Kök paradigma olarak izm’ler ve hegemonik tutum |
Bu satırları kaleme aldığım bu günlerde, Batı emperyalizminin lejyoner gladyatörü olan ABD, uluslararası hukuku çiğneyerek başka bir ülkenin devlet başkanını darbe usulüyle ve haydut bir biçimde alıkoymuştur. Bir film sahnesi gibi dünyanın gözü önünde yaşanan bu olay, Batı’nın ürettiği birçok izm’lerin iflas ettiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Tıpkı Batı izm’lerinin Gazze’de yaşanan soykırım karşısında nasıl da içi boş argümanlar olduğunun anlaşılması gibi. İslam ümmetinin göbeğinde, küçücük çocukları vahşi siyonizmin insafına terk eden emperyal uşaklar da aynı boş argümanlarla oyalanmaktadır. Üstelik bu hal, uğruna mücadele edildiği sanılan bu izm’leri yaşayabilmenin bedeli olarak haydutlara verilen rüşvetlerin acı bir sonucudur. Oysa Ortadoğu gezilerinde ABD’ye sunulan hazine ile birçok İslam beldesi ihya edilebilirdi. Daha da ibretlik olan şudur ki kendisini öteki izm’lerle tanımlayan çevreler bu tabloyu seyretmekle yetinmiş, salt bir tepki bile ortaya koyamamıştır. Kulaklar sağır, diller suskun, gözler kör kesilmiştir. Kur’an-ı Kerim bu ideolojik körleşmeyi ve duyarsızlığı sanki bugünden haber verircesine şöyle tarif eder: “Onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Artık onlar (hakka) dönmezler.” (Bakara Suresi, 18. Ayet).
Bu yaşananlar karşısında bir kez daha akıllara şu sorular gelmektedir: “Mutlak bilginin kendisinde olduğunu ilan eden bir kişi bir başkasının yaklaşımını samimi ve dürüst bir biçimde değerlendirebilir mi? Başkalarını dinleme zahmetine katlanır mı? Ya da öteki düşüncelerin en az kendi görüşü kadar geçerli, hatta daha mantıklı olabileceğini ihtimal dâhilinde görür mü?” Tabii ki hayır. Çünkü mutlak hakikati cebine koyduğunu zanneden kişi, artık öğrenmeye değil yalnızca dikte etmeye odaklanır. Kendi çıkar kavgalarında birbirlerinin türevi olmaktan öteye geçemeyen, hiçbir hayır ve iyilik üretmeyen, kibri pazarlayıp hamaseti yaygınlaştıran günümüz izm’leri bu hegemonik mekanizmanın önemli kök paradigmasıdır.
Hak, hukuk ve adalet kılıflarına sarmalanmış izm’ler ideolojik hesapların, çıkar pazarlıklarının ve sahte kurtuluş reçetelerinin gölgesinde inşa edilmiştir. İslam ümmetinin hak, adalet ve kardeşlik havuzunu besleyen değer ve kavramlar da bilinçli biçimde bölünmüş, parçalanmış ve bu izm’ler çerçevesinde hizaya sokulmaya çalışılmıştır. Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in o tarihi uyarısını burada hatırlamak boynumuzun borcudur: “Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.” Ardından Batı’nın kendi hastalıklı ideolojik........