We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Zamların ve ekonomik spekülasyonun failleri !..

3 1 0
04.06.2022

Son iki yıllık pandemi süreci ve Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı ile dış piyasalarda yoğunlaşan ekonomik kriz, mahalli yönetimleri sarsıcı şekilde etkiliyor. Küresel ekonomik buhrandan etkilenen Türkiye’deki yönetimin döviz maliyetini gereğince yönetememesi ya da Lira’nın değerini koruyamaması nedeniyle de hayat pahalılığının daha fazla tetiklendiği üzerinde duruluyor. Benzer ekonomik dar boğazları yaşayan Batılı ülkelere nispetle enflasyon oranı Türkiye’de daha yüksek oranlarda seyrediyor. Bu pozisyon hem 2023 seçimlerine hazırlanan mevcut hükümeti en başta evlerde kaynayan tencere maliyetleri konusunda sıkıştırıyor, hem de spekülatif piyasa ekonomisi geçim sıkıntısı açısından Türkiye halkını oldukça zorluyor. Türkiye insanı sanki Yusuf (a)’ın Mısır’ındaki “yedi yıl” kıtlık dönemiyle imtihan olan insanlar gibi[1] bir infial ve şaşkınlıkla karşı karşıya.

Temel ihtiyaç mallarına gelen zamlar, çalışanların ve emeklilerin maaşlarına yapılan zamlarla karşılanamıyor. Görece refah dönemine alışan insanlar ve aileler hizmetlerin, temel ihtiyaç maddelerinin ve diğer emtianın temini konusunda oldukça zorlanıyor. Enerjiden mutfak ihtiyacına, kiradan ulaşıma kadar üst üste gelen zamlar ile karaborsa ve stokçuluk haberleri kitlelerde bir kıtlık felaketine doğru ilerlendiği psikolojisini tetikliyor. Mâmül mallara ve tarım ürünlerine imalatçı, üretici, tüccar ve esnaf tarafından haklı veya haksız gerekçelerle sürekli zam yapılmasıyla ilgili yakınmalar her geçen gün artıyor.

Böyle bir süreçte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kamuoyuna açık bir konuşmasında ülkede “açlık yok” beyanı ise kıtlık ve yoksulluk psikolojisini yatıştırıcı değil, tahrik edici olmuştur.

Zamlarla ve hayat pahalılığı ile yaşadığımız süreç fıkıhta “ihtikâr” dediğimiz ve münker olarak bilinen karaborsa ve stokçuluk tartışmalarını da tetiklenmektedir. Bu münker tutumlar küresel istikbarın çıkar hesapları ve mahalli yönetimin yanlışları yanında, halkın arasından da bazı kişi ve menfaat gruplarının münkeri olabiliyor. Bu nedenle Rabbimiz hepimizi uyarıyor:

“Yalnızca aranızdaki haksızlık edenlerin başlarına gelmekle sınırlı kalmayacak fitneye karşı takva sahibi olun. Unutmayın ki Allah'ın azabı çok çetindir.”[2] Bu çerçevede Acluni’ye dayanan bir hadis rivayetine veya kelam-ı kibar’a göre “Nasılsanız öyle idare edilirsiniz.”[3] sözü de oldukça önemlidir.

Zamlar ve hayat pahalılığı ile ilgili sürecimize tekabül eden en önemli tarihi kesit Şuayb (a)’ın kıssasıdır: “Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. Dedi ki: Ey halkım! Allah'a kul olun; sizin başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden bir belge geldi. Artık ölçeği ve tartıyı tam yapın. İnsanların eşyasını değerinden düşürüp eksiltmeyin. Düzene konulan yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. İnanıp güvenen kimseler iseniz sizin için hayırlı olan budur.”[4]

Şuara ve Âraf Sûrelerinde Şuayb (a)’ın, kavmini Allah’tan başka tanrı olmadığına inanmaya, kendisinin Resullüğünü benimseyip sadece Allah’a kulluk etmeye[5]; yine Â’raf, Hûd ve Şuara Sûrelerinde ölçü ve tartıyı doğru yapmaya, insanlar arasında adaleti gözetmeye, haksızlık etmemeye, bozgunculuk yaparak yeryüzünde karışıklık çıkarmamaya davet ettiği[6]; bu ilahi uyarıları dikkate almadıkları takdirde Nûh, Hûd, Sâlih ve Lût kavimlerinin başına gelenlerin kendi başlarına da gelebileceği haber verilir. Bazı ilk dönem tefsirlerinde Şuayb (a)’ın Allah’ın emirlerini kavmine tebliğindeki tatlı üslûbu ve güzel anlatımından dolayı “hatîbü’l-enbiyâ” diye nitelendirildiği ifade edilir.[7]

Medyen kavminin Şuayb (a)’ın yaptığı uyarıları dikkate almaması yüzünden şiddetli bir deprem[8], Hûd Sûresinde şiddetli bir ses[9] ve “gölge günü” azabı[10] ile yok edildiği -ki bunlar birbirini takip eden süreçlerdir-, bu cezadan sadece Şuayb (a)’a inananların kurtulduğu bildirilir. Yaşadıkları münkeri cinsel ahlak alanında da sergileyen Lut kavmi de ileri gelenleri ve tebaası ile birlikte helak edilmişlerdi.

Şuayb (a), ilgili ayeti kerime ile içinde yaşadığı kavmini Allah’ı birleyerek ona kul olmaya, ondan gelen “belgelere” (beyyinata) yani bilinci uyarıcı bir burhana, kanıt ve delillere göre ölçüyü ve tartıyı tam yani adaletli yapmaya; yeryüzünde bozgunculuk çıkartmamaya davet etmiştir.

Toplum içinde yöneticilerden ve halktan ölçüyü ve tartıyı tam yapmama ve yeryüzünde bozgunculuk çıkartma hali ise, Muhammed (a)’ın Sünnetinden aktarılan hadislere göre bir “ihtikâr” halidir.

Allah Resûlü (s), Müslim’in rivayet ettiğine göre “Her kim ihtikâr yaparsa, o günahkârdır.”[11] ifadeleriyle, “muhtekir”in günah ve isyan içinde bulunduğuna dikkat çekmiştir. Yani muhtekir, ihtikâr yapandır. Lisanü’l Arab lugatına[12] ve el-Cürcânî’nin, Ta’rifât’ına göre ihtikâr “el-Hakru” kelimesinden türemiştir ve ekonomik olarak yiyecek maddelerini piyasadan toplayarak fiyatların yükselmesi ümidiyle bir yerde stoklamak anlamına gelmektedir. İhtikâr, fiyatlarının artması maksadıyla çarşı ve pazardan mal toplayarak bir yerde depolama şeklinde de tarif edilmiştir. Müslim’in Sahih’ini bizlere aktaran İmam Nevevî, lügat âlimlerinin de ifadesiyle hadiste geçen “Hatiyun” lafzının isyan ve günah manasına geldiğini ifade ettikten sonra, bu ifadenin açık bir şekilde ihtikârın haramlığına delâlet ettiğini belirtmiştir.[13] Ayrıca Müslim’den, Ebu Davut’tan ve Tırmizî’den gelen rivayette Allah’ın Elçisi (s) “Karaborsacılığı ancak günahkâr kimse yapar.”[14] buyurmuştur.

Ahmed b. Hanbel’in şu rivayetinde ise karaborsacının kötü niyetine de yer verilmiştir: “Kim ihtikâr yapar ve bununla Müslümanlar için fiyatların artmasını murad ederse, şüphesiz o günahkârdır.”[15] İhtikârın nasıl büyük bir günah olduğu ise Beyhakî’nin bildirdiğine göre, Allah Resûlü tarafından şu çarpıcı ifadelerle dile getirilmiştir: “İhtikâr yapan kimse daha sonra kârıyla birlikte........

© Haksöz


Get it on Google Play