menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir şehir nasıl kimliğini kaybeder

143 0
24.04.2026

Buralara daha önce geldim, bu sokaklarda daha önce yürüdüm. Her şey aşağı yukarı bıraktığım gibi duruyor, ama aslında birçok şey değişmiş gibi. Üzerinden epey geçmiş, oysa bana bir-iki sene olmuş gibi geliyor. Araya koskoca bir pandemi girdi. Tam da öncesinde ziyaret edip, günü kurtarmak için yazıldığı çok belli olan uyduruk bir yazımda dile getirdiğim gibi, tek seferde en sevdiğim şehir olmuştu Mexico City, CDMX, ya da bizdeki resmi ama bir türlü alışamadığım adıyla Meksiko.

CDMX’e gittiğimde izlenimlerimi yazacağımı vaat ettim, ama yazamadım. Gündemi takip etmemeye o yıllarda da yeminliydim halbuki, ama, nedense, böyle-bir-gündemde-kim-CDMX-izlenimleri-okumak-ister diye sözümden dönmüşüm.

CDMX’e ilk ziyaretimden bu yana tekrar gitmek istiyordum. Hatta daha sık gitmek istiyordum. Burnumun dibi, New York’tan birkaç saatte varılır diye düşünüyordum. Uçakta yolculuğun beş saat sürdüğünü, sandığımdan daha uzun olduğunu fark etmem ilk şok oldu.

2019’daki ilk ziyaretim sırasında elimi kolumu sallayarak girmiştim ülkeye. Elimde dijital bir vize vardı ama gümrük memuru bakmaya bile gerek duymamıştı. Şimdi uzun uzun soruyorlar, dönüş biletini görmek istiyorlar. Türk vatandaşlarının Meksika üzerinden kaçak bir şekilde ABD’ye geçişlerinin artmasından dolayı işi sıkı tutmaya başladılar. Sadece Türk vatandaşları değil, Türkiye üzerinden pek çok Afrikalı, Afgan, Pakistanlı vs. mülteci de bu rotayı takip ederek ABD’ye girdi. Özellikle Biden döneminde güney sınırının kevgire dönmesinden dolayı New York’ta ana dili gibi Türkçe konuşan mültecilerle karşılaştım.

İşin politik kısmı bir yana, CDMX son beş-altı yılda akıl almaz bir popülerliğe ulaştı. İlk gittiğimde bile insanlar güvenlik açısından uyarıyordu ya da önyargı vardı. Sonuçta hala kartellerin sokaklara hakim olduğu bir ülke Meksika. Ama CDMX bütün Batı şehirlerine, özellikle de Amerika’ya alternatif bir rota olarak parladı.

New York’taki evlerini kiraya verip yılın altı ayını CDMX’in Roma Norte mahallesinde geçiren arkadaşlarım var. Zaten en gözde mahalle burası.

Uzaktan çalışmanın yaygınlaşmasıyla birlikte daha ucuz, iklimi daha güzel CDMX cazip bir seçenek. Kulaktan kulağa namı yayılan pek çok şehir gibi popülerlikte zirveye ulaşıp, daha sonra popülerliğin getirdiği bütün problemlerle yüzleşmesi de vakit almadı.

CDMX fena halde keşfedildi. Daha önce pek yüzüne bakılmayan mahallelerde “artisanal” dükkanların, minik butiklerin, cafe’lerin, şef lokantalarının açılması olarak özetlenebilecek “Brooklyn etkisi” burada da kendisini net bir şekilde gösteriyor.

Bu sene dünya kupasının bazı maçları şehirde oynanacağı için havalimanında harıl harıl inşaat var. Tam ortasına dev bir dünya kupayı yerleştiriliyordu. Şehrin tehlikeli imajı geçmişten bir anı gibi. Her geçen gün yeni lokantalar, oteller açılmaya ve akın akın turist gelmeye devam ediyor. “Roma” filmiyle, “AmoresPerros” ve “Y Tu Mama Tambien”le zaten küresel ölçekte adını duyurmuştu CDMX. Ama bugün o filmlerden çok farklı, kendi karakterini yavaş yavaş kaybetmeye başlayan bir şehir olma tehlikesi de yaşıyor.

Michelin Rehberi’nin yarattığı hasar

İki sene önce tabuta son çiviyi çakmak için Michelin Rehberi şehre geldi. İstanbul’da da yaşanana benzer bir değişimle o andan itibaren orijinallik giderek yok olmaya, yeme-içme dünyası, hatta oteller, bu rehberin yarattığı ekonomiye bağlı olarak mağazalar, hatta insan ilişkileri bile önceliğini turistlere vermeye başladı.

Bir Michelin yıldızlı Expendio de Maiz’de sadece ortak kullanılan dört masa var, rezervasyon alınmıyor ve kredi kartı geçmiyor. Sabah erkenden açılıyor ve akşamüzeri kapanıyor. Herkes ama herkes yabancı, bütün masalar kendi aralarında İngilizce konuşuyor ama masada illa Latino kökenli biri bulunuyor. Onlar da Amerika’da yaşıyor tabii ki ve CDMX’e diğer Amerikalılar kadar yabancı.

Sabah 8:50 gibi vardığımda önümde epey uzun bir kuyruk vardı ama tek başıma olduğum için paylaşılan masaların bir ucunda kendime yer buldum. Burada yemek için iki saat ayırmıştım, fazlasıyla yeteceğini düşündüm. EdM’de mönü de yok, dur diyene kadar yemek getiriyorlar. Herhalde 10-15 tane taco yerim diye düşünüyordum.

İki saat boyunca sadece iki taco yiyebildim, bir de taze sıkılmış elma suyu içtim. Seri üretim olmadığı ortada, ama biraz daha verimli çalışmak için de çaba göstermiyorlar. Epey bekledikten sonra uçağa yetişmek için kalkmam gerekiyordu. Bir üçüncü taco yiyebilir miyim diye sordum, en az 20 dakika sürer dediler. Mutfaktaki aşçılar o sırada boş boş duruyordu.

Yapmaya çalıştıkları çok net: Saatlerce insanları bekleterek, gelenleri sıraya dizerek “hype” yaratmak. İnsanlar merak etsin, kendi aralarında konuşsun, ulaşması zor olduğu için tecrübe daha fazla kıymet kazansın. Yiyebildiğim iki taco da çok güzeldi; biri mantarlı, diğeri dana etli. Ama hayatımı değiştirdiğini söyleyemem. Belki bir daha yolum düşerse bir bütün günümü buraya ayırabilirim ama artık yemek için........

© Habertürk