We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Stockholm, Nazım ve Cegerxwin

33 2 0
29.01.2020


Stockholm’e her gelişimde yüzlerce sürgün hikayesi üşüşür beynime; bu kez de öyle oldu.

Çok eski sürgünleri bir yana bırakırsak, 1970’li yılların başından itibaren üçüncü dünya ülkelerinde yaşanan askeri darbelerin kıyıcı zulmünden kurtulan bir yığın aydın için bu şehir güvenli bir liman, bir sığınak oldu.

Başının belaya girdiğini gören, göreceğini hisseden birçok yazar, sanatçı, entelektüel, fikir adamı soluğu bu şehirde aldı.

Bu yüzden sürgün edebiyatında bu şehrin özel bir yeri vardır.

Bizden Yaşar Kemal’in, Demir Özlü’nün, Zülfü Livaneli’nin, Mehmed Uzun’un, Firat Ceweri ve daha birçok yazarın edebiyatında Stockholm mühim bir yer tutar. Bu şehir hepsine kol kanat germiş, hepsini korumuş, onları bağrına basmış, günü geldiğinde kimisini memleketine uğurlamış, kimisini de kendi sakini haline getirip buralı kılmış.

Yaşar Kemal, son yıllarında yazdığı “Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana” romanının önemli bir bölümünü bu şehirde yazdı, takip eden ciltlerini de burada tasarladı. Mehmed Uzun bütün romanlarını bu şehirde yazdı. Zülfü Livaneli’nin “Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm” romanı burada geçer, Demir Özlü’nün “Stockholm Öyküleri”nin mekanı burasıdır.

Adorno’nun deyimiyle bu şehir, “dili istimlak” edilen yazarların sığınma evidir.

Türk şiirinin “mavi gözlü dev”i, “romantik komünist” Nazım Hikmet’in yolu 1955 yılında bu şehre bir kez düştü. Çok az kaldı burada. Biraz daha uzun kalsaydı, neredeyse proletarya diktatörlüğü ve onun ulu önderi Stalin’e olan sarsılmaz imanının menteşeleri gevşiyordu. Hemen kaçtı!

Şairi diyalektik materyalizm korudu!

“Kürt müziğinin Sezen Aksu’su” varsa, “Kürt şiirinin Nazım Hikmet'i" de vardır kuşkusuz, o da Cegerxwin’dir. İşte bu büyük şairin de yolu bu şehre düştü ama o Nazım Hikmet’in tersine bu şehri yeni vatanı belledi. Son yıllarını bu şehirde geçirdi, burada öldü.

Proletarya diktatörlüğü ve onun demirden peygamberi Stalin’e inanmış bir Ortodoks Marksist olarak gelmişti bu şehre; burayı yurt bilip ölümüne kadar kalınca, imanı gevşedi; sanırım imansız gitti öte dünyaya.

Diyalektik materyalizm onu koruyamadı!

Nazım Hikmet’in Stockholm macerasını can yoldaşı Zekeriya Sertel “Nazım Hikmet’in Son Yılları” kitabında anlatır.

Bir kongre münasebetiyle şairle dostu bu şehirde buluşur.

İsveç’in bir refah memleketi olduğu biliniyor, kaliteli bir hayat sürüyor bura halkı. Memleket yüz elli yıldan beri savaş görmemiş, İkinci Dünya Savaşında keşfettikleri demir madeninin geliri başta olmak üzere bütün gelirini sanayiye yatırmış, refah düzeyi artmış, bununla beraber dünyanın en illeri demokrasisinden birini inşa etmişler.

İki dost bir gün kongreden firar edip şehri dolaşmaya çıkarlar.

Arabası olan yurttaşlar, şehirlerine gelmiş olan dünyanın ünlü şahsiyetlerine arabalarını tahsis etmişler. Bu arabalardan birisine binince Nazım, bu kapitalist burjuva şehrinde gördüklerini Moskova’da çıkan bir komünist gazeteye yazma sözünü vermiş ya, bunu fırsat bilir, şoföre soru sormaya başlar.

Şoför İngilizce biliyor, Zekeriya Bey tercümanlık yapar ikisine.

Nazım şoföre ayda ne kazandığını sorar. Mihmandar şoför olmadığını, arabanın sahibi olduğunu, geceleri sokak lambalarının yanıp söndürme işinde çalıştığını, gündüz de kendisi gibi ünlü şahsiyetleri gezdirmeye gönüllü talip........

© Habertürk