Sanal merhamet; paylaşıma indirgenen sorumluluk

Vicdan, davranışlarımızı sorgulamamıza imkân veren içsel çığlığımızdır. İyi ve kötü arasında yaptığımız tercihlerde bize yol gösteren rehberlerden biridir. Dinî hükümler, ailemizden öğrendiğimiz değerler, kültürel referanslar ve somut hayat tecrübelerimiz vicdanlarımızı şekillendirse de, bu olgular giderek önemlerini yitirmekte; dijitalleşen dünyamızda vicdanlarımızda giderek soyut bir hal almaktadır.

Bilgiye erişimin hızı arttı, görüntü akışı neredeyse kesintisiz hale geldi. Dünyanın en ücra köşesinde yaşanan acı, saniyeler içinde milyonlarca ekrana taşınmaya başladı. Soykırımlar, savaş, toplumsal ve bireysel anlamda yaşanan hak ihlalleri, kimliği ve inancı yüzünden zulme uğrayan halklar, iç çatışmalar açlık ve yoksulluk dolayısıyla yitirilen canlar, yüzlerine bakmaya kıyamadığımız çocuklarımıza yapılan vahşilikleri canlı bir şekilde izleyebiliyoruz.

Bu durum hassasiyetimizi artırıyor mu, yoksa acıya alışarak duyarsızlaşıyor muyuz? Hiç olmadığımız kadar acıya şahit oluyor; bir beğeni, paylaşım ya da cesaretimiz varsa birkaç tuşa dokunarak mesele karşısında ilgisiz kalmıyoruz ancak bu eylem, sanal bir rahatlama ve gerçek manada vicdanlarımızı susturabilmesi mümkün değil.

Vicdanlarımız, ekran ışığı altında yeni bir biçim kazanıyor. Ekranlar, bir yandan dünyanın herhangi bir yerindeki mazlumun sesini duymamızı mümkün kılarken; şahit olduklarımızdan sorumlu olduğumuzu unutturuyor, onu bir içerik nesnesine dönüştürüyor.

Vicdan kelimesi özünde, “içsel bir muhasebe ve ahlaki bir sorgulama” işlevi taşıyor. Ne var ki, vicdan günümüzde farklı bir boyut kazandı. Sorumluluk almak istemediğimiz konularda, sosyal medyada bir paylaşım, beğeni ya da yorumla vicdanlarımızı rahatlatıyor ve vicdanı, “tıklanabilir, sanal merhamete” dönüştürüyoruz. ” Bir paylaşıma tepki verdiğimizde, “görevimi yerine getirdim” yanılgısına düşüyoruz. Merhamet ve vicdan duygumuz bu süreçte sembolik kalıyor.

Sanal dünya duyarlılığımızı pasifleştiriyor. Acıyı fark ediyoruz, zulme tanık oluyoruz, haksızlığı inkâr etmiyoruz ama bu kabul somut bir eyleme ya da gerçek bir fedakârlığa dönüşmüyor. Dijital ortamda gösterilen merhamet, bize “iyi bir şey yapmış olma” hissi veriyor, fakat eyleme dönüşmeyen duyarlılık sorumluluğumuzu layıkıyla yerine getirmemize engel teşkil ediyor. Pratiği olmayan merhamet, soyut bir duygu haline gelirken, vicdanı rahatlatan bir araca indirgeniyor.

Tüm dünyanın gözleri önünde cereyan eden insanlık dramları; yıkılan evlerin görüntüleri, hayatını kaybeden........

© Haksöz