Türklük, Kürtlük davası ya da cahili asabiyeye saplanmak

Müminler olarak en büyük idealimiz, hedefimiz, önceliğimiz hayatımızı iman üzere ve Müminler topluluğuyla birlikte yaşamak ve son nefesimizi de Mümin olarak vermektir. Bunun haricindeki her türlü hedef, ideal, özlem geçicidir, basittir, asli hedefe nazaran değersizdir. Bu hedefe ulaşabilmek içinse Rabbu’l-Alemin’in hidayet nimetiyle buluşan Müminler her anlarında ve bulundukları her ortamda cahiliyenin her türlü etkisine, yansımasına tavır almakla ve cahili kirliliğin her türünden teberri etmekle mükelleftirler.

Cahiliye sadece dünya ehli için değil, iman iddiasındaki insanlar için de kapsamlı ve sistematik bir tehdit oluşturur ve en çok da asabiye duygularının harekete geçirilmesiyle etkisini gösterir. Cahili asabiye en yaygın biçimde kendisini fıtri duyguların ölçüsüzce öne çıkartılması ve aklı, bilinci örtmesi şeklinde hissettirir. Bilinçli bir tercihin neticesi olarak çıkılan zulumattan nura yolculuğu tersine çevirir ve bilincini örtmek suretiyle Müslümanı nurdan zulumata sürükleyerek şeytanın dostu ve askeri haline getirir.

Tümüyle yok edildiğinin, bitirildiğinin düşünüldüğünde dahi cahili asabiyenin her an hortlama potansiyeline sahip bir tehlike kaynağı olduğu açıktır. İman iddiası ve sorumluluğu taşıyan herkes nerede ne zaman nüksedebileceği belli olmayan bu hastalıklı duygu ve düşünme biçiminden nefsini arındırmak; zihnini, kalbini ve ilişkilerini bu kirlilikten temiz tutmak için teyakkuzda olmak zorundadır.

Pusudaki Tehlike

Bu teyakkuz halinin ne kadar elzem olduğunu şu hadisede net biçimde görebiliyoruz. Hicretin 5. yılında gerçekleşen Beni Mustalık Gazvesinden dönerken Resulullah (s) ve ashab Mureysi Kuyusu çevresinde konaklamışlardı. İşte, bu dinlenme esnasında, Hazrec kabilesinin müttefiki olan Sinan el-Cühenî ile Hz. Ömer’in seyisi Cahcah arasında, kuyu başında kovalarının birbirine karışması yüzünden bir kavga çıktı.

Cahcah, Sinan’a vurup kanını akıtınca Sinan, Hazreclileri yardıma çağırdı. Buna karşılık Cahcah da “Ey Kureyşliler, ey Kinane yardıma gelin!” diye bağırmaya başladı. Feryatları duyanlar toplandı ve kılıçlarını sıyırdılar. Büyük bir fitnenin kopmasına ramak kalmıştı. Neyse ki Muhacirlerle Ensarın bazı ileri gelenleri, araya girip, yatıştırıcı konuşmalar yaptılar.

O esnada Resulullah (s) topluluğun bulunduğu yere geldi ve “Nedir bu feryatlar? Cahiliye davası mı güdülüyor?” diye sordu. Yaşananlar kendisine aktarılınca, “Bırakın şu cahiliye âdet ve davasını. O bir murdarlık, bir kötülüktür. Cahiliye davasını güden, kendini cehenneme atmış olur.” buyurdu.

Biricik önderimiz, rehberimiz Resulullah’ın (s) tanımladığı şekilde murdar bir davanın peşinde telef olanlara acıyarak bakarken, cahiliye sapmasının ne kadar yakın ve sinsi bir tehlike olduğunu müşahede ediyoruz.

Hiç kuşkusuz Mureysi Kuyusu başında yaşanan hadise dikkatli davranılmadığında cahilî asabiye duygusunun bünyeye sirayet etmesinin ne kadar hızlı ve kolay olduğuna işaret etmektedir. Hem de Allah Resulü (s) ile çıkılan bir gazve dönüşünde ve üstelik Ensar ve Muhacir gibi tarihe altın harflerle yazılmış en güzel örnekliği sergilemiş bir topluluk içinde dahi asabiye duygularının harekete geçebildiğini görmek bize her daim teyakkuzda olmak gerektiğini hatırlatmaktadır.

Teyakkuzda Olma Zorunluluğu

Evet, cahili asabiye duyguları tümüyle yok edilecek, sıfırlanabilecek duygular değildir. Bilakis fırsat bulduğunda kendisini hemen dışa vurabilecek yapıda olup, sürekli bastırılması, kontrol altında tutulması gereken duygulardır.

Rabbu’l-Âlemin’in kendilerine lütfettiği Müslüman kimliğini sanki eksik ya da fazla bularak başka başka kimliklere, hepsi de cahiliye mantığını yansıtan aidiyetlere yönelenlerin İslam’dan da insanlıktan da uzaklaştıklarına ibretle şahitlik ediyoruz.

Bu bazen ulusal aidiyetlerin öne çıkması şeklinde olabiliyor. Öyle ki kavim ya da hemşerilik bağının dahi İslami kardeşlik bağının önüne geçtiğine şahitlik edebiliyoruz. Cahili körlük bazen ‘yabancı’ olarak tanımlanan muhacir kardeşlerimize karşı ‘vatan savunması’ şeklinde tezahür ediyor.

Bazen bakıyorsunuz tuğyanı temsil eden ve reddedilmediğinde iman iddiasını boşa çıkaran resmi ideoloji putunun ‘ortak değer’ olarak tanımlanması suretinde karşımıza çıkabiliyor. Utanılması, haya edilmesi gereken görüntüler milli takım, albayrak, Filenin Sultanları vs. tanımlamalarla övünç vesilesi şeklinde sahiplenilebiliyor.

Bu itibarla “Biz kimiz?”,........

© Haksöz