We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Absürt bir yazı; tarihi magazin

52 2 1
24.09.2021


Oray Eğin , Adorno’nun ve benzeri düşünürlerin kitaplarını durmadan okuduğumdan yakında tamamen delireceğimden emin olduğunu söyledi. Haklı olabilir ona çaktırmadım ama onun yakında olacağını söylediği şey çoktan olmuş bile olabilir.

O iyi bir New York'lu olarak bana biraz 'shallow' şeyler okuyup düşünmem gerektiğini tavsiye etti. Yani daha hafif konular düşünmem gerekiyor ona göre, ben de katılıyorum ona.

Biliyorsunuz basınımızda daha iyi seviyeli magazin yazma konusunda bir iddia da var. Seviyeli magazin kavramını Tuğrul Eryılmaz başlattı. Daha ona Ertuğrul Özkök iddialı girdi bu işe. Ama sonunda Oray bir süreliğine Türkiye’ye gelir gelmez bence en güzel seviyeli magazini yazmaya başladı. Bu yüzden bir yazısından sonra ona magazinin Tolstoy'u diye mesaj atmamın nedenim budur.

Dedim ki madem tedavi olmam için bir hafif konuları düşünmeliyim bu seviyeli magazin yazma furyasına ben de bir yazıyla katılayım bari bakalım ne olacak, bakalım Oray’ın korktuğu gibi tamamen delirmekten bu tarihi magazin yazısı sayesinde kurtulabilecek miyim?

Sartre’nin New York seyahatini daha önce yazdım. Onu şehre muhabir olarak gönderen Paris’te yayınlanan Combat dergisinin yayın yönetmeni Albert Camus’tu.

Camus da Sartre şehre geldikten iki yıl sonra New York’a ziyaret için geldi.

Sartre’nin ziyaretinden çok daha büyük olay oldu onun New York maceraları. Çünkü Camus ağır felsefesine, düşüncelerine rağmen eğlenmeyi seven bir magazin figürüydü aslında. Bu yüzden onun New York macerası ile ilgili birçok kitap yazılmıştır. Hatta 2016 yılında New York’ta Camus’un şehirdeki deneyiminin yıldönümünü kutlamak için bir ay süren bir festival bile yapıldı. Şimdi diğer seviyeli magazin yazarlarını kıskandıracak bir şey söyleyeceğim o festival kapsamında Patti Smith’in Camus üzerine yaptığı bir konuşma da vardı. Ben de New York Kütüphanesi'nin o salonundaydım.

Sartre daha önceki yazımda da belirttiğim gibi New York’ta ilk gün sokağa çıkar çıkmaz bir dizi varoluşsal kriz yaşamaya başladı.

Oysa tek bir kelime İngilizce bilmemesine rağmen Camus, Sartre’nin kafaya taktığı hiçbir şeye, kafayı takmadan şehrin keyfini çıkarmaya başladı.

Camus, Humphrey Bogart’a hayrandı. onun gibi pardösü giyer ve yakasını da sürekli kaldırırdı. Kendisini de Bogart, Fransız aktör ve şarkıcı Fernandel ve bir Samuray karışımı bir karakter olduğunu........

© Habertürk


Get it on Google Play