We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

"Rahman’ın has kulları; tevazu ve vakar sahibidirler!"

9 1 0
12.03.2022

Furkân Suresi - 63-66

‘’Rahman’ın has kulları yeryüzünde tevazuyla yürüyen, cahiller onlara laf attığı zaman, “selâm” deyip geçen kullardır. Gecelerini rablerine secde ederek, huzurunda durarak geçirirler. ‘Ey rabbimiz, derler; bizi cehennem azabından uzak tut; çünkü onun azabı bitip tükenme bilmez. O cehennem ne kötü bir yerleşme ve kalma yeridir!’’

O kullar ki rablerinin iltifatına mazhar olmuşlar. Sekinet, vakar, tevazu içinde bir ahlakı ve itidali kişiliklerine mal etmişler. Bunları kimliksel haslete dönüştürmüşler. Kişiliklerinde ittika ile tevazuyu harç eylemişlerdir. Cehalete asla pirim vermezler. Sadece rablerine kulluk edip ve O’nun rızasına uygun bir ahlaki duruşu kendilerine şiar edinmişlerdir.

Câhiliyeye ve cahillere karşı, onların kabalıkları, çokbilmişlikleri karşısında son derece dikkatlidirler ve vakar sahibidirler. Kendini beğenmişlik, mağrurluk, müstekbirlik, şımarıklık tuzaklarına düşmezler. Bu vasıfları tepkiden dahi olsa benimsemezler. Sataşmalara selâm diyerek karşılık verirler. Müslümanı küçük gören, onu hiçe sayana karşı mukabele sataşanın yöntemini benimsemek değildir. Selam diyerek vakar içinde verilen cevapta ahlaki bir incelik gizlidir. Karşı tarafa oradan uzaklaşırken dahi mesaj veren bir ahlaki tutum sergilemek müminin şiarındandır. Müslüman her zaman zikrullah, Allah’ı anmak haleti ruhiyesine, muttaki kulların edebine sahiptir. O Rabbine vereceği hesabın hassasiyeti içindedir.

Rahman’ın has kulları o kimselerdir ki, onlar yeryüzünde yumuşak adımlarla, tevazuyla yürürler. Kendini bilmezler onlara sataştıklarında selam der geçerler.

Müminler her zaman sorumluk içinde davranırlar. Her daim hayırlı işler peşindedirler. İbadet bilinci tüm hayatlarını kuşatmıştır. Her zaman ciddi meselelerle iç içedirler. Malayani işler onların meraklarını çekmez. Gereksiz, keyfi, nefisleri azdıran, kibir, riya ve hasede davetiye çıkartan eylemlerin şeytani bir fısıltı olduğunun bilincindedirler. Hayatın her anını muhasebe içinde kurgular, Müslümanca çözüm yollarına odaklanırlar. Yaptıkları hiçbir iş boş ve yararsız değildir. Onların her eyleminin yeryüzünde imtihan olduklarına dair bir değeri ve işleyişi vardır.

Onlar geceleri Rablerine secde ederler ve onun huzurunda kıyamda dururlar. Onlar derler ki; Ey Rabbimiz, cehennem azabını bizden uzak tut, çünkü cehennemin azabı sürekli bir afettir. Orası ne fena bir konut ve ne fena bir barınaktır.

Rahmanın kulları Rablerine secde ederek, O’nun huzurunda ayakta dikilerek gecelerler. Müminlerin muhasebe anları, ibadetle donandıkları anlar, duayla mücehhez anlardır geceler. Bilincin, muvahhid duruşun ve şahidliğin inşa saatleridir geceler. Onlar gerçek mutluluğu keşfetmişlerdir. Onlar Rablerine yönelmekle gerçek saadeti yakalamışlar, ilmen, zihnen, ruhen mutlak hakikati idrak etmişlerdir. Rablerinin huzurunda ayakta dikilirken, secdeye varırken, Rahman’ın arşını temaşa ederlerken; kalpleri takvayla ve ahiretteki hesabın haşyetiyle dolarak şöyle derler: “Ey Rabbimiz, cehennem azabını bizden uzak tut, çünkü cehennemin azabı sürekli bir afettir. Orası ne fena bir konut ve ne fena bir barınaktır.”

Rablerine yalvarırlarken ağızlarından şu kelimeler dökülür; “Çünkü cehennemin azabı sürekli bir felakettir.”

Kulluk her şeyi yaratan rabbimizle kurduğumuz özel ilişkiyle biçimlenen halin adıdır. Kulluk içindeki tüm ibadetler rabbimizin özelindedir, O’nun korumasındadır. Müminin her anı O’nun merhameti ve güvencesi altındadır. Düşkünlük, fakirlik, güçsüzlük, muhacirlik, zenginlik, fakirlik, makam statü farklılıkları bu özel korumayı ayıran faktörler değildir. Rabbe kulluk ilahi bir zırhla ihata edilmiştir. Gerçek liyakat mümin kardeşlerimizi el üstünde tutmaktır. Kardeşlerimize Rabbimizin merhametinin uzanan eli bilinciyle mukabele etmektir.

En'âm Suresi - 52 de şöyle buyurulur;

‘’Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na yalvaranları yanından kovma! Onların hesaplarından sana bir sorumluluk yoktur, senin hesabından da onlara bir sorumluluk yoktur, yoksa onları yanından uzaklaştırıp da zalimlerden olursun’’

Bir rivayete göre Rasulullah (sav), Abdullah b. Mes‘ûd, Bilâl-i Habeşî, Ammâr b. Yâsir gibi bazı yoksul ve kimsesiz sahabelerin de bulunduğu bir toplulukla birlikteyken müşriklerin ileri gelenleri kendisiyle görüşmek istediklerini, ancak bunun için yanındaki Müslümanları oradan uzaklaştırması gerektiğini; kölelerle ve yoksullarla bir arada bulunmayı kendilerine yakıştıramadıklarını bildirmişlerdi. Resûlullah “Ben müminleri kovamam” cevabını verince, hiç olmazsa kendileri geldiğinde onların ayakta durmasını istediler. Allah’ın Rasulü (sav) onların belki İslâm’ı kabul edecekleri umuduyla bu teklifi kabul etmeyi düşünürken kendisini ikaz eden bu ayet inmiştir. (Müslim; Sahîh “Fezâilü’s-sahâbe”, 45-46)

“Onların hesaplarından sana sorumluluk yoktur...” cümlesindeki “onlar” Müslümanlardır. O Müslümanlar rablerinin nezdinde özel bir konuma sahiptirler –ki Allah nezdinde her Müminin konumu aynıdır- anlamında ‘onlar’ vurguyla zikredilmektedirler. Her müminin yapıp ettiklerinin sorumluluğu kendine aittir. Ama mümin kardeşliğinin çemberi her zaman çevremizi kuşatmalıdır. Hiçbir dünyalık heves ve ihtiras onu kısıtlama altına alamaz. Elitist tutumlar, seçkinci-kadrocu projeler, zekâ-bilgi üstünlüğü, statü ayrıcalığı, zenginlik, seçkin aileye sahip olmak gibi dünya süsleri, eğlenceleri bu konuda bir ayrımcılığı asla meşrulaştıramaz. Tevazu ve sadelik müminin temel hasletlerindendir. Ayetin sonunda Rasûlullah’a sorumluluğu hatırlatıldıktan sonra, kâfirlerin, mütekebbir kesimin gözünde değersiz görülseler dahi, iman ve yaşayışlarıyla Allah nezdinde değerli olan bu insanlara karşı küçültücü davranışlarda bulunan kim olursa olsun ‘zalim’ olarak nitelenmiştir. Ayetten sonra Rasulullah (sav) ile yoksul Müslümanlar arasındaki yakınlık o kadar artmıştır ki........

© Haksöz


Get it on Google Play