Tradwife akımı: Kadınlar özgürlükten sıkıldı mı?
Son zamanlarda Amerika’da genç kadınlar arasında tuhaf bir şey oluyor. Özgürlüğün, bağımsızlığın ve “kendi hayatının patronu olmanın” sembolü olarak pazarlanan kadın imgesi, yerini giderek daha geleneksel bir kadınlık estetiğine bırakıyor.
Vanity Fair, 17–21 yaş arasındaki genç kadın influencer’ların tradwife estetiğine yöneldiğini yazdı. Yemek yapmak, ev düzenlemek, evlilik, kocaya bağlılık, çocuklar… Geleneksel roller sosyal medyada yeniden görünür hale geliyor.
İlk bakışta bu, gençlerin muhafazakârlaşmasından ziyade gelecekten duyulan korku olarak okunabilir. Hoş, muhafazakârlık da hayatın getirebileceği olumsuz çıktılara karşı gelenekten bir kalkan geliştirmektir zaten.
Yapay zekânın işleri ortadan kaldıracağı endişesi, ekonomik güvencesizlik, kariyerin artık güvenilir bir gelecek vaat etmemesi, sürekli değişen dünyada hayatın kontrolünü kaybetme hissi… Çok yakın zamana kadar “kariyer” kadınları bir yerden bir yere ulaştırabiliyordu. Şimdilerde kariyer de bir kadının hayatını teminat altına almaya yetmiyor.
CİNSEL ÖZGÜRLÜK ≠ DUYGUSAL GÜVENLİK
Mesele yalnızca ekonomik değil. Romantik hayat da giderek daha fazla belirsizlik üretiyor. Modern kültür gençlere cinsel özgürlüğü tartışmasız bir kazanım olarak sunuyor. Hook-up kültürü, bağlanmadan cinselliği yaşamanın ve seçenekleri açık tutmanın özgürleştirici olduğu fikrini pompalıyor.
Fakat cinsel özgürlük ile duygusal güvenlik aynı ihtiyacı karşılamıyor. Çok sayıda partnerle kısa süreli ve bağsız ilişkiler olağan kabul ediliyor. Ancak genç kadınlara söylemedikleri şu: Bu kadar çok seçenek arasında, tek bir insanla kurulan ciddi, sahici, güvenli ve süreklilik taşıyan ilişkinin sağladığı şeyi elde etmeniz mümkün değil.
Çünkü güven,........
