Vicdanların giderek daha bir galeyana gelmesi, bir şuûrlanmanın yükselmesidir de...

Okuyucularla Hasbihal...

Muhterem okuyucularımızın eleştiri ve görüşleri etrafında pazar günleri yaptığımız bir Hasbihal'e daha sağlık-âfiyet üzere, hayırlı çalışmalar dileği ve selâmlarımızla başlıyoruz.

*Diyarbekrî isimli kardeşimiz, 'İran'da son günlerde meydana gelen karışıklıkları biz hüzünle seyrederken, ekranlardaki tartışmalarda ise 'molla rejimi' diye, örtülü bir aşağılama edâsıyla öyle bir anlatılıyor ki ancak o kadar olur. Halbuki, 'Molla' bizim oralarda İslamî ilimleri temsil eden 'en yüksek ilmî mercideki şahıs'lar için kullanılır. 'Molla bir işi yönetirse şeriatla yönetir demektir.' Batılılar ve batıcılar ise bu ıstılah'ı ironi ve aşağılayıcı bir ifade olarak kullanıyorlar. Şimdi iyice bakarsak, İran'ı, İslam âleminde bir çıbanbaşı olan siyonist rejim ve onun baş hâmisi/ koruyucusu ABD'nin karıştırdığını görebiliriz.

-- Bu okuyucumuzun dile getirdiği hassasiyete ekleyerek belirtelim ki, İran'daki rejimin ve uygulamalarının yanlışları olmaz mı ve hem, nasıl olmaz? Yanlışsız bir devlet iddiasıyla ortaya çıkmak ancak, Hz. Peygamber(S)'in devleti için söz konusu edilebilir. Evet, ekranlarda, İslam Devleti ve İslam Cumhuriyeti gibi nitelemeleri öyle bir kullanıyorlar ki, sanki onlar bu terimlerin gerçeğini istiyorlarmış gibi... Haydi yapsınlar da görelim... Ama onların derdi daha iyisini gerçekleştirmek değil, demokrasi adına sığınarak emperyalistlerin değirmenine su taşımaktan ibarettir...

*Bingöl'den Râmiz Haşmetli diyor ki: 'Selahaddin ağabey, sizin yazılarınızdan istifade ediyoruz. Ama Devlet Bahçeli'nin geçen haftaki konuşmasını sütunlarınıza kabul mânasında almanız beni düşündürmedi değil... Yani, Devlet Bahçeli'nin hele de şu sözlerine inanalım mı?

'Hem olan, hem de olması gereken siyasi gerçekliğe bakarak diyebilirim ki, İran'ın huzursuzluğu, İran'ın bölünmüşlüğü, İran'ın sancı içinde kıvranması Türkiye'yi ve bölge ülkelerini her açıdan tehdit etmektedir.

Komşu ülke İran'ın siyasi ve toprak bütünlüğü, iç barış, istikrar ve huzur iklimi Türkiye için hayat memat konusudur.

(...) Buzdağının yalnızca görünen kısmına değil, su altında kalan bölümüne bakmak lazımdır.

İran'a neşter vuran, İran'ı felç etmek için örtülü operasyon yapan; siyasî, askerî ve ekonomik tehditlerle köşeye sıkıştırmaya çalışan mihrakların hüviyetleri belli, habis ve hayasız hedefleri bilinmektedir.

Tehdit son derece tanıdık ve yakındır.

Gezi Parkı olaylarıyla İran'daki mâlum olaylar arasındaki benzerlikler üzerine dikkatle düşünmenizi özellikle temenni ediyorum.

ABD ve İsrail'in, İran'a karşı saldırı pozisyonuna geçmesi, doğrudan müdahale amacıyla ülkenin daha da karışmasını gözlemeleri, daha doğrusu karıştırılmasını temin etmeleri az evvel bahsettiğim küresel konvansiyonel savaşa bir adım daha yaklaşmaktır.

(...) Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın Siyonist ve emperyalist kuşatma ve kurcalamayla alt üst edilmesi, etnik ve mezhebi fay hatlarının kırılarak husumet mevzilerinin çok daha güncellenip güçlenmesi hepimizin aleyhine olacaktır.

Bu nedenle gün bir ve beraber olma günüdür.

(...) Şu gerçeği tekrar vurgulamakta yarar olacaktır.

Halep'te sivilleri canlı kalkan yapan, masumların arkasına saklanan, onları ölüme sürükleyen SDG/YPG'dir.

Çok şükür Suriye ordusu sivilleri sabırla ve tam tekmil halinde tahliye etmeyi başarmış, onların kılına bile........

© Haksöz