Ne zaman bu kadar kirlendik! 2 Temmuz 2026 |
Artık hangi birini yazacağımı şaşırdım. Örnekler çığ gibi. Üstelik her biri bugüne kadar görmediğimiz cinsten. Korkutucu.. Kimi zaman tiksindirici.. Bir ülke Kurtuluş Savaşı sonrasında sadece çeyrek yüzyılda ayağa kalkıp, son çeyrek yüzyılda maddi manevi bütün değerleriyle nasıl dibe vurabilir?
Yanılmıyorsam 2011 yılıydı.Mehmet Ali Birand 32. Gün’de Gülen Cemaatini işlemeye karar vermişti. Cemaatin önde gelen isimleri elbette hemen kabul etmişti. İsmail Küçükkaya O’nun deyimiyle ayrıca tarafsız bir bakış için gelecekti. Ama “karşıt” kimseyi bulamamıştı. Zira karşıtlar, yani Cemaatin içyüzünü bilen ve anlatanlar ya cezaevindeydi ya da korkuyordu. Ben onun son umuduydum! Ve evet dedim.Programda Hüseyin Gülerce o günlerde “Sözcü” kimliğiyle öne çıkıyordu hatırlarsanız. Ben de sorumu ona sormuştum:
“Yayın organlarınız, bankanız, dershaneleriniz, pek çok yatırımınız.. Dahası siyasal ve toplumsal düzeyde örgütlenmeleriniz var. Bu muazzam varlığın nedeni yalnızca hayır işleri mi, yoksa iktidar gibi bir hedefiniz var mı?”
Hüseyin Gülerce pek de tereddüt etmeden “var” yanıtını verdi. Çok daha sonra Cemaatten koptuğu günlerdeki bir röportajda “Durumu bir tek Ayşenur hanım anlamış ve milyonların karşısında sormuştu” deyiverdi.
Benim gördüğümü neden onca gazeteci, akademisyen göremiyordu, anlamıyordum.Korku muydu, günlük çıkar hevesi mi?
Aradan yıllar geçti.. Çok yakında yine, sanki kendilerinin hiç payı, günahı yokmuş gibi Erdoğan ve arkadaşlarının 15 Temmuz nutuklarını dinleyeceğiz.
Aradan geçen sürede nereden nereye geldiğimizi gazeteciler, akademisyenler, hukukçular, iş insanları yine anlamazdan geliyor.
Mesela, İsmailağa Cemaati’nin 500 kilo altınıyla kayıplara karışan kuyumcu -en çok bir günlüğüne- haber oluyor da, Cemaat o kadar altını nasıl toplamış soran olmuyor!
Atatürk’e galiz ifadelerle hakaret etmek ifade özgürlüğü oluyor da, Erdoğan’ın bıyıkları hakkında espri yapmak neden mümkün olamıyor.
FETÖ sonrası palazlanan, bürokrasideki boşluğu doldurmasına izin verilen Menzil’e ne demeli?
Gavs dedikleri Abdülbaki Erol’un ölümünden sonra üç oğlu arasındaki miras kavgası hepimizin gözleri önünde yaşandı. Nasıl yaşanmasın! Sadece........