We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Montrö lobisinden de değilim ama...

89 28 0
21.12.2019

Kanal İstanbul tartışması yeniden ısındı. ‘Yeniden’ diyorum çünkü ben bu tartışmaya biraz daha erken girmiştim. “Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) Türkiye”nin 2015 yılında, akademisyenlerin katkılarıyla hazırladıkları ilgi çekici rapor 2018’de önüme düştüğünde, yani daha önce heyecanlanmama neden olan Kanal İstanbul’un faydadan çok zarar getirebileceğini görmüş, ürkmüş ve yazmıştım.

İlgili yazım için :

  • MARMARA ÖLÜ DENİZ Mİ OLACAK?

KANAL İSTANBUL’UN SİYASALLAŞMASI

Toplum, Gezi olaylarının yatışması için istişare edilen Taksim Platformu'nun eylemselliği bitirme şartlarından biri olarak ileri sürdüğü "Kanal İstanbul yapılmasın" talebinden dolayı, hâlâ Kanal İstanbul’a projenin işlevselliği üzerinden değil, siyasi kamplaşmanın büyütecinden bakıyor.

Geniş bir kitle, taa o günlerden kalma Gezi Parkı eylemleri ve Taksim kalkışması iticiliği nedeniyle yeşil diyene, tabiat, çevre diyene, "Dur yapma" diyene tepkili. Militan AK Parti taraftarlığı duyargaları dev boyuttaki yeni havalimanının uluslararası uçuşların geçiş noktası, uluslararası hava yolları firmalarının transfer ve aktarma merkezi (hub) olmasının yaratacağı ‘hava kirliliği’ maliyetine karşı duyarsız mesela. Istranca ormanları ölünce acı acı ağlarız ama.

Ben Gezi olayları diye bilinen park eylemlerinin çıkışına konu olan talebi makul bulmakla beraber, ‘Anadolu isyanı’na vardığı noktaya ve eylemlerin devamında kullanılan ‘küstah’ dile karşı koymuş biriyim. O eylemlerde tecessüm eden alaycılığın ve millete karşı kullanılan dilin nasıl bir karşı tepki doğuracağını da öngörmüştüm. Sonu nereye vardı zaten bugün hepiniz biliyorsunuz. O günlerin ruhunun, içerdiği kinin tecessüm ettiği kişi işte Barış Atay. Meclis'te çok geniş bir halk kitlesinin oy verdiği AK Parti’yi nasıl tehdit ettiğini, partiyi geçtim kitleye de dönüp parmak salladığını görüyorsunuz.

Amma velakin, böyle bir pozisyon almış olmak insanların çevre sorunlarına dair artan kaygılarını haklı bulduğum gerçeğini de değiştirmiyor. Bilakis ben de o kaygıları taşıyanlardanım. Buna ilişkin olarak da defaatle yazdım. Hatta Türkiye’nin neden çöp ve atık ithal ettiğini köşesine taşıyıp itiraz etmiş iki üç yazar arasındayım. Bkz:

  • OYSA PEYGAMBERİ ‘ÇEVRECİ’ OLAN TEK ÜMMETİZ

TEORİDE HARİKA BİR FİKİR

Elbette Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da haklı olduğu bir yer var. Diyor ki: “Boğazlarda, Montrö’de bize tanınan bir hak yok, istedikleri gibi gelip........

© Habertürk