çekmesi şaşırtıcı değil.
Batıda, daha çok da ABD’de, dinden uzaklaşan gençler şimdilerde pop tarzında şarkılarla stadyumlarda kiliseye çağırılıyor.
“En harika tanrı bizim tanrımız” gibi, başka tanrılarla mukayese hissi veren yani dinsel paradigmanın dışına taşmış slogan şarkı mesela.. Grammy ödüllü şarkılar kadar dinleniyor olmalı.Küresel modada hiçbir şeyi kaçırmadığımız gibi bunu da kaçırmadık elbette.
Bizde de bir ilahi, kimi okulların zillerinde kullanılmaya.. Sosyal medyada tıklana tıklana neredeyse 1 numaraya yükselmeye başlayınca.. Saray’ın gündemine bile girdi. Erdoğan da öve öve bitiremedi:
"Kabe'de hacılar, Hu der Allah... Bu ilahi 7'den 70'e insanımızın diline ve inşallah kalbine nakşeden ülkemizi o güzel ilahilerle tek ses, tek yürek haline getiren bestecisinden icracısına kadar tüm kardeşlerime buradan tebriklerimi iletiyorum..."
Erdoğan alkışladı.. Yeniçağ Gazetesi ise konuyu kritik bir soruyla sayfalarına taşıdı:
“Arkada dönen tarikat kavgalarını biliyor musunuz?”
Habere göre; ilahiyi söyleyen Celal Karatüre, Samsun’da yaşayan Roman kökenli bir şarkıcı. Gençlik yıllarında arabesk eserler seslendirirken katıldığı bir dini buluşmanın ardından yönünü ilahilere çevirmiş.. Bendirle tanışması ve ilahi repertuvarı oluşturmasıyla birlikte müzik kariyerinde yeni bir sayfa açmış.. Kariyerinde yükselişi ise Menzil Tarikatı ile bağlantısı olmuş.
Son dönemde şöhreti Türkiye’yi sarınca sosyal medyadaki -belki unuttuğu için Facebook hariç- Menzil ile ilgili paylaşımlarını silmiş.
Karatüre’nin takipçilerine göre aslında Menzil ile bağlantısı kopmuş değil.
Ancak, mesele tarikat kavgasına dönmesin diye önlem alınmış.
Tarikat kavgasını bilemem ama özellikle okul zillerinde çalınır olması, son günlerde Milli Eğitim Bakanlığı’nın “gayretleriyle” ısınan laiklik meselesinde kavga çıkartacak kabiliyette!
Nitekim, Birgün’ün haberine göre Kocaeli’nin Derince ilçesinde bir veli, ilahinin okul zilinde kullanılmasına tepki gösterdiği için ifadeye çağırıldı.
Veli, tam da Anayasa’daki laiklik ilkesinin tarifini yapar gibi şöyle dedi:
“Eşit yurttaşlığı savunuyorum. Bu okulda farklı mezhep, farklı inanca mensup veya hiçbir inanca inanmayan kişiler var. İlahiler dinimizin bir parçası, ancak ilahinin dinleneceği yer okul değil"
Velinin başına “dini hassasiyetlere karşı sözler” diye bir şeyler gelirse şaşırmayız elbette.Sanatla arasının pek iyi olmadığını bildiğimiz.. Piyasadaki herhangi bir ilahi formatından farksız bu şarkıyı ve ilkokul çocuğu düzeyine yakışacak sözlerini neden övdüğünü anladığımız Erdoğan söz konusu ne de olsa!
Standardımız artık onun standartları!!
“Kabe’de hacılar Hu der AllahYer gök inim inim iniler AllahMelekler defteri yeniler Allahİzin ver de Kabe’ni görelim Allahİzin ver de yolunda ölelim AllahGöster cemalini görelim Allah”*. *. *
Erdoğan gibi, ekonominin yanı sıra ilahiyatta da iddialı bir ismin, peygamberlerin bile görmediği Allah’ın yüzünü görmeyi dileyen ilahiye övgüsü akıl karıştırıyor..
Ama şimdi anlatacaklarım akıl karışıklığını bırakın, tam bir şuursuzluk hali!Sosyal medyada zaman zaman rastladığım.. Sıkılınca Paris’e ayakkabı, New York’a çanta almaya giden genç bir kadın.
Güneydoğulu bir ailenin şirketler grubunda, alışverişten zaman kalırsa çalışıyor.
Dikkatimi çeken ise, alışverişleri değil.. Business class uçup, çok yıldızlı otellerde kalıp akıl ötesi paralar harcarken, babasının onlarca işçiyi işten çıkarması olmuştu.
İşte o genç kadın ve eşi yeni bir video paylaştı.
Bu kez İstanbul’da büyük bir otele giriş yapıyorlardı. Ruj sürerken bile video çeken genç kadın, Boğaz’a nazır odalarının -pardon süitlerinin- videosunu da çekmişti.
Derken, oda servisinin getirdiği yiyecekleri gördük. Acıkmışlar, o nedenle atıştırmalık istemişler.Buraya kadar sabredip okuduysanız, sadede gelebiliriz.
Çekimin kanıtladığı üzere hava henüz aydınlıkken atıştırmalıkları atıştıran çiftimiz, bir sonraki sahnede yemek salonundaydı. “İftara hoş geldiniz” yazıları eşliğinde, muazzam bir açık büfeden tabaklarını doldurdular.
Ve ertesi sabah.. Çiftimizi yine yemek salonunda gördük. Yine tabaklar doldurulurken genç kadının sesi duyuluyordu:
“Akşam iftarda o kadar çok yemişim ki, kahvaltıyı hafif geçirmek istedim..”
AKP’lilerin yoksul sofralarındaki reklam panolarıyla.. Erdoğan ailesinin de en az iki kamerayla iftara gittiği bir ülkede şuurlar hakikaten kayıplara karışmış.
Erdoğan’ın eski yol arkadaşlarının bile “insanlar dinden soğutuldu” demesi boşuna değil.Ne dini, ne imanı.. Yoksullar zaten hayat boyu deneyimlediği “açlığı” Ramazan’da da yaşarken… Yeni Türkiye’nin zenginleri paralel evrendeler.. Ya siyasi propaganda peşindeler ya da lüks otellerde kişi başına 8-10 bin lira ödeyip iki de fotoğraf çektirerek Saray’a mesaj vermenin.
İftardan önce atıştırmalık.. Ertesi sabah da kahvaltı olmayacağını bilemeyen genç çiftimiz ise, herhalde “paramız var ki geziyor, yiyoruz” diyordur.
Ne de olsa Erdoğan tipi başkanlık sisteminde.. Rejime pek yakışan görgüsüzlükle!
