Kıble’yi mi şaşırdık, niyeti mi?
İnsan, hayat yolculuğunda nadiren her şeyden soyunup yalnızca “kul” olduğunu hatırladığı duraklara uğrar. Hac ve Umre, dünyevî kimliklerin askıya alındığı; rütbelerin, unvanların ve dillerin sustuğu eşsiz bir hicrettir. O kutsal iklimde insan, mahşerî bir kalabalığın ortasında mutlak bir yalnızlık yaşar; kalbi çıplak kaldır. Çünkü orada tek muhatap ve tek sığınılacak Allah’tır. Tam da bu yüzden bu anlar mahremdir. Gürültüye değil, huşuya; teşhire değil, sessizliğe aittir.
Dijital Vitrinlerin Esiri Olan İbadet
Ne var ki modern zamanlar, bu mahremiyeti taşımakta zorlanıyor. Kâbe’nin vakar dolu sessizliğinde, gözler Beytullah’ın heybetine dalmak yerine kadraj arıyor; „huzurundayım, işte sana geldim, tek ibadet edilecek sensin“ diyerek kaldırılması gereken başparmak deklanşöre yöneliyor. İbadetin yönü değişmiyor belki ama niyetin istikameti bulanıklaşıyor. Kıble yerinde duruyor; kalp ise görünür olmanın cazibesine kayıyor. Oysa Kur’an açık bir hatırlatmada bulunur: “… O’na ulaşacak olan yalnızca sizin takvanızdır.” (Hac,........© Haksöz
