Görüngü dünyasında örtülen hakikat
Günümüz insanı bilgi eksikliğinden değil, hakikatle bağını koparmış olmaktan mustariptir. Mesele cehalet değil; cehaletin organize edilmesidir. Hakikat yok edilmemiştir; zira hakikat yok edilemez. Fakat görünmez kılınmış; gürültünün, hızın ve görüntünün arkasına itilmiştir. Enformasyon çoğalmış, kelimeler yığılmış ve bununla birlikte anlam geri çekilmiştir. İnsan konuşur hâle gelmiş, fakat söz söyleyemez duruma düşmüştür.
İnsan, çoğu zaman hakikatle arasında teorik bir tercihle mesafe koymaz, ondan yorgunlukla uzaklaşır. Geçim telaşı, statü kaygısı, görünür olma arzusu, beğenilme ihtiyacı… Kalbi kuşatan bu ince perdeler, insanı inkâra sürüklemeden de hakikatten mahrum bırakabilir. Böylece kişi, yanlış bir hayat yaşadığını fark etmeden ömrünü tüketir. İçinde sürekli eksilen bir anlam, tarif edemediği bir sıkışma ve susturamadığı bir boşluk taşır. Hakikat çağırır fakat çağrı gürültüye çarpar. İnsan o zaman, kendini kaybettiğini anlamasın diye daha çok oyalanır, daha çok hızlanır, daha çok konuşur. Kurtuluş, kalbin yönünü yeniden tayin edebilmekte tecelli eder. İnsan hangi istikamete yüzünü dönerse, hayatı da oraya akar. Kalp hakikate çevrildiğinde dağınık parçalar toplanır, anlam yerini bulur ve varlık sahibinin çağrısına cevap veren bir imkâna........
