We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ben patlamış mısırdan yanayım arkadaş

113 25 45
23.01.2019

Sinemacılarla sinema salonunda tekel oluşturan şirketin kavgasını ilk duyduğum andan beri umutlanıyorum. Belki bundan sonra asla bir Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz, Şahan Gökbakar ya da türevlerinin salonlara egemen olan uyduruk filmlerini izlemeyiz diye…

2000’lerin ortasında tam anlamıyla patlama yaptı Türk sineması, salonlarda yabancı filmlerden daha çok yerli yapımlar yer almaya başladı. İyi mi oldu bu geçiş, emin değilim. Zira kalite çıtası da bir o kadar düştü. Milyonların izlediği bu birbirinden kötü yapımlar Amerikan sinemasının kötü birer kopyasının (yer yer birebir çalınmış hali) ötesine geçemeyen, bayağı esprilerle dolu ikinci sınıf filmler oldu çoğu zaman. İzleyici de bu gibi filmler dayatılarak aptallaştırıldı, başka seçeneği olmadığı için uyuşturuldu ve teslim alındı.

Saloncuya mısır satıyor diye kızan sinemacılar patlamış mısırdan daha değersiz, zekamızla alay eden bu filmlerden servet yaparken ne tekelleşmeyi umursuyorlardı ne de entelektüel çıtayı yükseltmeyi. Bir ülkede ikiden fazla “Recep İvedik” filmi yapılıyorsa gerçekten endişe duyulması gerekir halbuki.

TARTIŞMA PARA ÜZERİNDEN DÖNÜYOR

Bu arkadaşların şimdiki dertleri de hala para, bütün bu tartışmanın çıkma nedeni de kazandıklarıyla hala yetinmiyor oluşları. Bağımsız sinemacılar, ödül alan filmciler bu uyduruk gişe filmleri yüzünden salon bulamazken sesleri çıkmıyordu. Sinema zincirinin tekelleşmesine karşı tek bir itirazlarını da duymadım bu büyük isimlerin. Söz gelimi Beyoğlu Sineması gibi bağımsız salonlar kapanma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunda da ceplerinden çıkartıp bir-iki milyon dolar bastırmadı bu kodamanlar. Kampanya yapanlar, salon ayakta dursun diye uğraşanlar yine birkaç olağan şüpheliydi: Sinema yazarları, bağımsız film oyuncuları…

Gişe rekortmenleri gerçekten sinemayı sevseler........

© Habertürk