​Nübüvvet pınarının sadık murabıtı: İmam buhari (rahimehullah)

Kaderin ince bir sevki ve bir seyahat vesilesiyle kendimi tarihin ve ilmin kadim duraklarından olan Özbekistan topraklarında, Semerkant'ta, tabir-i caiz ise devasa bir hafızanın gölgesinde buldum.

Bu yolculukta bana mihmandarlık eden, bu toprağın ruhunu ve dostluğun kadirşinaslığını adımlarıma yoldaş kılan Hakan Koçak kardeşimle birlikte, zamanın ötesinde bir şahitliğe yürüyoruz. Bazı isimler vardır ki onlar yalnızca bir dönemin ya da bir kısım insanın değil, koca bir ümmetin istikametini yüz yıllar boyunca tayin eden kutup yıldızlarıdır.

Maveraünnehir’in bağrından neşet eden, zekâsını imanıyla, emeğini ihlasıyla harmanlayan Muhammed bin İsmail el-Buhârî (rahimehullah), işte o sarsılmaz kalelerden biridir. Bugün onun huzurunda, kabri başında durmak; sadece fani toprağa değil, İslam’ın sahih bilgiyle örülmüş muazzam müktesebatına ve o büyük âlimin aziz hatırasına sunulan derin bir hürmet beyanıdır.

​Zira Buhârî (rahimehullah), hadis ilmini kuru bir "nakil" meselesi olarak addetmemiş; nübüvvet pınarının........

© Haksöz