We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Gelecek Partisi’nin geleceği

54 12 0
15.12.2019

Ahmet Davutoğlu’nun kuruluşunu ilan ettiği ‘Gelecek Partisi’ resmen ve fiilen siyasi doğumunu gerçekleştirmiş bulunuyor. AK Parti ile ilgili tartışmalar “Büyü bozuldu” tespitiyle başlamıştı. Duygusal boyutu itibarıyla hüzün verici bir durum. Öte yandan güçlü baba figürlerine karşı rüştünü ispat eden evlatların kapıyı çarpıp gitmesi ve ayrı eve çıkması kadar da doğal bir durum.

Bırakın majör kırılmaları bir yana, her şey sütliman olsaydı bile 17 yıllık iktidarın sonunda böyle gelişmeler olması şaşırtıcı olmazdı.

Türkiye’nin yüzde 50’sini tek bir partinin çatısı altında toplamak fazlasıyla esnek, her politik pozisyona yer veren, çoğulcu bir yapı iseniz mümkün olabilir, değilseniz olmaz. Genel başkanının aynı anda cumhurbaşkanı olduğu, çok sesliliğin, eleştirel bakışın hainlik ya da en basitinden ayıp sayıldığı, safları sık dokunmuş bir yapı iseniz parti kimliğinin zemini yüzde 50 gibi büyük bir kalabalığı taşımaz. Öteden beri AK Partili olanların Cumhur İttifakı’nın diğer ortağı olan MHP’li profillere linç ettirildiği, ‘beka’ üzerinden Cumhur İttifakı’na eklemlenmiş Vatan Partisi’nin iktidara yakın kanallarda “Darbecilikten kaçınmanın yollarını” anlattığı bir atmosferde “Hayır bu bizim AK Partimiz değil” diyenlerin artması normaldi. ‘Devletin bekası’ meselesi birleştirici bir temel olabilir ama aslen siyaset ya da politika değildir, bilakis siyaseti durdurma, askıya almadır. Dolayısıyla saf sıklaştırma vadesi de kısadır, acil ve olağanüstü durumlar nedeniyle bir araya gelmiş parçalar, aciliyet ortadan kalkınca ya da eskisi kadar sahici gelmemeye başladığında kendilerini yeniden tartar ve kendi doğrularının ya da analizlerinin peşinden giderler.

Tavan safları sağlam tutarsa taban da hizada durur formüllerinin miadı bir yerde dolacaktı, fazla bile dayandı. Üstelik zaten tavan sabit durmuyordu, eylem söylem tutarlılığı sık sık sekteye uğruyordu ve tabandan gelen, yapılan yanlışlardan dönülmesi çağrılarına kulak tıkamak alışkanlık haline gelmişti.

Davutoğlu ve ekibinin beraberce ortaya çıkardığı manifesto partinin üst kademelerinde tevazu ve dürüstlükle ele alınabilseydi belki gidişatın yönü değişebilirdi. Ancak manifestoya taraftar olanların karga tulumba derdest edilmesinde fayda görüldü. Davutoğlu’nu ihraç ettirmek için fırsat kollayanlar “Bu adam gitsin artık” diyenler, “Sıkıysa kursun o partiyi, kuramaz” diyenler vardı, yeni bir parti kurmaya cesaret edemeyeceğini düşünüyorlardı. Şimdi “Oha yav, gitti ciddi ciddi ve parti kurdu, çünkü hain” diyorlar.

Bütün yetersizliğine ve tepki çekme riskine rağmen, Gelecek Partisi’ne yönelik itirazlar büyük olasılıkla yine ‘buradan’ kurulacak. Daha doğrusu çiçeği burnunda parti “Madem öyle, bu ayrılışın bedeline katlanırsın” yollu ‘cezalandırma’ salvolarından nasibini alacak. Sürecin nasıl ilerleyeceğini Şehir Üniversitesi tartışması üzerine ileri sürülen “Davutoğlu ve Babacan Halk Bankası’nı dolandırdı” iddiası gösterdi.

HUSUMET DEĞİL, ÇÖZÜM VE TEDAVİ YARIŞI OLMALI

İktidar, muarızına karşı partiye ihanet, hatta giderek yurda ihanet temasını sürdürebilir. Türkiye Cumhuriyeti tarih boyunca “İçinden geçmekte olduğumuz hassas dönemleri” yaşadı ve buna rağmen mevcut partilerden ayrılanların yeni partiler kurması her zaman olgunlukla karşılandı. Zaten partiler bu yüzden bölünür ya da ayrışmalara maruz kalır: Hassas dönemlerde ve hassas sorunlarda çözüm ve tedavi yöntemleri farklılaştığı için.

Bu noktada Davutoğlu’nun da Babacan’ın da eleştirilerini şahsileştirmeden ve muhafazakar/dindar partileri tarihin karanlık fonuna yerleştirmeden siyaset yapmaları, ayrışmayı büyük ve kapsamlı bir ‘reddiye’ olarak değil, ‘restorasyon’ ve ‘tedavi’ odaklı yürütmelerinde fayda olduğunu söylemek lazım.

MUARIZINI DOĞRU SEÇME DÖNEMİ

Neden derseniz, sözde AK Parti’yi desteklemek adına Davutoğlu’nun suçlarını sıralamaya kalkışan Vatan Partisi’nin geçen haftaki manşetinin hem AK Parti’yi hem de AK Parti’den koparak yeni bir hareket başlatanları, yani iki tarafı birden ilgilendirdiğini hatırlatmak isterim.

Aydınlık gazetesi malum “Biz aslında iktidardayız” diyen Doğu Perinçek’in gazetesi.

Vatan Partisi beka meselesi üzerinden iktidara eklemleniyor. Bu sadece ‘vatan’ ile de sınırlı değil. Eski Yugoslavya’da Miloseviç, Boşnakları keserken Miloseviç’e “Ülkesini savunan adam” diye kol kanat germiş, öldürülen Müslüman Boşnaklara da ‘hain, bölücü’ en hafifinden ‘ahmak’ diyebilmiş bir siyasi çizgiden bahsediyoruz.

Gelin görün ki Doğu Perinçek birkaç yıldır “Fikirlerimiz iktidarda” diyor,........

© Habertürk