SDG'nin 48 saati: Otonomi hayali bölgesel realiteye çarptı |
18 Ocak 2026’da Ahmet El Şara'nın imzalayıp Mazlum Abdi'nin önce hava muhalefeti nedeniyle daha sonra Kandil baskısıyla imzalamaktan çekindiği 14 maddelik metin, SDG ile Şam yönetimi arasında bir ateşkes ve entegrasyon zeminini şekillendiriyor. Ancak özünde SDG'nin sahadaki hızlı çözülüşünü simgeliyor. Ve Suriye’nin tek çatı altında toplanma arzusunu yansıtıyor.
Dün yapılan karşılıklı görüşmede Şara'nın Abdi'ye Savunma Bakanı yardımcılığı görevini teklif ettiği ve Haseke'ye atanacak vali için de bir aday seçmesinin istendiği aktarıldı. Ancak Abdi'nin Haseke'nin tamamında SDG yönetimi talep ettiği ve Şara'nın da bunu reddettiği bildiriliyor.
Gerçi SDG, Fırat'ın doğusunun yanında Enerji ve Savunma Bakanlığı'nı, IŞİD'le mücadele adı altında tüm ülkede askeri asayiş sağlama yetkisini ve asayişi sağlayacak kişilerin atamasını sadece kendisinin yapmasını, Suriye ordusuna tabur ve tümen olarak entegre olmayı istiyordu. Gelinen noktada hepinizin gördüğü o 14 maddelik anlaşma SDG için yutulması zor bir demir leblebi.
Anlaşma, Fırat’ın doğusuna çekilme, Rakka ve Deyrizor’un tam idari-askeri devri, Kürt bölgelerindeki sivil kurumların Şam’a entegrasyonu gibi kritik adımlar içeriyor. Ayrıca petrol ve gaz sahalarının kontrolü, SDG personelinin Suriye devlet yapısına bireysel bazda dâhil edilmesi, yabancı PKK unsurlarının çıkarılması gibi düzenlemeler de bulunuyor. Kürt kültürel ve dilsel haklarına dair verilen güvenceler ise ilk kez bir kararnameyle sabitleniyor. Ayrıca SDG’nin askeri yapılanmasının Şam ordusuna bireysel katılımlarla entegrasyonu da mümkün olacak.
Bu metin, SDG’nin fiili federasyon beklentilerine kesin bir son veriyor.
Kürtler kaybetmiyor ama SDG'nin zemin kaybettiğini ilan ediyor. Özellikle Şam’ın “Kürtlerin sahip olduğu temel haklardan faydalanmasının devletin lütfu değil, devletin sağlaması gereken bir zorunluluk olduğu” açıklaması SDG’nin özerklik projesinin Kürt tabanındaki........