Ne güzel bir ilticadır bu: ''Tedbir bizden, takdir Allah'tan..'' |
Cemâl Oğuz isimli yaşlı bir yazar-şairimiz vardı, 60 yıl öncelerde; o günün şartları içinde, olabildiğince İslamî muhtevalı yayın yapmak dikkatinde olan gazetelerde yazardı..
'Mübtelâdır deli gönlüm, bir güzele mübtelâ..
Bana sonsuz zevk veriyor, ondan gelen her belâ..
Bilmeyenler bilmez elbet bu sevdânın tadını,
Olmamıştır sineleri çünkü bir dem, Kerbelâ..'
mısralarıyla sona eren bir dörtlüğü dillerden düşmezdi..
O günlerde, Ankara'da Hacıbayram Camii'nde Tahsin Yaprak isimli, çok güzel hitabeti ve de mantıklı muhakemesi olan bir hocaefendi vardı.. O da, vaazinde bilmediğimiz, kavramadığımız bir noktalara değinir,, 'şükür' ile 'hamd' arasındaki ince bir farkı anlatırdı cemaate...
Yangın, sel, zelzele, salgın hastalık veya başka bir tabiî felâketten sağ-salim kurtuluş sonrasında, 'hamd edilir', ama, 'şükredilmez..' derdi.. Evet, 'Yâ Rab, biz, Sen'den gelen herşeyi hamd ile karşılıyor ve tahammül ediyoruz..' deriz.. Ama, başkalarının nice ağır can ve mal kayıpları sonrasında, kişi, sadece kendisi o tehlike ve felaketlere uğramadığı için, şükredemez; sadece, 'Yâ Rab, Sen'den gelen her şeyi tam bir teslimiyet ve hamd ile karşılarım' demeyi öğretirdi bize.. 'Aksi halde, evet, başkaları çok musibetlere uğradılar, ama bize bir şey olmadı..' demiş olur lisan-ı hal ile ve sadece kendisi felaketten uzak kaldığı için şükretmiş olur, bu büyük yanlıştır..' diyordu, yerinde bir hassasiyetle.. Halbuki, o gibi sürücüler, arabalarıyla sele kapılsalar, insanların yardımı için feryad edecekti..
Evvelki akşam, 18 saattir devam eden incecikten yağan bir yağmurda, şemsiyemi açtım, Üsküdar'dan Avrupa yakasına, Aksaray'a geçmek niyetiyle 'Marmaray Metro İstasyonu'na iniyordum.. Merdivenlerden inerken, âşina bir simâ yaklaştı, 'Üsküdar'a gider iken aldı da bir yağmur..'........