menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kürtçe, Kürdistan'dan daha kıymetlidir!

185 0
25.01.2026

Çok uzun bir süreden beri kendime verdiğim bir sözü tutuyorum. Elimden geldiği kadar gündelik siyasete, herkesin konuştuğu “büyük” meselelere dair yazı yazmamaya çalışıyorum. Herkesin uzmanı olduğu bir meselede (Türkiye’de herkes siyaset, ekonomi ve futbol uzmanıdır, hatta o sırada gündem neyse onun uzmanıdır) ne söylersen söyle sözünü kimseye dinletemezsin; herkes kendi ideolojisinin mürididir artık.

Dolayısıyla mezkûr meselemiz üzerine; devam eden süreç, Suriye’de olup bitenler, bu hadiselerden mütevellit gidişatımıza dair yazmamaya, konuşmamaya çalışıyorum. Bunun birçok kişisel sebebi var, girmeyeceğim. Müsaadenizle son bir defa içimde birikenleri söyleyip sözü tekrar sevdiğiniz meselelere, edebiyata, şiire, tozlu raflarda kalmış insan portrelerine getireceğim, söz. Biliyorum bu yazdıklarımın da bir faydası olmayacak ama olsun! Ne zaman yarası derin, içi kanayan, cılk yaralarına sürecek bir merhem bulamayıp, sanki hekimmişim gibi koşup benden medet uman dostlarıma, sadece tek bir şey söylüyorum, “yaz, geçer” diyorum.

Yazalım bakalım, geçecek mi?

Ulus devletler çağında -ki bu Fransız ihtilaliyle başlar ve bütün bir on dokuzuncu asrı kaplar- pıtırak gibi devletler biterken yeryüzünün farklı coğrafyalarında, o devletleri kuranlar ilk etapta yurttaşlarına mutlu, güvenli ve zengin bir hayat vaat etmediler, o sonrasının işiydi… Sonranın işi deyip bunu gerçekten de sonrasında iş edinip işe girişenler, dünyada demokrasisi güçlü, hukukun her şeye egemen olduğu nispeten adaletli devletler haline geldiler. Saydığım üç şeyi (yurttaşlarını güvenli bir ortamda, zengin ve mutlu yaşatma) yerine getirmeyenler ise, askeri darbeler, iç karışıklıklar, enflasyon ve terör belasıyla karşı karşıya kaldılar. Kürtler ne birinci ne de ikinci grubun içinde yer aldılar. Çünkü onların bir devleti olmadı. (Olsaydı, kesinlikle ikinci grupta yer alacaklardı.) Tam tersine, toprakları dört devlet arasında bölüştürüldü. O devletlerin “eşit vatandaşı” olmanın önü kesildi. Ötekileştirildi. Dilleri yasaklandı. Kimlikleri inkâr edildi.

İsyan ettiler; liderleri darağacına gitti. Ağladılar; duyan olmadı. Kimyasal gaza, toplu göçe, yer değiştirmelere, sürgünlere maruz kaldılar; pek kimseler umursamadı.

Tarih kadar uzun bir hikâyenin sonunda geldik bugüne.

Bu saatten sonra Kürtlerin bir devlet kurmaları mümkün değil. (Bana göre akılcı bir girişim de değil.) Eğri oturup doğru konuşalım, iğneyi önce kendimize batıralım. Dört farklı devletin sınırları içinde yaşayan Kürtlerden bir devlet çıkarmak, bir yaz gecesi, ışıksız bir yerde berrak gökyüzündeki yıldızları saymaktan daha zor bir iştir. Ayrıntısına hiç girmeyeceğim.

Peki, sen ne öneriyorsun diyeceksiniz?

Ben Kürtlere kuracakları bir devlet yerine, yaşadıkları devletlerin sınırları içinde orayı kim yönetiyorsa, hangi parti iktidardaysa veya iktidara geliyorsa onunla ittifak yapıp o ülkenin yönetimine ortak olmayı öneriyorum!

Tek çözüm yolu budur bana göre.

Ulus devletler çağı geride kaldı. Kürtler bu treni yüz yıl önce kaçırdı. Şimdi dünya yeni bir çağa giriyor. Yapay zekâ bize yeni bir dünya ve yeni bir hayat vadediyor. Kurulmakta olan yeni dünyanın nasıl bir dünya olacağına; onu kimlerin, hangi değerlerle yönettiğine bağlı olacak. Hayatımızı kendimiz planlayacağız. Eğitimi, sağlık takibini, öğrenmeyi, hatta duygusal seçimlerimizi bile devlet değil kendimiz planlayacağız. Hızla otonom bir hayata gidiyoruz. Evler, şehirler, ulaşım her şey otonom hale geliyor. Zaman kavramı değişiyor. Rutin işler azalıyor. Boş zamanlarımız artıyor. Yeni meslekler doğuyor. Nakit para dolaşımdan çıkıyor. “Bilmek” değil “doğru soruyu” sormak makul hale geliyor. Bırakın yeni bir devlet kurmayı, “insan olmak ne demek” sorusu hepimiz için elzem soru haline geliyor. Bilişime, teknolojiye yatırım yapan, yaratıcı beyinler yetiştirip çağın önünde durmaya çalışanlar belirleyecek bu yeni dünyanın düzenini; yeni devlet kurmanın peşinde koşanlar değil. Şimdiye kadar tartıştığımız hiçbir meselenin hükmü kalmayacak bundan böyle. Sloganların, kahramanlık destanlarının, göğüslere takılan general apoletlerinin, etrafı yakıp yıkmanın dönemi hızla kapanmak üzere.

Kurulmuş olan devletler bile bu muazzam gelişmeler karşısında nasıl ayakta kalacak, ona bakıyorlar şimdi.

Biliyorum, Kürtler haritaların cetvelle çizdiği çizgilerden çok daha kadim bir hikâyenin taşıyıcılarıdır. Mezopotamya’nın Anadolu’nun kadim kültürüne basılmış mühürleri var. Ortadoğu’da dağların gölgesi, ovaların sessizliği, nehirlerin sabrı onların dilinde, “stran”larında ve hafızasında ortak bir yankı buldu bugüne kadar. Bu yankıya ne sesler karışmış, bir bilseniz!

Haçlıları durduran İslam komutanı Selaheddînê Eyyubî onların çocuğudur; İstanbul’u fethederek yeni bir çağ açan Sultan Fatih’i yetiştiren, onun hocası Mela Goranî onların arasından çıkmış; imanı akılla temellendirip modern çağın şüphelerine Kur’an merkezli cevaplar arayan büyük alim Bediüzzaman’ın adı........

© Habertürk