"Sarı Zarflar" son yılların en tehlikeli filmi mi |
Yanında Alman Kültür Bakanı’yla Berlinale Palast’ta filmi “Sarı Zarflar”ı izleyen yönetmen İlker Çatak gece yarısına doğru çıktığı sahnede Oscar’a aday bir yönetmene pek benzemiyordu. Belki üzerinde düşünülmeden seçilen ayakkabıları ve kötü kesim takımıydı sorun. Ya da: bir gurbetçi çocuğu ne kadar Oscar’a aday olursa olsun özünde her zaman bir gurbetçi çocuğudur.
Gözleri başarıdan kamaşmış, teni parıl parıldı. Beden diliyle ekibine ve izleyicilere teşekkür etmek isteyen bir yönetmendense mikrofonu çok iyi kullanmayı öğrenmiş bir MC’ydi o gece. Ne de olsa Berlin artık onun oyun alanı. Gösterilen bu ilgiyi sonuna kadar hak ediyor.
“Öğretmenler Odası” filmi Oscar’da Almanya adına yarıştı. Bu rüzgarla birlikte “Sarı Zarflar” da Berlin Film Festivali’nde ortalığı inletiyor. Gala gecesinin biletleri da çıktığı ilk dakikalarda tükendi. Berlinale tek bir güne neredeyse 10 tane basın gösterimi koydu. Film ayakta alkışlandı, oyuncular anons edildiğinde salonda kıyamet koptu. Almanya’nın Kültür Bakanı bile bir Türk yönetmenin filmini izlemek için ayağına geldi. Gerçi film Almanya’da çekildi, Alman devletinin desteklediği Berlinale’de gösteriliyor, ama sonuçta Türkiye hakkında.
“Benimle çalışan herkes büyük bir risk aldı,” diyor Çatak salonda kopan alkışın ardından. “Risk almak” adeta “Sarı Zarflar”ın de facto kampanya sloganı oldu. Bu filmin Türkiye için “çok tehlikeli” olduğunu söyleyenleri duyuyorum. “Otoriterliğe başkaldırdığını” ekliyorlar. “Türkiye’de kesin yasaklanacağı” ya da “hiç vizyona girmeyeceğini” iddia ediliyor. Hatta “Filmin değindiği temalar o kadar riskli ki bu yüzden Almanya’da çekilmiş,” diyenler bile var.
Film 22 ülkeye şimdiden satıldı, aralarında Türkiye de var. Demek ki Türkiye’de de vizyona girecek ve her isteyen izleyebilecek, kararını verecek.
Kulaktan kulağa öyle yayılmış olabilir ama tehlikeli, muhalefetin etrafında kenetleneceği, söylenmeyeni söyleyen, bugünkü siyasi ortama meydan okuyan bir tarafı da yok. Aksine siyasi altyapısını sosyal medyada da aşina olduğumuz klişe sloganlarla oluşturuyor, yapmaya çalıştığı muhalefet de yüzeysel. Gitmek istediği yerlere tam varacakken vazgeçiyor, daha sütün tadına bakmadan yoğurdu üfleyerek yiyor. Ama yine de baştan sona gayet güzel, bir televizyon dizisi ritminde, merak ettirerek, kendinden kopartmadan izlettirmeyi başarıyor.
BİR BAŞKA FİLMDEN ESİNLENMİŞ
Devlet Tiyatroları’nda biri oyun yazarı, diğeri başrol oyuncusu olarak görev yapan Ankaralı çiftin işlerine son vermesiyle başlıyor hikaye. Oyun yazarı ve oyuncu çift birebir Noah Baumbach’ın “Marriage Story” filminden kopyalanmış. Çatak esinlendiğini gizlemiyor. Adam Driver ve Scarlett Johansson’ın yerine Tansı Biçer’in yazdığı satırlara Özgü Namal’ın Derya Tufan’ı hayat veriyor onun versiyonunda.
Anladığım kadarıyla art-house, avant-garde tiyatro metinleri kaleme alıyor Biçer’in canlandırdığı karakter. Aynı zamanda üniversitede de ders veren oyun yazarı karakteri. “Frapan Toprak” oyunu yüzünden de başı belaya giriyor. İçeriği anlatılmıyor ama oyununa “Frapan Toprak” gibi komik bile denemeyecek bir isim veren birinin işsiz kalmasına karşı çıkmak da çok zor görünmüyor.
Çocuğunu........