Washington D.C.

Gazetecilikte isim takmayı Emin Çölaşan’dan öğrendim. Keşke onun kadar tutturabilsem. The Jefferson adlı otelin lobisinde dün check-in yapan gazetecileri izlerken onları başka karakterler gibi düşündüm. İsmail Saymaz’dan mutlusu yok. Yeni dönemin Yavuz Donat’ı olma rolünü çok benimsemiş, CHP sözcüsü Faik Öztrak’la kanka muhabbetini kısa bir telefon konuşmasıyla böldü: “Kılıçdaroğlu’ndan özel demeç aldım, hemen girelim,” diye İstanbul’la konuşuyordu. Tıpkı Donat gibi Saymaz’ın bu haberi de ne özel ne demeç ne de haber, ama her lider yanında bir Yavuz Donat ister. Cumhuriyet yazarı “Dr. Emmett Brown” ise artık “dede şakaları” (dad jokes) aşamasına gelmiş, heyete “Benim arkamdan bir işler çevirmişsiniz,” diye takılıyordu. Bir yanda Minnie Mouse, bir yanda saat 15:00’teki öğlen yemeği randevusu yerine otelde biraz dinlenmeyi bekleyen, “Beyefendi’nin gelmesine daha çok var,” diyen tanımadığım birilerinin arasında kendisine Clouseau demek istediğim ama yeteri kadar tanımadığım için benzetmenin oturmasından endişe ettiğim Karar’ın yayın yönetmeni vardı. Odasının anahtarını aldı ve yukarı çekildi hemen.

Bu isimler Grateful Dead'in sadık hayran kitlesi deadheadler gibi Kılıçdaroğlu’nun özellikle seçtiği ve ABD’ye getirdiği gazeteciler. O kadar mutlu, gururlu, büyük bir başarı elde etmiş gibi kibirli ve kendileriyle ilgililerdi ki 20 metrekarelik otel girişinde—lobi bile değil—beni fark etmediler bile. Aynı zafer sarhoşluğuyla gezinin en önemli haberini de atladılar.

BİLETİNİ YAKTI ARABAYLA YOLA ÇIKTI

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Salı sabahı Boston’da yaptığı bir görüşmeden sonra tarifeli uçakla başkente gelmesi bekleniyordu. Ama biletini yaktı ve otomobille yola çıkmaya karar verdi. Boston ve D.C. arası trafiksiz, hiç durmadan en az sekiz saat demek. Amerikan otobanı da olsa yorucu. Tren ve epey kısa sayılabilecek uçak seferleri var. 15 bin dolar gibi cüzi bir ücrete 10-15 kişilik özel uçak bile kiralamak mümkün.

Ama Kılıçdaroğlu otomobille gelmeyi tercih ediyor, yanındakiler de şaşırıyor. Sabah Erdoğan’ın anayasa ve aile çıkışına yanıt vermek, bunu da daha evvel gündeme getirdiği Türken Vakfı için yapılan gökdelenin önünde yapmaya karar veriyor. Çalışma arkadaşlarına “Gökdelen neredeydi, Washington’da mı, gidip önünde bir video çekelim,” diyor. Gökdelenin yol üzerinde—dört saat mesafede—Manhattan’da olduğun öğrenince istikamet New York’a doğruluyor.

Gazeteciler, parti sözcüsü, başka milletvekilleri planlandığı gibi tarifeli uçakla D.C.’ye geldiklerinde Kılıçdaroğlu epey izlenen New York video’sunu daha yeni paylaşıyordu. CHP söz konusu gökdeleni Erdoğan’ın ailesine yaptırdığını iddia ediyor, Türken Vakfı ise New York’ta öğrenci yurdu yapıldığını.

Gazetecileri böyle atlatıyor Kılıçdaroğlu. Hiçbir gazetecinin de aklına bir araba kiralayıp peşine düşmek gelmiyor. Türkiye’yi yönetme iddiasındaki bir lider gezisi üzerine epey spekülasyonlar yapılan ABD gibi bir yerde en azından sekiz saat ortadan kayboluyor. O sırada ne yaptığına dair hiçbir bilgi yok. Bildiklerimiz sadece parti yetkililerinden aktardığından ibaret.

NEW JERSEY’DE HAMBURGER YENİYOR

Kılıçdaroğlu’nun siyah Tahoe tarzı SUV tarzı özel aracını Boston’da da hizmet veren özel bir şoför kullanıyor. Boston’dan New York’a dört saat boyunca hiç mola yok. New York’ta gökdelen inşaatının önünde bir video çekiliyor. Ardından hiç vakit kaybetmeden D.C. için yola çıkılıyor, çünkü akşam Johns Hopkins’in şehirdeki kampüsünde öğrencilerle buluşma var. Gecikileceği için toplantı saati 17:00’den 18:00’e itiliyor—Amerikan teamüllerinde alışılmadık bir son dakika değişikliği.

Kılıçdaroğlu’nun kara yolculuğunda yanında basından sorumlu Ömer Topsakal (şeffaflık adına not: 2019’a kadar Habertürk’te çalışıyordu), İBB başkan vekili ve bu gezinin organizasyonunu üstelenen Selçuk Sarıyar ve bir de kameraman var. Keşke bir de yaka mikrofonu olsaymış.

New York ve D.C. arası en iyi ihtimalle bir dört saat daha. Ekip ihtiyaç molası için New Jersey’de hızlıca duruyor, bir hamburger yiyip yola devam ediyorlar. Johns Hopkins’deki görüşmeye de 10 dakika gecikmeli varıyorlar.

Ben Amerika’da Joe Biden’ın seçim kampanyasını takip ettim. Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler için gezilerini takip ettim. Hepsinde program önceden saat saat belli, bir milim bile oynamazdı. Biden’ın gezilerinde—Amerika’daki bütün kampanyalarında gelenek olduğu üzere—gazeteciler bir haber havuzu oluşturur, kendi aralarında gelişmeleri an be an e-mail üzerinden duyurur. Amerikan Başkanı için bir Türk gazeteci dış kapının dış mandalıdır, ama her gün günde en az 10 tane e-mail alıyorum ve şeffaf demokraside Joe Biden’ın her gün ne yaptığına hakimim. Erdoğan ekibinin de tercih ettiği bir gazeteci olduğumu zannetmiyorum, ama istediğim zaman gezi programı hemen yollanıyor.

Özgürlük ve şeffaflık vaat ettiğini iddia eden Kemal Kılıçdaroğlu’nun programına ise hakim değilim. ABD bir Türk siyasetçinin her gün gideceği bir yer değil, programın çok önceden belli olması ve ayrıntılarıyla paylaşılması gerekirdi. Ama sadece ben değil başka gazeteciler de son dakikada, biraz da zorla, programa ulaşıyor. Gezinin olup olmayacağı bile son ana kadar net değildi. Ben geziyi, oteli, programın taslağını CHP’deki bir sürü başka kaynağımdan öğrendim.

Şeffaflık neden önemli biliyor musunuz?

Dün AK Parti’ye yakın biriyle konuştuğumda ısrarla şöyle dedi: “Kılıçdaroğlu durup dururken ABD’ye gidemez. İllaki bir yerde, bir saat de olsa biriyle görüşecektir, bir gizli buluşma vardır. Bunlar programda yer almaz, ya da dinlenme saati olarak yer alır. Bir akşam yemeği ya da sabah kahvaltısı olabilir.”

Basına kapalı görüşmeler, programın son an’a kadar belli olmaması hakikaten de bu komplo teorilerini besliyor. Karşı tarafa böyle bir malzeme vermeye ne gerek var?

Yanıt olarak “Keşke,” dedim. “Keşke o kadar ince hesaplar yapabilecek kadar usta ve kurnaz olabilse CHP.”

Türkiye gündeminin son derece sıcak olduğu, seçim yarışının başladığı bir dönemde Kılıçdaroğlu’nun ABD’ye gelmesi başlı başına tartışma konusu. Neden şimdi? Bir kere şehirde IMF’in yıllık toplantısı, ayrıca Amerikan ordusunun geleceğini belirleyecek bir başka önemli kongre yapılıyor. Şehrin sokakları üniformalı askerler, emekli generaller ve boyunlarında delege kartlarıyla IMF’ten borç istemeye gelen üçüncü dünya ülkeleri yetkilileriyle dolu.

D.C. bu iki büyük olaya kilitlenmiş durumda. Türkiye’deyse sansür yasası Meclis’ten geçirilmeye çalışılırken ana muhalefet partisi sekiz saatini otobanda boşa harcıyor, parti sözcüsü de bir koca günü geyik muhabbetiyle geçiriyor.

Kılıçdaroğlu uçakla gelse bile Salı günkü D.C. programında sadece Johns Hopkins’de 50 öğrenciyle buluşmak vardı; bir buçuk saat toplam.

Bu sekiz saatlik araba yolculuğu spekülasyonlara açık. Türkiye’de çok uzun zamandır siyaset gerçek ve verilerle değil, algıyla yapılıyor. Türkiye yönetme iddiasındaki bir liderin sekiz saat ortadan kaybolma gibi bir lüksü yok. Her şey bir yana, o çok kıymetli sekiz saat çok daha verimli harcanabilirdi.

Gezinin sponsoru kim?

Bu gezide Kılıçdaroğlu’nun yanındaki Selçuk Sarıyar’ın görevi İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili olmak. Bu da gezinin İBB tarafından finanse edildiğine dair iddiaların ortaya atılmasına neden oldu. Gezinin İstanbul belediyesiyle ilgisi yok, parti kendi kaynaklarıyla finanse ediyor. Sarıyar programı belirleyen kişilerden sadece.

Gazeteciler nasıl seçildi?

Geziyi sadece beş gazeteci takip ediyor: Halk TV’den İsmail Saymaz, Cumhuriyet’ten Orhan Bursalı, KRT’den Tülin Daloğlu, Karar’dan İbrahim Kiras ve ANKA’dan Duygu Güvenç. CHP bu isimleri geziyi takip etmeye talip olan ve partiye başvuran gazeteciler listesinden seçmiş. Bu isimler dışında başka hiçbir gazeteci etkinliklere davet edilmiyor, hatta çok zor bilgilendiriliyor.

Daha iktidara gelmeden akreditasyon uygulaması mı başladı? Daha muhalefetteyken gazetecilerin haber yapmaları engelleniyor mu? Heyet dışındaki gazeteciler bu geziden memnun kalmadı.

Bu gezinin amacı ne?

CHP’nin resmi açıklamasına göre icazet değil, “Cumhuriyet’in İkinci Yüzyıl” vizyonu için fikir-alışverişi. Bu ikinci yüzyıl meselesi kulağa M.S. 200 gibi gelmiyor mu? CHP iktidara geldiğinde bilimsel altyapıyı hazırlamak için şimdiden insanlarla temasa geçiyor, beyin göçünde Türkiye’yi terk eden insanlara da yeniden dönmeleri için bir anlamda davet hazırlıyor. Gezinin çok eksiği var, ama ben en azından dünyaya çok kapalı bir lider izlenimi veren Kılıçdaroğlu’nun ABD havası almasını önemsiyorum. Keşke lokantalara, tiyatro oyunlarına, go-go gecesine de gitseydi ve sokak, gençler, kültür nasıl yaşıyor bizzat tanık olsaydı. O sekiz saat bunlara harcanabilirdi.

Neden Silikon Vadisi değil?

Çok uzak.

Amerikan yönetimiyle görüşecek mi?

Evet. Ama bu doğrudan bir görüşme değil. Kılıçdaroğlu bugün Center for American Progress’te basına—kendi basın heyetine de—kapalı bir görüşme yapacak. CAP bir zamanlar Tuskon’la çok yakındı, epeydir Türkiye’ye karşı nötr. FETÖ’nün etkin olduğu yıllarda Mustafa Akyol gibi isimler de CAP’e rapor yazardı. (Bu kurumların hiç geçmişi araştırılmıyor mu?)

Yarınki toplantı ise German Marshall Fund’la. Bunlar düşünce kuruluşu. Toplantılar kapalı kapılar ardında yapılıyor; Beyaz Saray yönetimi doğrudan katılmasa da analist, uzman, eski diplomat kılığında temsilcilerini yollayacak. Bu isimler illa yüksek profilli ya da üst düzey olmak zorunda da değil, Türkiye’yle ilgilenen isimler doğal olarak ana muhalefet liderini dinleyecekler. Bu bir icazet değil, ama daha çok bir göz kararlıyla tartma.

Çarşamba günkü hiçbir program basına açık değil. Gazetecilere tatil fırsatı, herhalde iPhone alırlar.

Ya Bernie Sanders?

CHP’nin resmi açıklamasına göre ne Bernie Sanders ne de Obama’dan randevu talep edilmiş. Ancak benim elime ulaşan taslak programa göre Çarşamba günkü programda Sanders’ın adı bir kere geçmiş. Böyle bir görüşme olmayacak. Keşke olsaydı, belki CHP’ye sola sahip çıkması için bir vizyon açılımı olurdu.

Aynı taslak programda Kongre’nin başörtülü vekili İlhan Omar’ın da potansiyel görüşme olarak adı geçiyor. Bu gezi öncesi çok kişiden fikir alınmış, çok kişi tavsiyede bulunmuş. Bu taslak parti içindeki farklı seslerin önerilerini yansıtıyor olabilir. Ama Kongre’de herhangi bir görüşme olmayacak. Nedeni de aslında çok basit: Kongre bu hafta tatilde. Vekillerin seçim bölgelerini ziyaret etmeleri için ekim ayı boyunca ara veriliyor.

Üniversitelere neden tatil günü gidildi?

Pazartesi günü Boston’da MIT ve Harvard ziyareti vardı. Ama aynı zamanda resmi tatil olduğundan bu okullar da kapalıydı. Oradaki öğrencilerle bir buluşma organize edilmemiş, sadece denk gelinmiş. Neden tatil günü okula gidildi? ABD’de tatil olduğunu bilmiyorlarmış.

Dışişleri bu geziye ne diyor?

Dışişlerinde yılladır süren teamül Mevlüt Çavuşoğlu döneminde de devam ediyor. Muhalefet liderleri yurtdışına gittiklerinde büyükelçiler tarafından kabul ediliyor, devlet desteğini veriyor. Bu kutuplaşma ortamında çok önemli. Nitekim Washington büyükelçisi Murat Mercan da CHP heyetiyle görüşecekti. Ancak Salı günü otomobil seyahati yüzünden randevu CHP tarafından iptal edildi. CHP büyükelçiye karşı mahcup durumda olduğunu da biliyor.

CHP Washington temsilcisi nerede?

Partisinin genel başkanı ziyarete geliyor, ama CHP’nin Washington temsilcisi Yurter Özcan ortalarda yok. Mesajlara dahi yanıt vermiyor. Çünkü bu gezi onun dahli olmadan organize edildi. Özcan epeydir parti içinde rahatsızlık yaratıyordu. Bir partili bana “Görevi lobicilik olmasına rağmen twitter’da gazetecilik oynamaya kalktı,” diye anlatıyor. İktidar medyasının da epeydir hedefindeydi. Anlaşılan sessizce görevden el çektirildi. Bu hafta da epeydir rahatsız olan ablasını ziyaret için Almanya’da.

Çok da önemli bir toplantı değil, hatta Cumhurbaşkanı adayı olarak kendisini konumlayan biri için biraz fazla küçük ve önemsiz bir toplantı da denebilir. Johns Hopkins’in School of International Advanced International Studies kampüsünde Ortadoğu Kuzey Afrika Öğrenci Kulübü davet ediyor, Kılıçdaroğlu da toplantıya katılıyor. Salı günkü tek program bu. SAIS sadece CHP lideriyle gelen gazetecileri kabul ediyor. Diğer gazeteciler dışarıda kalıyor. Hatta bu sitemimizi Kılıçdaroğlu’na da iletiyoruz, o da “Okulun tercihi,” diyor.

İçeriye kimse alınmıyor ama Hürriyet’ten Razi Canıklıgil bir şekilde sızıyor. Sızmasıyla tespit edilip dışarı çıkılması arasında birkaç dakika var. Çünkü ben geldiğimde neden içeri girmediğimizi konuşuyorduk, aramızdan biri de “Heyet dışında bir tek Razi var,” dedi. Bunu birisi duyuyor, içeride Canıklıgil’i buluyor ve çıkartıyor. Hürriyet muhabiri çıkar çıkmaz da “Kim beni ihbar etti,” diye ufak çaplı bir öfke patlaması yaşıyor.

SAIS çıkışı Kılıçdaroğlu’na öğrencilerin ne sorduklarını sordum.

“Çok şey sordular, çok şey konuştuk,” dedi.

“Aday olacak mısınız, diye sordular mı?” dedim.

“Hayır onu sormadılar,” dedi gülerek. “Demokrasiyi sordular.”

Katılan bir öğrenciden aldığım bilgiye göre yaklaşık 50 kişilik toplantı çok zayıf geçmiş. Kılıçdaroğlu hiç hazırlanmadan gelmiş. Bir ara gelen soruda Suriye’yle Suudi Arabistan’ı karıştırmış, Cemal Kaşıkçı’dan bahsetmeye başlamış. Sık sık Altılı Masa vurgusu yapmış. Yersiz ve zamansız tarımdan, iç siyasetten bahsetmiş. Tercümanın İngilizcesi çok iyi olmasına rağmen siyasi literatüre hakim olmaması göze çarpmış. Bir ara “separation of powers” yani kuvvetler ayrılığı ifadesi tercüme edilememiş.

Bu kadar gizledikleri toplantı bu muymuş?

CHP lideri daha önce de SAIS’de konuşmuştu, ama ana binadaydı ve dekan karşılamıştı. Bu sefer bir sınıfta, yüksek lisans öğrencilerinin karşısında. İyi bir görüntü değil.

CHP gazetecilerin sadece yol paralarını ödediğini, konaklama masraflarının kendilerine ait olduğunu söylüyor. Heyetin kaldığı Jefferson’ın kendi sitesinde 11 Ekim akşamı konaklama bedeli 1230 dolar artı vergiydi: Aşağı yukarı 25 bin TL ediyor. Özel bir indirim yapıldı dense bile D.C.’de IMF toplantısı yüzünden bu hafta otel fiyatları astronomik. İnse inse ne kadar iner?

Türkiye’de bir gazetecinin gecesi 25 bin TL’lik otel masrafını ödeyecek tek bir kurum biliyorum, o da çalıştığım gazete. Böyle bir masraf yazmayı hem kendime yediremem, hem de burada çalışan meslektaşlarımdan utanırım. KRT, Cumhuriyet veya Halk TV bu kadar cömertse ne güzel. Her ay sadece otel paramı ödesinler, Habertürk’ten anında ayrılıp buralarda bedava çalışmaya razıyım.

QOSHE - Kemal Kılıçdaroğlu’nun ortadan kaybolduğu sekiz saat - Oray Eğin
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Kemal Kılıçdaroğlu’nun ortadan kaybolduğu sekiz saat

180 43 1
12.10.2022

Washington D.C.

Gazetecilikte isim takmayı Emin Çölaşan’dan öğrendim. Keşke onun kadar tutturabilsem. The Jefferson adlı otelin lobisinde dün check-in yapan gazetecileri izlerken onları başka karakterler gibi düşündüm. İsmail Saymaz’dan mutlusu yok. Yeni dönemin Yavuz Donat’ı olma rolünü çok benimsemiş, CHP sözcüsü Faik Öztrak’la kanka muhabbetini kısa bir telefon konuşmasıyla böldü: “Kılıçdaroğlu’ndan özel demeç aldım, hemen girelim,” diye İstanbul’la konuşuyordu. Tıpkı Donat gibi Saymaz’ın bu haberi de ne özel ne demeç ne de haber, ama her lider yanında bir Yavuz Donat ister. Cumhuriyet yazarı “Dr. Emmett Brown” ise artık “dede şakaları” (dad jokes) aşamasına gelmiş, heyete “Benim arkamdan bir işler çevirmişsiniz,” diye takılıyordu. Bir yanda Minnie Mouse, bir yanda saat 15:00’teki öğlen yemeği randevusu yerine otelde biraz dinlenmeyi bekleyen, “Beyefendi’nin gelmesine daha çok var,” diyen tanımadığım birilerinin arasında kendisine Clouseau demek istediğim ama yeteri kadar tanımadığım için benzetmenin oturmasından endişe ettiğim Karar’ın yayın yönetmeni vardı. Odasının anahtarını aldı ve yukarı çekildi hemen.

Bu isimler Grateful Dead'in sadık hayran kitlesi deadheadler gibi Kılıçdaroğlu’nun özellikle seçtiği ve ABD’ye getirdiği gazeteciler. O kadar mutlu, gururlu, büyük bir başarı elde etmiş gibi kibirli ve kendileriyle ilgililerdi ki 20 metrekarelik otel girişinde—lobi bile değil—beni fark etmediler bile. Aynı zafer sarhoşluğuyla gezinin en önemli haberini de atladılar.

BİLETİNİ YAKTI ARABAYLA YOLA ÇIKTI

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Salı sabahı Boston’da yaptığı bir görüşmeden sonra tarifeli uçakla başkente gelmesi bekleniyordu. Ama biletini yaktı ve otomobille yola çıkmaya karar verdi. Boston ve D.C. arası trafiksiz, hiç durmadan en az sekiz saat demek. Amerikan otobanı da olsa yorucu. Tren ve epey kısa sayılabilecek uçak seferleri var. 15 bin dolar gibi cüzi bir ücrete 10-15 kişilik özel uçak bile kiralamak mümkün.

Ama Kılıçdaroğlu otomobille gelmeyi tercih ediyor, yanındakiler de şaşırıyor. Sabah Erdoğan’ın anayasa ve aile çıkışına yanıt vermek, bunu da daha evvel gündeme getirdiği Türken Vakfı için yapılan gökdelenin önünde yapmaya karar veriyor. Çalışma arkadaşlarına “Gökdelen neredeydi, Washington’da mı, gidip önünde bir video çekelim,” diyor. Gökdelenin yol üzerinde—dört saat mesafede—Manhattan’da olduğun öğrenince istikamet New York’a doğruluyor.

Gazeteciler, parti sözcüsü, başka milletvekilleri planlandığı gibi tarifeli uçakla D.C.’ye geldiklerinde Kılıçdaroğlu epey izlenen New York video’sunu daha yeni paylaşıyordu. CHP söz konusu gökdeleni Erdoğan’ın ailesine yaptırdığını iddia ediyor, Türken Vakfı ise New York’ta öğrenci yurdu yapıldığını.

Gazetecileri böyle atlatıyor Kılıçdaroğlu. Hiçbir gazetecinin de aklına bir araba kiralayıp peşine düşmek gelmiyor. Türkiye’yi yönetme iddiasındaki bir lider gezisi üzerine epey spekülasyonlar yapılan ABD gibi bir yerde en azından sekiz saat ortadan kayboluyor. O sırada ne yaptığına dair hiçbir bilgi yok. Bildiklerimiz sadece parti yetkililerinden aktardığından ibaret.

NEW JERSEY’DE HAMBURGER YENİYOR

Kılıçdaroğlu’nun siyah Tahoe tarzı SUV tarzı özel aracını Boston’da da hizmet veren özel bir şoför kullanıyor. Boston’dan New York’a dört saat boyunca hiç mola yok. New York’ta gökdelen inşaatının önünde bir video çekiliyor. Ardından hiç vakit kaybetmeden D.C. için yola çıkılıyor, çünkü akşam Johns Hopkins’in şehirdeki kampüsünde öğrencilerle buluşma var. Gecikileceği için toplantı saati 17:00’den 18:00’e itiliyor—Amerikan teamüllerinde alışılmadık bir son dakika değişikliği.

Kılıçdaroğlu’nun kara yolculuğunda yanında basından sorumlu Ömer Topsakal (şeffaflık adına not: 2019’a kadar Habertürk’te çalışıyordu), İBB başkan vekili ve bu gezinin organizasyonunu üstelenen Selçuk Sarıyar ve bir de kameraman var. Keşke bir de yaka mikrofonu olsaymış.

New York ve D.C. arası en iyi ihtimalle bir dört saat daha. Ekip ihtiyaç molası için New Jersey’de hızlıca duruyor, bir hamburger yiyip yola devam ediyorlar. Johns Hopkins’deki görüşmeye de 10 dakika gecikmeli varıyorlar.

Ben Amerika’da Joe Biden’ın seçim kampanyasını takip ettim. Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler için gezilerini takip ettim. Hepsinde program önceden saat saat belli, bir milim bile oynamazdı. Biden’ın gezilerinde—Amerika’daki bütün kampanyalarında gelenek olduğu üzere—gazeteciler bir haber havuzu oluşturur, kendi aralarında gelişmeleri an be an e-mail üzerinden duyurur. Amerikan Başkanı için bir Türk gazeteci dış kapının dış mandalıdır, ama her gün günde en az 10 tane e-mail alıyorum ve şeffaf demokraside Joe Biden’ın her gün ne yaptığına hakimim. Erdoğan ekibinin de tercih ettiği bir gazeteci olduğumu zannetmiyorum, ama istediğim zaman gezi........

© Habertürk


Get it on Google Play