We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Yazılmadan kırk yıl önce adı konan roman!

61 5 0
27.10.2019


Daha önce okuduğu bir kitabı, ikinci kez, üçüncü kez neden okumak ister insan?
Daha önce okuduğum birkaç kitabı, yıllar sonra durup tekrar okuduğum halde bu sorunun net bir cevabı yok bende.
Cemal Süreya’nın çok eski bir yazısının başlığı hala aklımda; “İki Kez, Üç Kez”...
Bu yazısında şair de benim sorduğum sorunun cevabını arıyordu.
Ne yazık ki onda da net bir cevap yoktu. “Kişiden kişiye değişen bir durumdur bu durum” diyordu. Kendi kişisel serüveninde, Dostoyevski’nin örneğin “Suç ve Ceza”sını iki, “Karamazovlar”ını dört, “Budala”yı iki kez okuduğunu anlatıyordu.


*

Hayatımızda iz bırakın bazı kitapları ilk okuma serüvenimiz hiç çıkmaz aklımızdan.
En azında bende öyle olur.
“İnce Memed”le ilk tanışmam, daha çocukken Fakir Baykurt’un “Tırpan” romanını bulmak için giriştiğim macera, Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza”sı ile Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” ile “Tehlikeli Oyunlar”ını, Vedat Türkali’nin “Bir Gün Tek Başına”sını, Orhan Pamuk’un “Kara Kitap” ve “Sessiz Ev”ini ilk okuduğum anlar, bütün ayrıntılarıyla hala aklımda...
Hepsinin hayatımda o kadar mühim bir yer var ki...
Yıllar sonra bu kitaplardan bazılarını yeniden okudum. Bu yeniden okuma isteğimin altında, sanırım ilk okunduğu anda bende bıraktığı duyguyu yeniden yaşama isteğiydi.
Ama heyhat.. Zaman kırılıp tuz buz olabilen camdan bir şeyse eğer, o cam kırıkları battı dimağıma ikinci okumada. İlk okuma, müthiş bir keşif olarak durdu orada, zamanın bana öğrettiklerine güvenerek, o kitaplarda ulaştığım yeni bilinç düzeyiyle bir şeyler aramaya başladım ikinci okumada.
Çoğunlukla da buldum. Ama ilk olana ihanet etmiş gibi bir hisse de kapılmadım değil.


*

Ahmet Haşim’in “Suyu yakuta döndüren bu hazan/Bizi gark eyliyor düşüncelere” dizelerinde tasvir edilen ana benzer bir anda, en devrimci Müslüman arkadaşım Nurettin Yaşar abimle memleket ahvalini, edebiyatı konuşarak yürürken İstanbul’un şahane bir yerinde, birden sözü Orhan Pamuk’un “Sessiz Ev” romanına getirdi kral arkadaşım, dedi ki:
“Osmanlı’dan sonra yeni yönetimin mantalitesini ilk fark eden yazardır Orhan Pamuk. Pozitivist modernistlerin mekanik zihni erken keşfetmiş adam. Bu romanında, o kaba, içeriksiz, okumuş, özentili Batıcı zihni çok iyi tiye alıyor. Her şey seramoni, tiyatro...”
O konuşurken, 35 sene önce okuduğum romana gitti aklım. İzin vermedi uzun uzun düşünmeme:
“Romanın kahramanlarından Faruk’un soyadını hatırlıyor musun?” diye sordu.
“Hatırlamaz mıyım? Darvınoğlu...” dedim.
“Darvınoğlu ya! Pozivist aklın kendine uygun gördüğü soyadına baksana?”
“Sahiden” dedim. “Ben onu Darvin’le ilişkilendirmemiştim...”
“Dinsizliği matah bir şey sanan ansiklopedist Selahattin’in buluşu, seçimi... Hani doktorluğu bırakıp, Allah’ın yokluğunu ispatlamak için bütün hayatını bir ansiklopedinin uğruna heder etmiş adam...”
Bu minval üzeri uzun uzun konuştuk.
Akşam eve geldim, kitabı bulunduğu yerden çıkardım. Karıştırmaya başladım.
(Sahi Oğuz Atay kitap “karıştırıyordu” değil mi Bülent Abi?)

Ne yazık ki bendeki nüsha yeni... Okuduğum ilk baskı Can Yayınları........

© Habertürk