We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Yeşilçam’da da bütün yollar Roma’ya çıkıyor

156 10 16
27.12.2018

Alfonso Cuarón’un klişelerle yüklü ama mutlaka sinema salonunda izlenmesi gereken filmi “Roma”nın Türkiye’de, dış temsilciliklerde ve belki de, kim bilir, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde neden yoğun bir hayranlıkla karşılandığını anlamaya çalışıyorum. Aklıma sadece çocukluğumda o ütü yaparken birlikte Meksika dizileri izlediğimiz bizim evdeki çalışanımız geliyor, o kadar. Zira Türkiye’nin Meksika’yla da evdeki çalışanlarla da ilişkisi bundan daha fazla değil.

Tıpkı Cuarón’un filmindeki kurgu hizmetçi gibi Türkiye’de de evlerde çalışanlar onlara iş veren orta-üst aileler için fonda kalamaya, görünmez olmaya mecburdur. Hikayelerini bilmediğimiz, bilmek zorunda da hissetmediğimiz, sınıf duvarlarını en sert şekilde aramıza ördüğümüz insanlardır adına ister “çalışan” ister “dadı” isterseniz de “temizlikçi” ya da “gündelikçi kadın” dediğiniz insanlar.

BİR SINIF FANTEZİSİ

Kendi büyüdüğü Roma mahallesinde çocukluğunu geçirdiği evin yakınında bir ev kiralayan, evdeki mobilyaları ve hatta oyuncakları kardeşlerinden temin eden, karakterlerin çocukluğundan hatırladığı insanlara benzemesine özen gösteren Cuarón da filmin merkezindeki hizmetçinin hikayesinden aynı dikkati esirgemiş. İki saati aşan süresi boyunca “Roma”nın baş karakteri Cleo neredeyse sadece kendisine söz verilince konuşuyor, ağzını açtığında da tıpkı bizim orta-üst sınıf evlerde çalışanlar gibi birkaç cümleden daha fazla etmiyor. Zaten etse “Haddini bil” demez mi evin hanımı?

Cleo’nun nereden geldiğini bilmiyoruz, anlatılmıyor. Geçmişine dair sadece bir-iki bilgi kırıntısı serpiliyor, devamı gelmiyor. Onun yerine kendisini çalıştığı aileye........

© Habertürk