Gözlerini yeni yeni dünyaya açan, yabancı dergileri takip eden, yabancı müzik dinleyen biri için 90’lı yılların hemen başındaki Türkiye çöl gibiydi. Ama çölde su bulmuş gibi heyecanlı ve umutluyduk da bir yandan. Bir değişim başlamıştı. Blue Jean dergisi, Ömer Karacan’ın programları adeta bir gençlik hareketinin gelmekte olduğunun habercisiydi.

Ve-Ve-Ve…Vakkorama.

Taksim’de tam 40 yıl önce 1982 yılında açılan bu mağaza gençliğin buluşma merkeziydi. Paramızın yettiği bir ürünü almak, Swatch saat takmak, paketi içinden daha pahalı hediyelere sahip olmak bile bir başka dünyanın da olduğunu, bu enerjinin burada sınırlı kalamayacağını hissettirirdi.

O yüzden Cem Hakko tam da Vakkorama’nın ortasında özel bir radyo kurmaya karar verdiğinde bunun Türkiye’nin tarihini değiştireceğini hissediyordum. Bildiğimiz hiçbir şeye benzemiyordu Vakkorama. Daha yayına çıkmadan Power FM de bildiğimiz hiçbir şeye benzemeyecekti; belliydi.

Taksim’deki Vakkorama daha önce eşi benzeri olmayan bir mağazaydı.

Ben o yıllarda Vakkorama’nın ortasında Power FM’in camından içeri bakan, Funky ‘C’ gibi kimi DJ’leri ta o yıllardan tanıyıp arkadaş olmaya çalışan, onlardan biri olmaya özenen, daha doğrusu onlar kadar ‘cool’ olmak isteyen bir çocuktum. Geceleri aşık olduğumu düşündüğüm kızlara Zeynep’ten istek şarkı yollardım. Hafta sonları Cem Ceminay’a telefonla bağlamak için telefonu meşgul ederdim. Mr. Sonic’le röportaj yapmıştım. İstek şarkı için saatlerce radyonun başından kalkmazdım. Kulağımda bir Walkman, sabahtan akşama radyo dinlerdim. Yalnız olmadığıma eminim.

Türkiye’nin de radyo günleriydi işte. Ben de eski radyoculardan sayılırım işte; en azından dinleyici olarak.

O günler aynı zamanda ilk başarıya ulaşmış gençlik hareketi ve sivil itaatsizlik eylemine sahne oldu. Radyoculuk Türkiye’de hiçbir zaman sadece radyoculuk değildi. Vakkorama’nın içindeki stüdyonun camına anonslar ve şarkılar kadar eylemler, isyanlar, şöhretler ve ilk kadın başbakan bile yansıdı.

5 Kasım 1982: Vakkorama’nın kuruluşu.

5 Kasım 1992: Power FM’in yayına başladığı gün.

Birinin üzerinden 40, diğerininkinden 30 sene geçmiş.

*

Birkaç gün sürecek bu yazı dizisi iki hafta boyunca yüz yüze, Zoom, Skype, WhatsApp veya telefon üzerinden o dönemin tanıklarıyla konuşarak hazırlandı. Saatler süren söyleşi kayıtlarından hem Power FM’in hem de Türkiye’nin o en heyecanlı günlerinin sözlü tarihini belgelemek istedim.

Power FM’in sözlü tarihi aynı zamanda gençliğimizin de hikayesi.

Kimse benden bunu yapmamı istemedi. Ama ben öncelikle o dönemin dinleyicisi olarak kendi kendime bu işe kalkıştım. Bir de bütün kazanımlarının sürekli unutturulmaya çalıştığı Eski Türkiye’nin kültürel mirasına sahip çıkmak için.

*

Söyleşiler okuma kolaylığı açısından kısaltılıp düzeltilmiştir. Arşiv ve bazı randevuların ayarlanması konusundaki yardımlarından dolayı Power FM yayın direktörü Burçin Acer’e katkılarından dolayı teşekkürler.

CEM HAKKO (VAKKORAMA VE POWER FM KURUCUSU): Askerliğimi yapmış, tatil sonrası tam İsviçre’ye dönüp işe başlamaya hazırlanıyordum. Go-Kart’ta dünyada ilk 15’teydim. Orada devam etme, yarışçı olmaya doğru gitme seçeneğim vardı. Aynı zamanda üniversite bitirdiğim için iş görüşmelerine de başlamıştım. Babam [Vitali Hakko] her şeyi düşünmüş oysa.

BÜLENT KORMAN (REKLAMCI): Vakko’nun ajansı Era’ydı. Cem okulu bitirip İsviçre’den Türkiye’ye gelip gelmeme konusunda tereddütlüydü. Bay Vitali de zeki bir adamdı, kendinden sonraki nesle aktarmak istiyordu Vakko’yu.

HAKKO: Taksim’de Vakkorama’nın olduğu yeri gösterdi. Ortası bomboş mermer, hamamdı aslında. Bir anda bin metrekare, gençliğin geleceği, kendi hayallerimi yaşatacağım bir yer buldum. Atladım ortasına. Babam da insanları denizin ortasında bırakmayı sever. Olursa babam hem beni Türkiye’ye getirecek hem de beni Vakko’nun içine sokmadan bir şey yapıp yapmayacağımı görmüş olacaktı.

BERNA SAĞLAM (VAKKO GRUP İLETİŞİM KOORDİNATÖRÜ): Gençlerin spor yaptığı, buluşabildiği, kültür matinelerinin olduğu, hayran oldukları insanların konuştuğu bir yerdi Vakkorama.

HAKKO: Bir şey de harcamadık, mermer öyle kaldı, önüne stantlar koyduk. Café de yukarıdan, The Marmara’dandı.

KORMAN: Vakko’yu biraz daha üst segmente çektik, Vakkorama için ‘genç yaşayanlar’ diye bir slogan buldum. Kültür Matineleri diye bir şey oluşturduk.

Radyo kurmak hobilerini işe dönüştüren Cem Hakko’nun çocukluk hayaliydi.

“EN BÜYÜK TUTKUSU RADYOYMUŞ”

HAKKO: Çarşamba akşamları 17:00’de satış duruyordu, herkese yastık dağıtıyorduk. Aklınıza kim gelirse gelip konuşuyordu. Ajda Pekkan, Kenan Doğulu, Hıncal Uluç… Zamanla Kültür Matineleri herhalde devrini doldurdu, belki de daha çok gence ulaşmak istedik.

KORMAN: Cem’in hobilerinin, asıl ilgilendiği ve çok başarılı olduğu şeylerin bir çeşit birleştiği yerdir Vakkorama. Kayak, go-kart, windsurf’e düşkün biridir. Vakko için giderdik Paris’e, bavul dolusu CD’yle gelirdi. Her birini dinler, sabahlara kadar listeler yapardı. Az-buz bir iş değildir bu.

HAKKO: Ben vinyl tutkunuydum. Swissair’in çantaları vardı, onda bütün vinyl’leri taşıdık. Her seferinde en az 30-40 tane. Champs-Élysées’de bir mağaza vardı, Türkiye’den bile bütün DJ’ler gidip oradan plak alıyordu. O mağazanın sahibini sonra Vakkorama’da çalışanımız olarak aldık. İyi bir arşiv de oluştu. Mağaza içinde müzik yapmak, defileler için müzik yapmak, arkadaşlar için müzik çalmakla başladım. Küçükken de DJ’liğim vardı Yeşilköy’de. Anne-babama akşam sinemaya gidiyorum deyip DJ’lik yapardım.

KORMAN: En büyük tutkusu radyoymuş meğer. Bir gün radyo yapmak.

HAKKO: Fransa’da yollarda ‘radyomu istiyorum,’ diye bağırdığımız günler vardı. O gün radyocu olacağım demiştim. Üç arkadaş bir gün oturuyorduk. Esat Edin önce Kemer Country Golf’ten bahsetti. Ali Karacan da basına girmek istediğini söyledi. Ben de radyocu olmak istiyorum dedim. Gençlik içimde kıpır kıpır, öyle başlamış oldu.

“MODA KURULUŞUYUZ, RADYO NE ALAKA”

SAĞLAM: Biz bir moda kuruluşuyuz, ne alaka diyen çok insan oldu. Buna mı efor harcanıyor diyen sert sesler vardı. Çok merak edenler de vardı. Ben Cem Hakko’nun ekibiydim, biz ona inanıyorduk. Eski ekipte batacak mı çıkacak mı gibi bakan da olabilir.

HAKKO: Babam bir kere başkalarının önünde bana sert çıktı. Nedenini de biliyorum: reyon fazla düzenliydi, ona kızdı. Demek ki hiç iş yok, diye… ‘Baba beni azarlayacaksan, bağıracaksan aramızda kız,’ dedim. Hatta sonra spor salona bakıyorduk, hiç kimseye bağırmamış gibi havası değişmişti. O kısım çok rahat geçti. Ne zaman ki radyoyu açacağım dedim. O zaman ‘Ne radyosu,’ diye olay değişti.

KORMAN: Kolay olmadı. Bay Vitali’nin şirketi Cem’e devredeceği belli. Power FM de Cem’in zamanından çalar mı endişesi oldu. Patron Bay Vitali’ydi. ‘Acaba’ soruları kafalardan geçti tabii.

HAKKO: Babamın evine gittim, Betamax kasetten “Good Morning Vietnam” filmini izlettireceğim. Babam daha başlar başlamaz uyudu. TRT’yi görüyorsunuz, koskoca bir bina var, senelerin binası. TRT’nin önünde radyo kuracağım diyen bir gence ne derseniz babamın tepkisi de bu olmuştu. Sonra sağa sola sordu, içlerinde Ferit Edgü de vardı, o da hemen yapsın deyince biz hazırlandık.

SAĞLAM: Yurtdışında ne kadar iyi radyo istasyonu varsa uzun süre araştırdı, Londra, ABD, Paris, en çok izlenen radyolardaki formatlara baktı. Orada da olmayan şeyleri yapmaya çalıştı.

Vakkorama’nın kuruluşundan 10 sene sonra Cem Hakko ilk özel radyolardan birini açıyor.

“YARIŞ ARABAMI SATTIM, ANNEMDEN BORÇ ALDIM”

HAKKO: Babama ya bana yardımcı olacaksın, vericiymiş, antenmiş diye, ya da ben ralli arabamı satacağım dedim. Arabayı sattım ama yetmedi. Annemden borç aldım. O zaman önce içecek firmalarına gittim. Biri sadece Taksim ve Vakko civarına yayın yapacağımızı sandı. O kadar güzel bir dosya hazırlamıştık ki, sonunda bir tane içecek firmasından reklam aldım daha kurulmadan. Önemli rakamlarla çıktık, saniyemiz 10 dolardı. Bugün birçok radyo 10 TL alamıyor. Kendimi garantiye almıştım. Bugünün 50 bin doları mı neydi harcadığımız, çok değildi.

SAĞLAM: Radyo Cem Bey’in çok fazla zamanını alıyordu, şirkette başka sorumlulukları da vardı. Bir gün Bay Vitali geldi yanıma, bana bir şey söyleyecek. Kapıyı kapatmak istedi, ödüm koptu. ‘Bence sen Cem Abini doktora götür, bu çocuk iyi değil,’ dedi. ‘Yanına gidiyorum, önündeki koltuğa oturuyorum, o sürekli tavana bakıyor,’ dedi. ‘Ya benden sıkılıyor, ya da kafası dolu ya da rahatsız.’ Sadece Cem Bey’in oturduğu yerden görülen o zamanlar daha kimsede olmayan 10 tane plazma ekran vardı. Bütün müzik kanalları açıktı ve her an gözü oradaydı. Bay Vitali’yi evhamlandırmıştı bu durum.

HAKKO: Sabah 7:25’te, işçi gelmeden fabrikada iş başı yapmamız lazımdı. Akşam 17:00’ye kadar Vakko’nun işlerine bakmaya başlamıştım. 17:30 gibi Taksim’e Vakkorama’ya gelirdim. 20:00’de spora inerdim. Her gün geldiğim yer, buraya radyo kuralım dedik. Danışmanlar geliyor, nasıl yapalım, mikrofon burada olsun, iki cam yapılması lazım diye konuşa konuşa…

HAKAN AKAY (PRODÜKSİYON SORUMLUSU): Bu iş biraz da Staras’ta başladı, Power FM’le beraber yürüdüler bu işe. Ben de Staras’ta DJ’dim, aynı zamanda organizasyonlarda çalışıyordum. Müziği biliyoruz ama radyo nedir bilmiyoruz. Stüdyolar kurulana kadar aylarca fabrikada çalıştık, sanki spikermişiz gibi çalışmalar yapıldı. Evlerde, sabahlara kadar parça seçimleri, bu parçaların programlara yazılması…

ZEYNEP EVERİ (SPOR HOCASI): Vakko Gym’de ilk akşam aerobik derslerini başlatmıştım ben, sonra step benimle geldi. Cem Bey birçok derse gelirdi, benim derslerime de girerdi ve step’e bayılırdı. Hepimizin derslerde çaldığı ayrı müzikler vardı, bir de yaka mikrofonu kullanırdık. Benim de sesimi orada duydu.

CEM CEMİNAY (RADYOCU): Ben Amerika’dan kendi radyom olsun diye döndüm, kendime de ortaklar bulmuştum. Ali Dinçkök, Cem Boyner gibi. Ama son dakikada vazgeçtiler. Cem Hakko beni buldu, Çırağan’da buluştuk. Ama ortaklık olmadı, iyi ki olmamış çünkü ortak olarak biraz zor bir adam.

HAKKO: Birol Giray ve Staras’a bir ortaklık teklif ettim, bir süre sonra radyo işinde bir şey kazanamayacağız dediler… Peki verin geriye verin dedim.

Vakkorama’nın olduğu alan daha önce üst kattaki otelin hamamı olarak kullanılmak için ayrılmıştı.

“ARABANIN RADYOSUNDA POWER DÜĞMESİNİ GÖRDÜM”

ATİLLA ŞEN (POWER FM MÜZİK DİREKTÖRÜ): Yurtdışındaki kongrelere, festivallere, konserlere gittik, araştırdık. Radyoculuğun tam anlamıyla nasıl yapıldığını öğrenip o standartları ve kaliteyi Türkiye’ye getirdik.

HAKKO: İsim arıyordum, arabada devamlı kaset veya CD çalardık, orada ‘power’ yazıyordu radyoda. Fazla uzağa gitmeye gerek yok, dedim.

EVERİ: Daha yayına başlamadan millet frekansı açıp bekliyormuş.

CEMİNAY: 100 numarayı almak çok önemliydi. Diğer radyolar onu atladılar. Cem Hakko çok sevdiği için radyoculuğu, işinde titiz olduğu için 100 numarayı aldı ve bütün Türkiye’de aşağı yukarı 100 numara oldu. Oradan ayrıldıktan sonra da ‘Şimdi 100 numaradan çıktım başka yere gidiyorum,’ diye espri yapmıştım. ‘Yüzde yüz canlı, yüzde yüz tatlı, yüzde yüz heyecanlı’ oradan çıkmadır.

EVERİ: Kapalı devre yayın yaptık önce mağazaya. Sonra ses dışarıdan nasıl duyulacak, İstanbul’un farklı köşelerine nasıl gelecek diye altyapıyı test ediyorduk. Hakan’la iki saat yayın yaptık, Cem Bey de köprüden geçerken ‘Bu ne güzel bir gece,’ diyormuş, ben de ona radyodan ‘Wonderful Tonight’ şarkısını yolluyorum.

ŞEN: Kısa ve vurucu konuşmanın ne kadar önemli olduğunu kavradık. Müziğin arasına girecek DJ ve şovmenlerin her dakikasına, her saniyesine kadar hesabını yaptık. İnsanların ‘Ay ne diyor bu,’ deyip geçmesiyle ‘Aa ne güzel konuştu,’ diye kalması bir saniye. Aramıza katılacak arkadaşlara da 100 maddeden oluşan bir kitap hazırladık. Son maddesi ‘Ya eğlen ya kovul.’

HAKKO: En son 101.’i madde var: Politika konuş ya da bunlara uyma kovul.

Power FM stüdyoları Vakkorama mağazasının tam ortasına kurulmuştu.

HAKKO: Korsandık. İlk özel radyoyu Cem Uzan açtı, Ahmet Özal’la olan ortaklığından dolayı haziran ayının sonuna doğru yayına girdi. Hemen arkasından Genç Radyo başladı. Genç Radyo çok önemlidir.

OSMAN ATAMAN (GENÇ RADYO KURUCUSU): Genç Radyo’da dokuz kişilik adı üstünde genç bir ekiptik. 18-27 yaş arası tiplerdik.

OKAN TANŞU (GENÇ RADYO EKİBİNDEN): Trabzonlu çok köklü bir ailenin oğludur Osman. Aile o zaman siyasetin de içinde olduğu için onda bir deli cesareti vardı. Bizler alelade ailelerin çocuklarıydık ama inanıyorduk yapabileceğimize. Bizde de vardı o deli cesareti. Londra’dan yayın yapıyoruz diye Levent’ten atıp tutmak eğlenceliydi.

ATAMAN: İbrahim Cevahir’in oteli vardı, çatısına radyo anteni kurmak istiyordum. Yanımda da kıramayacağı biri vardı, bizi şantiyeye yolladı. Vericilerimizi kuran arkadaşımız senin arabanın teybi kızaklı mı deyip birkaç radyoyu kasetten yayına verdiler. Bir gün kasetle devam edemeyeceğimiz ortaya çıktı. Canlı yayına geçelim diye stüdyo yeri aradık ve bulduk. Etiler girişinde bize daireyi bulan emlakçı Hakan Ural. Ev sahibimiz de TRT ve Star’ın eski genel müdürü, o sırada ANAP milletvekili Tunca Toskay’dı. Onun evinden radyo yayını yaptığımızı hala bilmiyor. Hiç Londra’da olmadık ama ‘Yayınlarımızı Londra’dan adını masum ve mahzun verdiğimiz iki uydu aracılığıyla iletiyoruz,’ dedik.

MELTEM CUMBUL (OYUNCU, SUNUCU): 1991’de Londra’da Royal Shakespeare Company’deyken bir yandan da TRT’de Ömer Karacan’ın yapımcılığında ‘Genç Çizgi’ programını sunuyordum. Karacanlar radyo kuruyorlardı ama yasa çıkmadığı için aslında herkes korsan yayıncılık yapmaya başlamıştı. O sırada Kanal 6’dan bir teklif aldım. Onlar da radyo kuracaklarını söylediler, önceliği onlara verdim ve Radyotek’in kuruluşu için Londra’ya gittim. Biz gerçekten Londra’da kanalın yanından yayın yapıyorduk ve herkesten önce yayına girdik.

HAKKO: Biz de hazırdık ama mağaza içi yayın yapıyorduk. Demirel’in açıklamasını bekledik. Ne zamanki ‘Artık bu radyolar ‘de facto’ olmuştur,’ dedi, hemen birkaç gün sonra, 5 Kasım’da yayına girdik. 5 Kasım benim Vakkorama’nın anahtarını babamdan aldığım gündür. Bu sene de 5 Kasım’da Vakkorama’nın anahtarını kendi oğluma teslim edeceğim.

“BİZ DEVLETİZ, KAPATIRIZ”

ATAMAN: Daha düşünce aşamasında bile Anayasa suçu işleyecektik. TRT tekeline aykırıydık, telsiz yasasına aykırıydık, TRT yasasına aykırıydık. Vericileri de Türkiye’den alamayacağımız için ya kaçak yolla birinden alacağız ya da kaçak yolla biz getirecektik. Suç ortağı önemlidir, dolayısıyla hiçbir zaman Power FM’e ya da başkalarına rakip gözüyle bakmadım.

HAKKO: Altı ay sonra mağazanın içine ellerinde sigaralarla 18 kişilik dumanlar içinde bir grup girdi. Ben arka kapıdan gittim Beyoğlu’na geziyorum ama dünyam bitti. Mühürlediler.

CUMBUL: 1 Nisan’da bütün radyolarla birlikte bizim Radyotek de kapatıldı. Yasa da daha çıkmamış, ben Türkiye’ye geri dönüş sağladım. İlk röportajım da Blue Jean’de çıkmıştı, radyolar kapanınca ‘Meltem Sustu’ diye başlık atmışlardı.

ATAMAN: İki tane başarısız kapama girişim oldu. Bir tanesi Eylül ayındaydı. Biz apar topar organize ettik, Ankara’ya gittik. Demirel kapatmak istemiyordu, MGK baskı yapıyordu. O ilk denemeleri atlattık. Ocak ayında ikincisi İçişleri Bakanlığı genelgesiyle geldi, onu da atlattık. Üçüncü genelde 1 Nisan’da geldi, Ulaştırma Bakanlığı’ndan.

HAKKO: Kurban Bayramı’ndan bir gün önce kapandık. Demirel kapatıyoruz dedi. Biz de kapatamazsınız, çünkü TV’leri de kapatmanız lazım dedik. Bugün hala radyo ve TV tek kanun altında geçiyor. ‘Yok TV’leri kapatmayacağız,’ dedi.

ATAMAN: Ali Karacan tüm saflığıyla ‘Ben uydudan yayın yapıyorum, kapatamazsınız,’ diyordu. Ali’nin dizine vurdu Demirel. ‘Ali, biz devletiz, istediğimiz gibi kapatırız,’ dedi.

“MÜHRÜ HAFİFÇE SÖKTÜK”

HAKKO: Mührü hafifçe söküp mağazanın içinde yayın yapmaya başladık. Ve orada kuvvetlendik. Yayıncılığı daha iyi anladık. Fransa ve Amerikan radyolarından kasetler geliyordu, o kasetlerden öğrenmeye çalışıyorduk. Bu arada çalışmaya başladık, siyah kurdeleleri antenlere bağladık.

ROXANNE YURCHAK (DJ): Bizi hiç işsiz bırakmadılar, hepimize Vakko’da iş buldular. Beni de Swatch’ta işe aldılar. Swatch o sırada Paris’te bir sunum yapıyordu Jean-Michel Jarre’la, oraya yolladılar. Radyolar açılınca dönecektim, ‘Biz senden çok memnunuz, burada çalışmaya devam et,’ dediler ama benim işim radyoculuktu.

ATAMAN: Siyah kurdele eylemi The Marmara’da başlarken ben irticalen konuşuyorum, Power FM yayınlıyor, bütün radyolar da ondan alıp yayınlıyor.

SEDEF KABAŞ (POWER FM HABER SPİKERİ): Cem Bey son anonsu benim yapmamı istedi. Ben özel günlerde özel metinler yazardım. 10 Kasım, 29 Ekim, 23 Nisan ya da Anneler Günü gibi… O kalemimin gücüne de inandığı için son anonsu da benim yazmamı istedi. İçten bir metin kaleme aldım, o da onay verdi. O son anonsla Power FM’in son yayını yapıp dinleyicilerimize veda ettik.

ATAMAN: Bir saat içinde bütün Türkiye’yi hükümete karşı eyleme geçirdik. Taksiciler trafiği kilitledi. Başbakanlık ve bakanlıkları faks yağmuruna tuttuk, özgürlüğün sesini kıstırmayın diye bir sayfalık ortak mesaj yayınlattık her yerde.

HAKKO: Radyomu istiyorum diye çalıştık, gençler ayaklandı, derken Tansu Çiller başbakan olacağı zaman ‘Oğlum da radyosunu istiyor,’ dediğinde biz onun altyapısını yapmıştık. Onunla konuştuk. Defalarca söyledik…

“DENİZ GEZMİŞ’İN ASILDIĞI SUÇUN AYNISIYDI”

ATAMAN: Demirel’den sonra DYP’de liderlik yarışı başladı. Star TV’de bütün adayların katılacağı bir açık oturum vardı. İsmet Sezgin ağır abi durumundan katılmadı. Ben Bedrettin Dalan’ı işledim. Çiller’e söyleten arkadaşımız Genç Radyo takımındaydı ama aynı zamanda da DYP’de genel sekreter yardımcısıydı. Bir başkası da Köksal Toptan’a söyletti. Ben ilk kez Dalan ekranda ‘Radyomu istiyorum,’ der diye bekliyordum. Biri orada söylerse diğerleri de boş durmaz, onlar da söyler diye hesap ediyorduk. Sonra Tansu Hanım söyledi ve bütün sempatiyi o topladı. Diğer ikisi de hiçbir şey söylemedi.

HAKKO: Açıldığımız 5 Kasım akşamı acayip bir parti vermiştik. Beş-dört-üç-iki-bir yayındayız diye geriye saymıştık. İkinci kez çok korkarak açtım. Kimse gelip mührü sökmemişti. Tansu Çiller başbakan oldu ama… Korktuk, o heyecanı yaşayamadık.

ATAMAN: 1992-1993 yılını hatırlatayım size, karanlık bir dönemdi. Uğur Mumcu cinayeti, Eşref Bitlis’in öldürülmesi, Sakarya-Hendek’teki faili meçhul cinayetler… Hükümete karşı devrim yaptık, Meclis bastık, eylem yaptık, hiçbirimizin başına iş gelmeden sonuç alarak bitirdik. Biz Anasaya’yı değiştirdik. Cebren anayasayı değiştirme suçu bu. Deniz Gezmiş’in asıldığı suçun aynısıdır. Uzun süre dillendirmedik bunu. 12 Eylül Anayasası’nı ilk delen harekettir. 1995’te üç-beş madde değiştirdiler diye bayram yaptılar. Stratejisi, doğru taktiği ve vizyonu olmayan bir şey sonuca ulaşmaz.

YARIN

QOSHE - 30 sene önce Taksim’de bir bodrum katında Türkiye değişti: Power FM’in sözlü tarihi - Oray Eğin
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

30 sene önce Taksim’de bir bodrum katında Türkiye değişti: Power FM’in sözlü tarihi

87 5 14
03.11.2022

Gözlerini yeni yeni dünyaya açan, yabancı dergileri takip eden, yabancı müzik dinleyen biri için 90’lı yılların hemen başındaki Türkiye çöl gibiydi. Ama çölde su bulmuş gibi heyecanlı ve umutluyduk da bir yandan. Bir değişim başlamıştı. Blue Jean dergisi, Ömer Karacan’ın programları adeta bir gençlik hareketinin gelmekte olduğunun habercisiydi.

Ve-Ve-Ve…Vakkorama.

Taksim’de tam 40 yıl önce 1982 yılında açılan bu mağaza gençliğin buluşma merkeziydi. Paramızın yettiği bir ürünü almak, Swatch saat takmak, paketi içinden daha pahalı hediyelere sahip olmak bile bir başka dünyanın da olduğunu, bu enerjinin burada sınırlı kalamayacağını hissettirirdi.

O yüzden Cem Hakko tam da Vakkorama’nın ortasında özel bir radyo kurmaya karar verdiğinde bunun Türkiye’nin tarihini değiştireceğini hissediyordum. Bildiğimiz hiçbir şeye benzemiyordu Vakkorama. Daha yayına çıkmadan Power FM de bildiğimiz hiçbir şeye benzemeyecekti; belliydi.

Taksim’deki Vakkorama daha önce eşi benzeri olmayan bir mağazaydı.

Ben o yıllarda Vakkorama’nın ortasında Power FM’in camından içeri bakan, Funky ‘C’ gibi kimi DJ’leri ta o yıllardan tanıyıp arkadaş olmaya çalışan, onlardan biri olmaya özenen, daha doğrusu onlar kadar ‘cool’ olmak isteyen bir çocuktum. Geceleri aşık olduğumu düşündüğüm kızlara Zeynep’ten istek şarkı yollardım. Hafta sonları Cem Ceminay’a telefonla bağlamak için telefonu meşgul ederdim. Mr. Sonic’le röportaj yapmıştım. İstek şarkı için saatlerce radyonun başından kalkmazdım. Kulağımda bir Walkman, sabahtan akşama radyo dinlerdim. Yalnız olmadığıma eminim.

Türkiye’nin de radyo günleriydi işte. Ben de eski radyoculardan sayılırım işte; en azından dinleyici olarak.

O günler aynı zamanda ilk başarıya ulaşmış gençlik hareketi ve sivil itaatsizlik eylemine sahne oldu. Radyoculuk Türkiye’de hiçbir zaman sadece radyoculuk değildi. Vakkorama’nın içindeki stüdyonun camına anonslar ve şarkılar kadar eylemler, isyanlar, şöhretler ve ilk kadın başbakan bile yansıdı.

5 Kasım 1982: Vakkorama’nın kuruluşu.

5 Kasım 1992: Power FM’in yayına başladığı gün.

Birinin üzerinden 40, diğerininkinden 30 sene geçmiş.

Birkaç gün sürecek bu yazı dizisi iki hafta boyunca yüz yüze, Zoom, Skype, WhatsApp veya telefon üzerinden o dönemin tanıklarıyla konuşarak hazırlandı. Saatler süren söyleşi kayıtlarından hem Power FM’in hem de Türkiye’nin o en heyecanlı günlerinin sözlü tarihini belgelemek istedim.

Power FM’in sözlü tarihi aynı zamanda gençliğimizin de hikayesi.

Kimse benden bunu yapmamı istemedi. Ama ben öncelikle o dönemin dinleyicisi olarak kendi kendime bu işe kalkıştım. Bir de bütün kazanımlarının sürekli unutturulmaya çalıştığı Eski Türkiye’nin kültürel mirasına sahip çıkmak için.

Söyleşiler okuma kolaylığı açısından kısaltılıp düzeltilmiştir. Arşiv ve bazı randevuların ayarlanması konusundaki yardımlarından dolayı Power FM yayın direktörü Burçin Acer’e katkılarından dolayı teşekkürler.

CEM HAKKO (VAKKORAMA VE POWER FM KURUCUSU): Askerliğimi yapmış, tatil sonrası tam İsviçre’ye dönüp işe başlamaya hazırlanıyordum. Go-Kart’ta dünyada ilk 15’teydim. Orada devam etme, yarışçı olmaya doğru gitme seçeneğim vardı. Aynı zamanda üniversite bitirdiğim için iş görüşmelerine de başlamıştım. Babam [Vitali Hakko] her şeyi düşünmüş oysa.

BÜLENT KORMAN (REKLAMCI): Vakko’nun ajansı Era’ydı. Cem okulu bitirip İsviçre’den Türkiye’ye gelip gelmeme konusunda tereddütlüydü. Bay Vitali de zeki bir adamdı, kendinden sonraki nesle aktarmak istiyordu Vakko’yu.

HAKKO: Taksim’de Vakkorama’nın olduğu yeri gösterdi. Ortası bomboş mermer, hamamdı aslında. Bir anda bin metrekare, gençliğin geleceği, kendi hayallerimi yaşatacağım bir yer buldum. Atladım ortasına. Babam da insanları denizin ortasında bırakmayı sever. Olursa babam hem beni Türkiye’ye getirecek hem de beni Vakko’nun içine sokmadan bir şey yapıp yapmayacağımı görmüş olacaktı.

BERNA SAĞLAM (VAKKO GRUP İLETİŞİM KOORDİNATÖRÜ): Gençlerin spor yaptığı, buluşabildiği, kültür matinelerinin olduğu, hayran oldukları insanların konuştuğu bir yerdi Vakkorama.

HAKKO: Bir şey de harcamadık, mermer öyle kaldı, önüne stantlar koyduk. Café de yukarıdan, The Marmara’dandı.

KORMAN: Vakko’yu biraz daha üst segmente çektik, Vakkorama için ‘genç yaşayanlar’ diye bir slogan buldum. Kültür Matineleri diye bir şey oluşturduk.

Radyo kurmak hobilerini işe dönüştüren Cem Hakko’nun çocukluk hayaliydi.

“EN BÜYÜK TUTKUSU RADYOYMUŞ”

HAKKO: Çarşamba akşamları 17:00’de satış duruyordu, herkese yastık dağıtıyorduk. Aklınıza kim gelirse gelip konuşuyordu. Ajda Pekkan, Kenan Doğulu, Hıncal Uluç… Zamanla Kültür Matineleri herhalde devrini doldurdu, belki de daha çok gence ulaşmak istedik.

KORMAN: Cem’in hobilerinin, asıl ilgilendiği ve çok başarılı olduğu şeylerin bir çeşit birleştiği yerdir Vakkorama. Kayak, go-kart, windsurf’e düşkün biridir. Vakko için giderdik Paris’e, bavul dolusu CD’yle gelirdi. Her birini dinler, sabahlara kadar listeler yapardı. Az-buz bir iş değildir bu.

HAKKO: Ben vinyl tutkunuydum. Swissair’in çantaları vardı, onda bütün vinyl’leri taşıdık. Her seferinde en az 30-40 tane. Champs-Élysées’de bir mağaza vardı, Türkiye’den bile bütün DJ’ler gidip oradan plak alıyordu. O mağazanın sahibini sonra Vakkorama’da çalışanımız olarak aldık. İyi bir arşiv de oluştu. Mağaza içinde müzik yapmak, defileler için müzik yapmak, arkadaşlar için müzik çalmakla başladım. Küçükken de DJ’liğim vardı Yeşilköy’de. Anne-babama akşam sinemaya gidiyorum deyip DJ’lik yapardım.

KORMAN: En büyük tutkusu radyoymuş meğer. Bir gün radyo yapmak.

HAKKO: Fransa’da yollarda ‘radyomu istiyorum,’ diye bağırdığımız günler vardı. O gün radyocu olacağım demiştim. Üç arkadaş bir gün oturuyorduk. Esat Edin önce Kemer Country Golf’ten bahsetti. Ali Karacan da basına girmek istediğini söyledi. Ben de radyocu olmak istiyorum dedim. Gençlik içimde kıpır kıpır, öyle başlamış oldu.

“MODA KURULUŞUYUZ, RADYO NE ALAKA”

SAĞLAM: Biz bir moda kuruluşuyuz, ne alaka diyen çok insan oldu. Buna mı efor harcanıyor diyen sert sesler vardı. Çok merak edenler de vardı. Ben Cem Hakko’nun ekibiydim, biz ona inanıyorduk. Eski ekipte batacak mı çıkacak mı gibi bakan da olabilir.

HAKKO: Babam bir kere başkalarının önünde bana sert çıktı. Nedenini........

© Habertürk


Get it on Google Play