We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Nobel’in tılsımı!

83 2 0
03.11.2019

Bir kitapçıya girdim. Her tarafa baktım, bulamadım. Mecburi bilgisayar başındaki kıza sordum:

“Bu yıl Nobel alan yazarların kitapları var mı?”

Önüme düştü. Ayrı bir yerde bir masanın üzerine bir sürü kitap yığılmıştı. Ön sırayı gösterdi, gitti.

Bu yıl Nobel alan Avusturyalı Peter Handke’nin üç kitabı, geçen yıl bir skandal dolayısıyla verilmeyen ancak bu yıl ödülünü alan Polonyalı Olga Tokarczuk’un tek kitabı vardı teşhir masasında.

Peder Handke’nin “Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi”, “Çocuğun Öyküsü” ve “Solak Kadın”ını; Olga Tokarczuk’un “Koşucular”ını aldım, kitapçıdan çıktım, bir kahveye oturdum, Peter Handke’nin “penaltıcsı”dan başladım okumaya.


*

Birkaç sayfa okumuştum ki, kafam başka yere gitti. Okumaya ara verdim. Düşünmeye başladım.

Şu anda masanın üzerinde önümde duran kitaplar belli ki daha önce de gözüme çarpmıştı. Hele Handke’nin kitabının adını 1988’den beri biliyordum. Kitap bizde çıkmış, belki de adının çekiciliğinden, belki de birkaç yıl sonra Wim Wenders’ın ta 1971 yılında aynı kitaptan uyarladığı filminin o yıllarda bir toplu gösteri kapsamında İstanbul Sinema Günleri’ne gelmesinden bir ara çok meşhur olmuştu bizde.

90’lı yılların başında bu kitabın adını bilmeyen yoktu okumuş yazmış muhitlerde. Tıpkı “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği”ndeki “dayanılmaz hafiflik” deyimi gibi “kalecinin penaltı anındaki endişesi” de olur olmadık yerlerde kullanılıyor, bir sürü yerde karşımıza çıkıyordu.

Popüler olması mıydı beni romandan soğutan -ki o yıllarda popüler olan her şeye burun kıvırıyordum- kitabı alıp okumadım.

Kaçırdığımız filmler gibi kaçırdığımız kitaplar da vardır. Bu da benim payıma düştü.

Zaten kitabın adı yazarın adından daha meşhur olduğu için Nobel aldığında ilk aklıma gelen romanının adı oldu. Demek Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi’nin yazarı Nobel almıştı!

Varşova Üniversitesi’nde psikolog olarak çalışan Olga Tokarczuk’un adını ise ilk defa duyuyordum.


*

Aklıma gelen ve beni o sırada okumakta olduğum kitaptan koparan şunlara benzer sorulardı:

Şu kitaplarını önüme yığdığım bu iki yazar, biri 2018’in, öteki bu yılın Nobel’ini almamış olsalardı, o kitaplar şu anda önümdeki masada durur muydu? Ben onlara bir an önce okumak için iştahlı iştahlı bakar mıydım? Belki de daha önce kitapçı raflarında birkaç kez gözüme çarpan ve hiç dikkatimi çekmeyen bu kitapları şimdi benim için çekici kılan şey neydi?

Bu soruların tek bir cevabı vardı.

Kuşkusuz Nobel Edebiyat Ödülü’nü almış olmalarıydı!

Nobel almamış olsalardı, ben hiçbir şekilde onları satın alıp okumayacaktım.

Bu durumda, kitapçı raflarında, dağıtımcı depolarında belki de Nobel veya herhangi bir önemli ödül almadığı için kaçırdığım, alıp okumadığım, dikkatimi çekmeyen nice kitap ve yazar vardı.


*

Verilmeye başlandığı 1901 yılından beri bu ödülü bütün dünyada bu kadar çekici, bu kadar prestijli kılan şey neydi acaba? Yüz yıldan beri edebiyat çevreleri bu soru etrafında birkaç TIR dolusu laf ettiler, üzerine kitaplar yazıldı, tartışıldı, hala tartışılıyor, gelecekte de tartışılacak.

Hak edip de almayan, hak etmeyip de alan yüzlerce yazarın gelip geçtiği bu evrende Nobel, edebiyatla uğraşan her yazarın rüyalarını süsler. Ama ulaşılması herhalde dünyanın en güç ödülüdür. Hayır jürinin kılı kırk yaran titizliğinden, senin muhalif veya iktidar yanlısı olmandan, şiddete karşı olup olmamandan, eserlerinde vicdan meselelerini ön plana çıkarıp çıkarmamandan, sağcı solcu olmandan........

© Habertürk