menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Savaşın tek hedefi İran mı?

31 0
wednesday

ABD-İsrail ittifakının İran’a saldırısıyla başlayan savaş, dördüncü haftasını doldurmak üzere.

Trump’ın müzakere ve görüşme iddiaları İran tarafından yalanlandı. Burada gerçekten bir görüşme mi var? Yoksa bir müzakere zemini hazırlanmasından mı söz ediliyor? İkincisi daha mantıklı bir ihtimal olarak öne çıkıyor.

Savaşın giderek küresel ölçekte krizlere yol açması, özellikle Amerikan yönetimi üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Ancak Trump başta kendi iç kamuoyu olmak üzere, ikna edici bir “zafer hikayesi” oluşturamadığının farkında. Bir taraftan görüşme ve anlaşmadan söz ederken, diğer yandan bölgeye asker göndermesi bir yanıyla bu belirsizliğin ifadesi.

Şimdilik en net olan şu. İsrail, böyle bir müzakerenin varlığı bir yana konuşulmasından bile son derece rahatsız. Trump yönetiminin son 10 günde İsrail’in bazı saldırı ve hamlelerinden “habersiz” olduğuna dair mesajlar vermesinin de beslediği bir alan bu.

Diğer yandan Türkiye’nin merkezinde olduğu, Pakistan ve Mısır gibi ülkelerin de eşlik ettiği görüş, bir an önce bir müzakerenin “aktif” hale gelmesi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bu yönde neredeyse her gün küresel ve bölgesel ölçekte telefon diplomasisi yürüttüğünün altını çizelim. Keza Pakistan’da ortaya çıkacak bir müzakere zemininde de Ankara’nın şu an itibarıyla ciddi bir katkısı olduğunu aktaralım.

KÖRFEZDE ORTAK GÖRÜŞ VAR MI?

Körfez ülkeleri derken hepsinin ortak bir bakış açısı ve görüşü varmış gibi davranıyoruz. Ancak körfez hattında da savaşın gidişatı ve neler yapılacağı konusunda görüş farklılıkları var. Birleşik Arap Emirlikleri’nin tavrı İran’a yönelik müdahalenin devamı yönünde. Suudi Arabistan’ın da bu savaştan ABD’nin sonuç alması yönünde güçlü bir beklentisi var. Tam da bu nedenle bu iki ülkenin savaşa katılabileceği yönünde haberler dolaşıyor.

Körfezin diğer ülkelerinin ise İran saldırılarına tepkisi olsa da, savaşta aktif rol almak bir yana bir an önce meselenin müzakere zemininde ele alınmasına yönelik yaklaşımları daha güçlü.

SAVAŞIN TEK HEDEFİ İRAN MI?

Hazır konu buraya gelmişken, şu soruyu ele almanın tam yeri olabilir. Bu savaş, gerçekten sadece İran’ı mı hedef alıyor, yoksa Ortadoğu’da yeni bir düzen kurmanın arayışı mı?

ABD’nin uzun soluklu diye tanımlanan Ortadoğu stratejilerinin bugüne kadar ne kadar başarılı olduğu hayli tartışmalı. 2000’den 2011’e kadar olan dönemde rejim değiştirme odaklı olan planlar, 11 Eylül saldırısıyla birlikte doğrudan askeri müdahale ile “düzen kurma” arayışına dönüştü.

Ancak bu stratejiler devletlerin çöküşüne yol açtığı gibi, Irak gibi ülkelerde İran nüfuzunu artırdı. Hatta yine aynı şekilde ortaya çıkan boşluklarda Tahran’ın vekil güçlerinin gücü ve etkinliği daha geniş bir alana yayıldı. Bugünden geriye “direniş ekseni” olarak tanımlanan alan/ağ, zaman içinde İsrail’i tedirgin eden bir boyuta erişti.

İSRAİL’İN TEHDİT ALGISI

Böylece İran Arap dünyasının kritik başkentlerinde ciddi bir etkinlik sağladı. İsrail’in kendisine yönelik tehdit algısı büyüdükçe, Amerikan yönetimlerini bu alana daha çok çekmek için çaba harcadı.

2020 sonrası düşük yoğunlukla olarak devam etse de, ABD’nin rejim değiştirmekten çok “İran’ın gücünü sınırlayan” bir arayışa girdiğini söyleyebiliriz. Bu aynı zamanda yeni bir “güvenlik konsepti” anlamına geliyordu.

Bu konsepti üç başlıkta özetleyebiliriz. İsrail merkezli güçlü bir güvenlik ağı. Körfez ülkeleri ile geniş çaplı bir askeri entegrasyon. İran’ın füze ve nükleer kapasitesinin sınırlandırılması, yanı sıra vekil güçlerinin zayıflatılması. “Abraham Anlaşmaları” da bu arayışın zeminiydi.

Trump’ın yeniden gelmesiyle birlikte ilan edilen konsept, “bölgede müttefiklerle yük paylaşımı ve ortak kazanım” olsa da gelinen aşama ortada. İran’a yönelik ağır saldırı, devam eden savaş ve mevcut tablo.

Bunun ardından nasıl bir bölgesel düzen oluşacağına dair tahminleri de bir sonraki yazıda konuşalım.


© Habertürk