We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Zamanın hikmeti yaşanılan ânın değerini bilmektir!

2 0 0
23.04.2022

Asr Suresi - 1-3 وَالْعَصْرِۙ. اِنَّ الْاِنْسَانَ لَفٖي خُسْرٍۙ اِلَّا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْر

‘’Asra yemin olsun ki, insan gerçekten hüsrandadır. Ancak iman edip salih amel işleyenler; birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır’’

Asr; ‘’mutlak zaman, içinde bulunulan zaman’’ gibi anlamlara gelmektedir. Allah Teâla zamana yemin ederek onun insan hayatındaki önemine dikkat çekmektedir. Zaman bir yönüyle insanın hayatını içinde geçirdiği ve her türlü eylemlerini gerçekleştirebildiği bir imkân ve fırsatlar alanıdır. Allah Teâlâ böyle kıymetli bir gerçeklik ve imkân üzerine yemin ederek zamanın önemine dikkat çekiyor; onu iyi değerlendirmeyen insanın sonunun (ahiretinin) “hüsran” olacağını vurguluyor.

Zamana yemin ile başlayan bu surede; iman, salih amel, hakkı ve sabrı tavsiye ile değerlendirilmeyen zamanların israf edildiği ve hüsrana sebep olduğu bildirilmektedir. Ayetlerde aldanan insanların çoğunlukta olduğuna da işaret edilmektedir.

Rasûlullah (sav) zamanın kıymetini şöyle ifade etmiştir: “Bir kişi doğduğu günden ihtiyarlayıp vefat ettiği güne kadar Allah rızasını kazanma uğruna yüz üstü yerlerde sürünse (yani her türlü meşakkate katlanarak ibadet, tâat ve hizmetlere koştursa), kıyamet günü bu yaptığını çok yetersiz görür (daha fazla yapmış olmayı ister).” (Ahmed,IV,185; Beyhakî,Şuab,I,479;Heysemî,I,51)

Rasulullah (sav) bitip tükenen ve hırs içinde geçen insan ömrünü şöyle özetlemiştir: Enes (ra) anlatıyor: Rasûlullah (sav) yere bir çizgi çizdi ve: “Bu insanı temsil eder” buyurdu. Sonra bunun yanına ikinci bir çizgi daha çizerek: “Bu da ecelini temsil eder” buyurdu. Ondan daha uzağa bir çizgi daha çizdikten sonra: “Bu da emeldir” dedi ve ilave etti: “İşte insan daha böyle iken (yani emeline kavuşmadan) ona daha yakın olan (eceli) ansızın geliverir.” (Buhari)

Mümin, ömrünü ibadet ve hayırlı amellerle değerlendiren ve Allah rızası için pek çok meşakkatlere katlanan kişidir. Rabbinin farz ve nafile ibadetlere verdiği ödülleri görünce kendi ibadet ve amellerini az bulacaktır. Allah Rasulü'nden bir rivayette şunlar aktarılmıştır: ‘’Mümin sevaplar karşısında ecir ve sevabını artırmak için tekrar dünyaya döndürülmek ister” (Ahmed, IV, 185; Heysemî, I, 51; X, 225)

İslâm’da boş zaman veya boşa geçirilecek bir tatil anlayışı yoktur. Çalışırken yorulan bir insanın dinlenirken de başka bir işle meşgul olması veya çalışarak dinlenmesi söz konusudur. Rabbimiz şöyle buyurmuştur; “Bir işi bitirince, hemen başka bir işe giriş, onunla uğraş! Hep Rabbine yönel ve O’na yaklaş!” (İnşirâh 7,8)

Rasûlullah (sav) den zamanın kıymetine dair şu sözler rivayet olunmuştur: “Beş şey gelmeden önce beş şeyi ganimet bil: İhtiyarlığından önce gençliğini; Hastalanmadan önce sıhhatini; Fakirliğinden önce zenginliğini; Meşgul zamanlarından önce boş vakitlerini ve Ölümünden önce hayatını!” (Hâkim, Müstedrek, IV, 341; Buhârî, Rikak, 3; Tirmizî, Zühd, 25)

Zamanı bilinçsizce tüketenler ayetlerde şöyle tasvir edilmiştir;

‘’Onlar ‘Ey Rabbimiz! Ne olur, bizi buradan çıkarıp dünyaya geri gönder de, daha önce yaptıklarımızdan başka, sâlih ameller işleyelim!’ diye feryâd ederler. Allah Teâlâ şöyle buyurur: ‘Biz size, düşünüp ibret alacak ve hakikati görecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Hem size peygamber de gelip ikaz etti. Öyleyse tadın azabı! Zâlimlerin hiçbir yardımcısı yoktur!” (Fâtır, 37)“Nihâyet onlardan birine ölüm gelip çattığında: ‘Rabbim! Beni geri gönder, ta ki boşa geçirdiğim dünyada sâlih ameller işleyeyim’ der” (Mü’minûn, 99-100)

Zaman, Allah’ın koyduğu evren yasaları gereği akıp gidiyor. Dünya hayatında her şeyi satın almak veya geri getirmek az-çok mümkündür, lâkin geçen zamanı asla! Geçen zaman geri getirilemez, satın alınamaz, borç verilemez, borç alınamaz. Onu Müslümanca değerlendirmek gerekir. Geçmiş zaman bir daha geri gelmeyecektir. Fırsat eldeyken onu Allah’ın razı olacağı şekilde değerlendirmek, en akıllıca davranıştır.

Hasan-ul Basrî şöyle der: “Öyle insanlar gördüm ki, sizin dirhem ve dinarlara karşı olan hırsınızdan daha ziyade vakitlerini değerlendirmeye hırslı idiler. Ey Âdemoğlu! Sen günlerden, yani zamandan ibaretsin. Bir gün geçince senin bir parçan da gitmiş demektir.”(Abdülfettah Ebul Gudde, Zamanın Kıymeti)

Rabbimiz ibadetlerin çoğunu zaman dilimleriyle ilişkilendirerek tayin etmiştir. Namazların, orucun, haccın belli vakitleri vardır. Kur'an'ın inzal olduğu, oruçla bedenen ve zihnen yoğun bir arınmadan geçtiğimiz, ibadet yoğunluklu mübarek günleri ifa etmekteyiz. Zaman ve bu özel günler altımızdan bir bir geçmekteler. Her ömrün miadı bedenlerin ve kalplerin üzerinden akıp geçmektedir. Rabbimiz her zaman zinde olalım idrak içinde yaşayalım diye bizler için bu değerli vakitleri ibadetlerle tezyin etmiştir. Onun rahmetinin tecellilerinden bazılarıdır bunlar. Ona şükürler olsun.

“Geceleyin secde ederek ve ayakta durarak boyun büken, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetinden dileyen kimse inkâr eden kimse gibi olur mu?” (Zümer, 9).

Gerçek mümin hem sıkıntılı zamanlarında hem rahat zamanlarında hep Allah ile olur, O’na güvenip dayanır. Bu bağlılığını kötü günlerinde isyan etmeden sabırla, iyi günlerinde azmadan şükürle gösterir. Günün belli vakitlerinde Allah’ın huzuruna çıktığını düşünmesi, kulu O’nun rızasına uygun davranışlar sergilemeye sevk etmekte, böylece namaz bu yönüyle kötülüklere engel olmaktadır.

“İnsan çok hırslı ve sabırsız yaratılmıştır. Kendisine kötülük dokunduğu zaman sızlanır, ona bir hayır dokunduğunda da eli sıkıdır, ancak namaz kılanlar müstesna.” (Meâric, 19-22)

Ayetlerde vaktin muhasebe ibadetlerinden biri olarak namazın insana kazandırdığı ahlâkî değerlere ve olgunluğa işaret edilmiştir. İbadetler nefsi ve aklı kirlerden arındırlar. Hesabı, din gününü hatırlatırlar. İnsana bilinç verirler. Allah Rasûlü (sav), “Birinizin kapısı önünde günde beş defa yıkandığı bir nehir olsa, o kimsede kir namına bir şeyin kalabileceğini düşünebilir misiniz?” diye sorar. Sahâbe, “Hiç kir kalmaz.” şeklinde cevap verir. Bunun üzerine Rasulullah (sav) “İşte beş vakit namaz da böyledir, Allah bu namazlarla günahları yok eder.” buyurmuştur. (Buhârî, Mevâkîtü’s-salât, 6)

İmâm Hasan bin Ruşeyk şöyle der: “Tefekkür deryâsının kilitlerini açmak için, seher vakti uykudan kalkıp çalışmaktan daha iyi bir anahtar yoktur. Çünkü insan o vakit dış alâkalardan, dünya endişe ve ihtiraslarından uzaktır. Rabbiyle beraberlik zamanına girmiştir. Bedeni dinlenmiş, kendine gelmiş, tazelenmiş ve zindeleşmiştir. Velhâsıl, havanın en güzel, esintinin en tatlı olduğu vakit ve gece ile gündüz arasındaki en müsâit zaman, seher vaktidir. Zira seherde, aydınlık karanlığın üzerini kaplamaktadır. Akşamda ise durum bunun zıddınadır;........

© Haksöz


Get it on Google Play