We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Masumiyet Müzesi’nde yangın!

35 3 0
04.12.2019

Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’nin bulunduğu Çukurcuma semtine, çok sonra müze olacak olan evin satın alınmasından beş sene önce, 1992 yılında taşındım. Oturduğumuz ev, müzeye çok yakındı.

Sonra aynı semtte başka bir mahalleye, bu kez Orhan Pamuk’un başta yazıhane, şu anda ev olarak da kullandığı apartmanın yakınında bir yere taşındım.

Çok uzun yıllar komşu kaldık.

Çoğu zaman aynı sokaklarda karşılaşıyor, birbirimize gidip geliyorduk.

Dostluğumuz hala sürüyor. “Elli yaşından sonra eğer beş dostun kaldıysa onlar en kıymetlileridir” derler ya, Orhan Pamuk o beş dosttan birisidir benim için.

Her görüşmede yanından biraz daha zenginleşmiş olarak ayrılırım.

Eserleri içinde “Masumiyet Müzesi”ne -hem romanına hem de müzesine- çok kıymet verir. Çok emek vermiş olması değildir bu eserine verdiği özel önem, yazar olarak dünyada kimsenin yapmadığını yapmış olması da değil; bu iki şeyin yanında yarattığı şeyi kendisinden sonra da yaşatma çabasıdır daha çok.

O yüzden romanın kaderini müzenin kaderine, müzenin kaderini romanın kaderine bağlamış. Bundandır; romanla ilgili gelen her dizi veya sinema filmi teklifine çok ihtiyatlı yaklaşır. En küçük bir hatanın müzesini zarar vereceğini düşünür. Üstüne titrer, onu en önemli eserlerinden birisi olarak görür.

Dünyada en çok satan romanı budur. Bu eserle yaptığının dünya edebiyatında başka bir örneği yoktur. Daha önce “müze romanlar” yazıldı ama bir romanın içinde rol alan eşyaların sergilendiği bir müzeyi ilk defa Orhan Pamuk açtı.

Roman mı müzedir, müze mi roman sorusunun cevabını edebiyat fakültelerinde okuyan öğrencilere tez konusu olarak bırakalım; müze için bir yer arama gününden romanın yayınlandığı ana kadar birçok aşamasına tanıklık etmiş birisi olarak, hafta sonunda basında çıkan “Masumiyet Müzesinde korkutan yangın” haberini okuduğum anda sanki o yangın benim evimde çıkmış gibi bir hisse kapıldım.

Sonra bodrumda bulunan jeneratörde kaynaklı yangının müzeye önemli bir zarar vermediğini, çok çabuk kontrol altına alındığını öğrendim, az biraz rahatladım.

Bu yazıyı yazmadan önce gidip yangının verdiği tahribatı görmek istemedim zira o tahribat ne kadar küçük olursa olsun, yaratıcısını ne kadar çok üzdüğünü tahmin edebiliyor, bir de ben yerinde üzülmek istemiyorum.

Allah korusun, eviniz yanar yenisini yaparsınız, ama içinde yanan sizin hatıralarınızsa, hafızanızsa eğer, onun yerine hiçbir zaman yenisini koyamazsınız.

Masumiyet Müzesi’nde 1950-2000 tarihleri arasında İstanbul’un elli yıllık hafızasının çok önemli eşyalarının koleksiyonu var.

Hepsini Orhan Pamuk tek tek sağdan soldan, çoğunu aile evlerinden toplayarak oraya getirdi.

Hepsine kendi romanı gibi baktı, gözü gibi korudu.

Anlatılması güç bir eserle birlikte var etti, bir romanın içinde bize önce o eşyaları okuttu, sonra okuttuklarını götürüp orada sergileyerek bize gösterdi.

1996 yılının kışıydı sanırım. Yağmakla, yağmamak arasında kararsız bir hava vardı Cihangir’de. İstanbul’un bütün kirli havası Çukurcuma’nın çukurunda birikmişti sanki. Dükkanlar yeni yeni açılıyordu. O saatte sokakta ne işim vardı hatırlamıyorum.

Bir köşede aniden Orhan Pamuk çıktı karşıma. Onun ne yaptığı belliydi:

“1996 ile 2000 yılları arasında, sabahları kızımı okula götürürdüm. Onu Tophane’nin arkasındaki (Keskinlerin evinden 300 metre uzakta) –Keskinlerin evi şimdiki Masumiyet Müzesi MK- okulun kapısına bıraktıktan sonra, Beyoğlu Çukurcuma, Firuzağa ve Cihangir’in arka sokaklarında, o gün yazacağım şeyleri (Benim Adım Kırmızı, Kar) düşüne düşüne yürüyerek yazıhaneme giderdim. Sabahın serinliğinde, dükkanlar yeni yeni açılır, fırından ekmek ve simit kokuları gelir, hızlı hızlı yürüyen öğrenciler okullarına yetişirken, bu sokaklarda yürümekten çok zevk alırdım.”

Bu sokaklarda, dükkanların vitrinlerinde, kapı önüne açılmış tezgahlarda gördüğü her şey ona buralarda geçen ilk gençlik yıllarını hatırlatır, ta o yıllarından kalma o eşyaların eski parlaklığını yitirmeden hala buralarda dolanıyor olmalarından zevk alır, onları toplu bir yerde bir çerçeve içine koyup sonsuza kadar........

© Habertürk