''Ebu Leheb'' ve ''Ebu Cehil'' öldü diyorlar; Onlar hâlâ da kıtalar dolaşıyor |
(Pazar günleri, bu sütunu okuyucuların görüş, eleştiri ve tavsiyelerine tahsis ettiğimizden, bu Pazar günü de bir diğer 'Hasbihal'le devam edelim: )
*İstanbul'dan Tâhir Kerimoğlu, Samsun'dan Reha Pehlivanoğlu ve Mardin'den Mustafa Ergin isimli okuyucular aynı konuda yazmışlar, diyorlar ki: 'Bilindiği üzere Hz. Peygamber (S)'in veladet (dünyaya geliş) yıldönümü dolayısıyla iki hafta kadar önce kutlanan Mevlid Kandili etrafında zihinlerde yerli-yersiz ve de hedefli ve hedefsiz, gelişi-güzel ya da ne dediğini bilen belli hedefler doğrultusunda, yazılar yayınlandı; özellikle de, inanç konularında hassas olan genç nesiller hedef yapıldı; yanlış mı düşünüyoruz?'
--Bu konuda belirtelim ki, İslam hukukunda, fıkhında, haramlar ve helâller vardır, ve amma, hakkında haram veya helâl olduğuna dair açık ve kesin hükümler olmayan bir alan daha vardır ki, o alan, ibaha alanıdır, mübahlar vardır.. Mübahların yapılması, yapılış niyetlerine ve sonuçlarına doğru veya yanlış olarak, yani sonuca ve o sonucu ortaya çıkaran niyetlere göre bir değerlendirme de yapılır.. Yani, hukukî şekil açısından haram veya helâl olduğuna dair bir hüküm bulunmayan , mübah olan konular, kelime oyunlarıyla veya kötü niyetli kimselerin kurnazlıklarıyla sahneye konulur ve bundan âmme nizamı, ya da kamu düzeninde bir takım rahatsızlıklar çıkarsa; kişiler, o durumda, 'Benim yaptıklarım mübah alana dahildir' gibi kaçamaklara sığınamaz. Çünkü, o , hakkında zâhiren açık hükümler bulunmayan 'mübah'lar, sosyal hayatın huzuruna ve adalet anlayışına aykırı sonuçlar veriyorsa, o konularda da gereken düzenlemeler yapılır.
Bazı çevrelerim sosyal medyada veya matbuatta, 'veladet kutlaması yoktur..' gibi değerlendirmelerine, dikkatle ve ihtiyatla yaklaşılmalıdır. Bu gibi kutlamalar, kötüye kullanılmıyor ve de sağlıksız sonuçlar vermiyorsa ve bir toplum hayatında güzelliklerin alanlarına dair müdahaleler de ayrıca değerlendirilmelidir..
Bu vesileyle genç nesilden okuyuculara, önce bazı terimleri açıklamak gerekiyor. Allah'u Teâlâ'ya yapılan duaya, yakarışa, 'münacaat' denilir..
Hz. Peygamber (S)' konusunda medhiye/ övgü şiirlerine de 'na't' (veya naat) denildiğini hatırlayalım..
'Mehmed Âkif' merhûmun 'Safahat'ında yer alan 'Bir Gece' şiirinde de o 'kutlu veladet' işlenir. Âkif'in o güzel şiirini tekrar okuyalım:
'Ondört asır evvel, yine bir böyle geceydi,
Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!
Lâkin, o ne hüsrandı ki; hissetmedi gözler;
Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!
Nerden görecekler? Göremezlerdi tabiî..
Bir kere, zuhûr ettiği çöl, en sapa yerdi;
Bir kere de, ma'mûre-i dünyâ, o........