Mehmet Çebi'nin saatlerini gördükten sonra,"Saat koleksiyonu yapıyorum" diyenleri pek ciddiye almayacaksınız!

Etrafımızı saran sıkıntı verici, hattâ boğucu savaş ve felâket havasından biraz olsun uzaklaşabilmek maksadıyla, geçen gün bir dostumla beraber Kabataş’tan Karaköy’e giden caddenin üzerindeki Tophane-i Âmire binasında bir açılışa katıldım: Mehmet Çebi’nin “Muhteşem Cep Saatleri” sergisinin açılışına...

Önce, tanımayanlar için Çebi’nin kim olduğunu söyleyeyim: Türkiye’de 80-90 seneden buyana artık sadece dar bir çevrenin merakı hâline gelen hat sanatımızı ayağa kaldıran, son yıllarda hattın birçok eve girmesini sağlayan, bu konuda ardarda müsabakalar ve sempozyumlar düzenleyen, neticede hattatlar ile müzehhiplere iş imkânı sağlayan bir işadamı ve zengin bir kolleksiyonun sahibidir ve benim de yakın dostlarımdandır. Hattın yanısıra Türk resmini de en iyi bilenlerin başında gelir; yurt dışındaki müzayedeleri yakından takip eder, buralardan bizimle alâkalı ve Türkiye’de olması gereken önemli hattatların yazdığı elyazması Kur’anlar, hatlar ve daha başka objeler satın alır, ismi bu konular ile ilgilenenlerin ilk sıralarında geçer ve bir de müzesi vardır: Dünyanın ilk “Hilye-i Şerif ve Tesbih Müzesi”nin sahibidir.

Mehmet Çebi senelerdir “Eski cep saatleri toplamaya başladım, iyi bir kolleksiyon olacak” diyordu ama ne yalan söyleyeyim, bu yeni hevesinin amatör seviyede kalacağını zannediyordum. Fakat, Tophane-i Âmire’de açtığı sergiyi görünce ne kadar önemli bir iş yaptığını ve benim de ne kadar yanıldığımı anladım. Çebi, Avrupa’daki müzayedelerden ve antikacılardan 1500 civarında cep saati toplamış, mekânın saatlerin tamamının sergilenmesine alan bakımından imkân vermemesi yüzünden Tophane-i Âmire’ye bunların sadece 307’sini getirebilmişti.

Sergi salonunda 1600’lerin sonundan 1900’lerin başına kadar geçen dönemde yapılmış Patek Philippe, Breguet, Vacheron Constantin, IWC, Lange Söhne, Ulysse Nardin, Aureole, Chaton, Achille Trégent,Auber, Le Phare, Audemars, Prior, Jacob Frisard, John Barton, Gregson Eberhard, Terrot, Bourrit, Le Roy, Rossel, Pavel Bure, Elgin gibi dünyanın en meşhur saat markalarından şimdi artık mevcut olmayanlara kadar uzanan bir markalar resmigeçidi vardı. Mücevherlisinden minelisine, Türk pazarı için imal edileninden ön ve arka kapakları padişah resimlisi yahut istanbul manzaralısı olanına ve tuğralısına kadar çeşit çeşit cep saati... Meselâ, Auguste Courvoisie’in yapımı olan 1850 tarihlisinin kapaklarında Sultan Abdülmecid çizimi ile bir Haliç görüntüsü vardı, bundan birkaç yıl sonra imal edilmiş Rosenfeld markalısının arka yüzünde de mine ile işlenmiş pırlantalı bir ay-yıldız, ön yüzde ise Sultan Abdülâziz’in çizimi yer alıyordu.

Çebi’nin koleksiyonundaki en kıymetli parçayı Rus Çarı Birinci Nikola’nın 1844’te İngiltere’deki Windsor Kalesi’nde buluştuğu İngiltere Kraliçesi Victoria ve kocası Prens Albert’e hediye ettiği ve kapağında Çar’ın resminin, arkasında da Romanof Hanedanı’nın amblemi olan çift başlı kartalın bulunduğu Calame Robert markalı cep saati teşkil ediyordu ve orijinal kutusu da hâlâ mevcuttu.

Türkiye’nin en zengin saat kolleksiyonu, Kanunî Sultan Süleyman ile Üçüncü Selim gibi saat meraklılarının mekânı olan Topkapı Sarayı’ndadır. Sarayda duvar saatinden masa saatine kadar dünya kadar marka mevcuttur ama cep saatlerinin adedi bunlara nisbeten azdır.

Mehmet Çebi’nin koleksiyonu, işte bu noksanı telâfi ediyor ve çok önemli bir kuralı hatırlatıyor: Ciddî, kaliteli ve zengin bir koleksiyonun üç şartın biraraya gelmesi ile yapılabileceğini; bilgi, zevk yahut dikkatli bir göz ve bol para sahibi olmadan bu işin mümkün olamayacağını...

Koleksiyonun açılışına beraberce gittiğimiz bir dostum sergilenen cep saatlerini görünce “Çebi’yi deliliğini bilirdik ama meğerse zırdeli imiş” dedi ve dostumun söylediğine zevk ile hak verdim.


© Habertürk