Dizginlenememiş arzuların esiri olmak
Son günlerde oldukça kaygılı olmalıyız. “Siyaset, bürokrasi ve sermaye iş birliği” ile finans sistemimizi hortumlayanlar varmış. Hem de bu hortumcular bataklığın öteki yakasından da değillermiş. Haliyle bu durum sermaye piyasamızda büyük bir “krize ve güven kaybına” sebep oluyormuş.
Ama yine de korkacak bir şey yokmuş, yetkili ve etkili bir büyüğümüze göre bu kriz “Sistemde risk oluşturacak bir büyüklükte değilmiş ve kim olursa olsun sonuna kadar gidip hesap soracaklarmış.”
Ne diyordu Abdurrahim Karakoç ağabeyimiz;
Yalan-dolan ile devran sürmeyiBiz ne bilek beğim, böyükler bilir.Milletin başına çorap örmeyiBiz ne bilek beğim, böyükler bilir.
Rüşvet vermek, rüşvet almak nasıl şeyHazineden para çalmak nasıl şeyTerlemeden zengin olmak nasıl şeyBiz ne bilek beğim, böyükler bilir.
Dolayısıyla çok rahatız…
Nüktedan bir Meclis Başkanının kürsüden dillendirdiği gibi, her ortamda “Allah utandırmasın!” diye dua eden “ağzı dualı siyasetçilerimizin” duası kabul olmuş olacak ki; utanma duygusu diye bir şey kalmamış bazılarında. Onlara tavsiyem birazda; “Allah’ım bizi nefsimize yenik düşürme, ayaklarımızı sabit kıl, bizi cehennem odunu yapma…” diye dua etmeleri, “Yiyin efendiler yiyin aksırıncaya tıksırıncaya kadar yiyin” nakaratına özne olmamalarıdır.
Ama Karakoç haklı; biz ne bilelim, büyüklerimiz daha iyi bilir. Lakin bizim bilmemiz gereken şeyler de var. Helal-haram nedir, nasıl kazanılır, nasıl harcanır? Gibi. Borsada birilerinin nüfuzunu kullanarak ve spekülasyon yaparak menfaat elde etmelerinin yanlışlığını konuştuğumuz kadar, kapitalist sistemin işleyişinde belirleyici faktörlerden biri olan bu olgunun helalliğini de tartışalım.
Hangi partinin hırsızları daha cevval, kim daha çok çalıyor yarıştırmalarından öte bu kokuşmuşluğun nasıl sonlandırılacağına odaklanalım.........
